Türk edebiyat dünyasında derin izler bırakan Kemal Özer, 9 Mart 1935 tarihinde İstanbul sınırları içinde dünyaya gözlerini açmış, şairlik ve yazarlık kimliğiyle modern edebiyatımızın köşe taşlarından biri haline gelmiştir. İlk gençlik yıllarında geliştirdiği edebiyat tutkusunu, ömrü boyunca sürdürdüğü yayıncılık, editörlük ve örgütlü mücadele çalışmalarıyla harmanlayarak Türk yazı sanatına yön vermiştir. Resmi olarak taşıdığı Özer Özler adını 1970 yılında aldığı mahkeme kararı ile geride bırakan sanatçı, geniş kitleler tarafından bilinen edebi imzasıyla eserlerini üretmeye devam etmiştir. Yarım asrı aşan üretken ömrü, 30 Haziran 2009 günü yine doğduğu şehirde noktalanmıştır.
Eğitim Hayatı ve Yayıncılık Serüveni
İlk ve orta öğrenimini İstanbul'un farklı semtlerinde tamamlayan genç yazar, 1954 yılında tarihi İstanbul Erkek Lisesi koridorlarından mezun olmuştur. Edebiyata yönelik ilgisi henüz lise sıralarındayken filizlenen Özer, yüksek öğrenim için adım attığı İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'ndeki eğitimini tamamlamadan yarıda bırakmıştır. Henüz üniversite sıralarında bir öğrenciyken kaleminden dökülen ilk yazılar basında yer bulmaya başlamıştır. Edebiyat dünyasına aktif girişini ise fakülteden edindiği yol arkadaşlarıyla birlikte 1956 ile 1960 yılları arasında çıkardığı ünlü a dergisi ile gerçekleştirmiştir.
Meslek hayatına 1959 yılında Kim dergisi bünyesinde düzeltmenlik yaparak adım atan edebiyatçı, ertesi yıl aynı görevle Cumhuriyet gazetesi kadrosuna dahil olmuştur. Bu köklü gazetede, emekliliğe ayrılacağı 1981 yılına kadar kesintisiz ve özverili bir şekilde çalışmıştır. Gazeteciliğin yanı sıra 1965-1970 yılları arasında kitapçılık ve yayıncılık alanlarında da çeşitli girişimlerde bulunmuştur. Bu süreçte, 1966 ile 1968 yılları arasında Şiir Sanatı isimli dergiyi okurlarla buluşturmuştur. 1972 yılında ise Yeni A dergisinin kurucu kadrosunda görev alarak derginin yayın çizgisine yazılarıyla katkı sağlamıştır. Emekliliğinin ardından Karacan Yayınları'nda çalışan Özer, 1983 yılında prestijli Varlık dergisi genel yayın yönetmenliğini üstlenmiş ve bu sorumluluğu yedi yıl boyunca başarıyla yürütmüştür. 1989 yılında kendi yayınevi olan Yordam Yayıncılık'ı kurarak edebiyata hizmet etmeye devam etmiştir. Hayatının son dönemlerinde ise şu sorumlulukları üstlenmiştir:
- Mesleki gelişiminde düzeltmenlikten genel yayın yönetmenliğine kadar farklı kademelerde görev almıştır.
- Kurucusu veya yöneticisi olduğu dergilerle yeni edebi toplulukların oluşmasına katkı sunmuştur.
- 1999 ve 2000 yıllarında Türkiye Yazarlar Sendikası bünyesinde ikinci başkanlık pozisyonunu doldurmuştur.
- Yaşamının son yıllarında düzenli biçimde soL Haber Portalı aracılığıyla okuyucularıyla buluşmayı sürdürmüştür.
Edebi Çizgisindeki Dönüşüm ve Toplumcu Gerçekçilik
Yazın hayatına adım attığı ilk yıllarda, dönemin popüler akımı olan İkinci Yeni Hareketi içerisinde kendine yer bulmuştur. Bu estetik anlayışın izlerini, yayımladığı ilk üç şiir kitabında belirgin şekilde hissettirmiştir. Zaman içinde sanatsal çizgisinde köklü bir değişim gerçekleştirerek yönünü toplumcu gerçekçi bir sanat anlayışına çevirmiştir. Edebi eleştirmenlerin değerlendirmelerine göre bu yeni evresinde şair, toplumsal ve siyasal olayları yakından takip etmiştir. Yaşanan bu toplumsal dönüşümlere ve olaylara karşı sıradan insanların geliştirdiği hisleri, düşünceleri ve reaksiyonları büyük bir duyarlılıkla mısralarına taşımıştır. Sanatçının bu yeni eğilimi, özellikle 1970 ile 1980 yılları arasında okuyucuyla buluşan dört önemli kitabına tamamen yön vermiştir.
Dört kitaplık bu dönemin ardından yazdığı şiirlerde ise yeni temalara ve farklı boyutlara açılma arzusu ön plana çıkmıştır. 1983 yılında raflardaki yerini alan Araya Giren Görüntüler isimli eserinde, ülkenin içinden geçtiği 12 Eylül askeri müdahale dönemine dair gözlemlerini ve şahitliğini aktarmıştır. 1985 yılında yayımlanan Sınırlamıyor Beni Sevda adlı yapıtında ise bireysel bir duygu olan sevgiyi ve aşkı, toplumsal bir süzgeçten geçirerek yorumlamıştır. 1995 yılına gelindiğinde basılan Oğulları Öldürülen Analar eseriyle, kayıp evlatlarının izini süren annelerin acı çığlığına ortak olmuş ve onların sesini geniş kitlelere duyurmuştur. Sonraki süreçte kaleme aldığı Onların Sesleriyle Bir Kez Daha çalışmasıyla da uzun süren baskı dönemlerinin ardından haklarını arayan emekçi ve çalışan sınıfların mücadelesini şiirleştirmiştir.
