İsmail Fenni Ertuğrul, Osmanlı Devleti'nin son döneminde ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında yaşamış; felsefe, tasavvuf, edebiyat ve musiki alanlarında derin izler bırakmış çok yönlü bir Türk aydınıdır. 1855 senesinde bugün Bulgaristan sınırları içerisinde yer alan Tırnova kentinde hayata gözlerini açan bu müstesna şahsiyet, ömrünü Doğu ve Batı ilimlerini harmanlamaya adamıştır. Mahalli idare meclisinde azalık yapan babası Mahmud Bey'in himayesinde yetişen Ertuğrul, henüz genç yaşta edindiği sağlam medrese eğitimiyle entelektüel temelini atmıştır. Yaşadığı dönemin sancılı siyasi olayları nedeniyle genç yaşta payitaht İstanbul'a göç etmek zorunda kalan yazar, burada hem bürokratik kariyerini inşa etmiş hem de musiki ve felsefeyle harmanlanmış muazzam bir kültür mirası üretmiştir. 29 Ocak 1946 tarihinde İstanbul'da vefat eden Ertuğrul, tüm varlığını ve basılmamış eserlerini kimsesiz çocukların eğitimi için Darüşşafaka'ya bağışlayarak toplumsal hafızada silinmez bir yer edinmiştir.
Bulgaristan'dan İstanbul'a: Zorlu Yıllar ve İlk Adımlar
Çocukluk yıllarını Tırnova'da geçiren İsmail Fenni Ertuğrul, buradaki rüşdiye eğitimini tamamladıktan sonra medreseye devam ederek ilim tahsilini derinleştirdi. Medrese sıralarında Arapça ve Farsça gibi doğu dillerini mükemmel seviyede öğrenerek klasik İslam kaynaklarına doğrudan erişim sağlama imkanı buldu. Henüz on altısında Varidat Muayyitliği görevine getirildi. Bu görevi esnasında muhasebe tekniklerini öğrenerek mali konularda uzmanlaşmaya başlarken, diğer yandan ruhunu besleyen musiki sanatına da ilgi duymaya başladı. Ancak Tırnova'nın Rus ordusu tarafından işgal edilmesi, genç İsmail Fenni'nin hayatında büyük bir dönüm noktası oldu. Yaşanan bu acı işgal dalgasının ardından, henüz 20 yaşındayken doğup büyüdüğü toprakları geride bırakarak Osmanlı Devleti'nin kalbi olan İstanbul'a göç etmek zorunda kaldı.
Osmanlı Bürokrasisinde Parlayan Bir Devlet Adamı
İstanbul'a gelişinin ardından 1879 yılında Maliye Nezareti bünyesinde memuriyet hayatına başlayan genç bürokrat, üstün zekası ve titiz çalışmasıyla kısa sürede dikkat çekti. Bürokrasideki başarısı, 1883'te Divan-ı Muhasebat üyeliğini getirdi. Kendisini sürekli geliştirmeyi gaye edinen Ertuğrul, dönemin modern eğitim kurumlarından olan Lisan Mektebi'ne girerek buranın Fransızca bölümünü başarıyla tamamladı. Batı dünyasının bilimsel ve edebi birikimini yakından takip edebilmek amacıyla bir süre İngilizce dersleri de alan Ertuğrul, donanımı sayesinde Divan Üyesi unvanına layık görüldü. Kariyer basamaklarını hızla tırmanırken, Mabeyn-i Hümayun bütçesini hazırlayan komisyonda görev alarak mali dehasını kanıtladı. Devletin ekonomik yapısına katkıları bununla da sınırlı kalmadı; meşhur denizcilik işletmesi Şirket-i Hayriye'nin hesaplarını denetleyen özel kurulda da etkin görevler üstlendi. 1898 yılına gelindiğinde ise Dahiliye Nezareti Muhasebe Müdürlüğü makamına getirildi. Resmi görevlerindeki üstün muvaffakiyetleri nedeniyle dönemin padişahı ve devlet erkanı tarafından çeşitli nişanlarla ödüllendirilen İsmail Fenni Bey, 1911 yılında emekli olarak aktif bürokrasi hayatını noktaladı.
İlim, Musiki ve Eşsiz Bir Kültür Mirası
Resmi görevlerinden emekli olduktan sonra köşesine çekilmek yerine entelektüel üretkenliğini artıran İsmail Fenni Ertuğrul, yaşamının son otuz beş yılını tamamen ilme ve sanata adadı. Bu olgunluk döneminde araştırmalarını derinleştirdi. Felsefe, tasavvuf, musiki ve şiir üzerine yoğunlaştı. Hem geleneksel musiki makamlarına hakim bir besteci ve güfteci hem de Batı felsefesini yakından inceleyen bir mütefekkir olarak Doğu ile Batı arasında köprü kurdu. Çok yönlü kişiliğiyle dikkat çeken aydınımız, şu uzmanlık alanlarıyla tanınmıştır:
- Tasavvuf ve Felsefe: Geleneksel İslam irfanını modern çağın felsefi akımlarıyla harmanlayarak özgün eserler kaleme almıştır.
- Musıki ve Edebiyat: Klasik Türk musikisinin makam yapılarına uygun güfte ve bestelerle sanat dünyamıza katkı sağlamıştır.
- Sözlükçülük ve Yazarlık: Geniş bir kelime hazinesiyle sözlük ve telif eserler üretmiştir.
Yazdığı eserlerle adından söz ettiren Ertuğrul'un bütün entelektüel çalışmaları maalesef sağlığında yayımlanma şansı bulamamıştır. Yazarın basılmamış on beş civarında telif ve tercüme eseri mevcuttur. 29 Ocak 1946 tarihinde İstanbul'da hayata gözlerini yuman ve naaşı Eyüp Sultan Mezarlığı'na defnedilen bu büyük şahsiyet, arkasında hiçbir mirasçı bırakmamıştır. Asil bir kadirşinalık örneği sergileyerek tüm mal varlığını, basılmamış eserlerini ve kitaplarının basım haklarını Darüşşafaka'ya bağışlamıştır. Ayrıca ömrü boyunca topladığı 9050 ciltlik paha biçilemez kütüphanesini de Beyazıt Devlet Kütüphanesi'ne vakfederek Türk kültür hayatına ölümsüz bir armağan bırakmıştır.
