Yirminci yüzyıl sanat dünyasının en sıradışı ve dönüştürücü figürlerinden biri olan Igor Stravinsky, 17 Haziran 1882 tarihinde Rusya'nın tarihi şehri St. Petersburg'da dünyaya geldi. Rus asıllı sanatçı, yaşamı boyunca Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri vatandaşlıklarını da elde ederek küresel bir kültür elçisine dönüştü. Besteci, piyanist ve orkestra şefi olarak müzikal sınırları zorlayan eserler üretti. Özellikle ritmik yenilikleri ve ezber bozan armonileriyle klasik müziğe yepyeni bir yön verdi. İkizler burcunun çok yönlü özelliklerini taşıyan Stravinsky, geleneksel kalıpları kırarak modernizmin öncülüğünü üstlendi.
Hukuk Sıralarından Müziğin Zirvesine Uzanan Yolculuk
Tam adı Igor Fyodorovich Stravinsky olan yetenekli müzisyen, sanatla iç içe büyüyen bir aile ortamında yetişti. Babası Fiodor Ignatjevic, Sankt-Peterburg Kraliyet Operası'nda bas ses tonuyla şarkı söyleyen saygın bir sanatçıydı. Dört erkek kardeşin üçüncüsü olan Igor, müziğe karşı olağanüstü yeteneğini çok küçük yaşlarda sergiledi. Ancak ailesinin yönlendirmesiyle Sankt-Peterburg Devlet Üniversitesi'nde hukuk eğitimi almaya başladı. Müzik tutkusu hiç sönmemişti. Hukuk fakültesinden 1906 yılında mezun olsa da aklı ve kalbi tamamen notalardaydı.
Genç yıldızın hayatı, 1902 yılında babasını kaybetmesiyle köklü bir değişime uğradı. Bu acı kaybın ardından rotasını tamamen müziğe çevirdi. Konservatuvara kaydolmak yerine, dönemin ünlü bestecisi Nikolai Rimsky-Korsakov'dan ders almayı seçti. Stravinsky, kendisini adeta ikinci bir baba olarak gördüğü bu büyük ustadan 1903'ten itibaren üç yıl boyunca özel dersler aldı. İlk bestelerini de hocasının yoğun teşviki ve yardımlarıyla bu dönemde kaleme aldı. 1906 yılında yaşamını Yekaterina Nosenko ile birleştirdi. Bu evlilikten Soulima, Ludmila, Maria Milena ve Fyodor adlarında dört çocuğu dünyaya geldi.
Savaşlar, Göçler ve Dünya Sahnelerinde Yankılanan Notalar
Stravinsky'nin dünyaca tanınması, Paris'teki Rus Balesi için aldığı özel siparişlerle gerçekleşti. Bu yoğun çalışma temposu yüzünden 1910 ile 1914 yılları arasında ülkesi Rusya'da çok az vakit geçirebildi. Birinci Dünya Savaşı yıllarında güvenli bir liman olarak gördüğü İsviçre'ye yerleşti. Savaş sonrasında, 1920 yılında ailesiyle beraber Fransa'ya göç ederek yaklaşık yirmi yıl boyunca bu ülkenin farklı şehirlerinde yaşadı. Nihayet 1934 yılında Fransız vatandaşlığına hak kazandı.
Bu süreçte, 1917 yılındaki Bolşevik Devrimi nedeniyle vatanındaki tüm mülklerini kaybetti. Ciddi finansal zorluklarla karşılaşan sanatçı, geçimini sağlamak amacıyla besteciliğinin yanı sıra aktif olarak piyanistlik ve orkestra şefliğine yöneldi. Bu amaçla Avrupa genelinde, Kuzey ve Güney Amerika'da geniş çaplı turnelere çıkarak adını tüm dünyaya duyurdu.
İkinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde ise ünlü Harvard Üniversitesi'nden aldığı daveti değerlendirerek konferanslar vermek üzere Amerika Birleşik Devletleri'ne gitti. İlk eşi 1939 yılında vefat etmişti. Sanatçı, 1940 yılında uzun süredir tanıdığı oyuncu Vera de Bosset ile ikinci evliliğini gerçekleştirdi. Hollywood'da aldığı evde uzun seneler yaşayan Stravinsky, 1946 yılında resmen ABD vatandaşı oldu.
Yirminci Yüzyılın Dahi Bestecisinden Kalan Eşsiz Miras
Igor Stravinsky, 1962 yılında konserler vermek amacıyla uzun bir aradan sonra doğduğu topraklara, Rusya'ya döndü. Burada Sovyet Lideri Nikita Kruşçev ile iki saat süren baş başa bir görüşme gerçekleştirdi. Kendisine ülkeye kalıcı olarak geri dönmesi yönünde yapılan teklifi kibarca geri çevirdi. İlerleyen yıllarda sağlık durumunun bozulması nedeniyle üreten yönü yavaşladı ve 1966'dan sonra daha az eser vermeye başladı. 1969 yılında New York'a taşınarak ömrünün son dönemlerini bu kozmopolit metropolde geçirdi.
Müzik dünyasında kelimenin tam anlamıyla devrim yapan efsanevi besteci, 6 Nisan 1971 tarihinde 89 yaşındayken New York'ta hayata gözlerini yumdu. Vasiyeti üzerine cenazesi İtalya'nın eşsiz şehri Venedik'e götürüldü. Burada yer alan San Michele Adası'ndaki mezarlığın Ruslar için ayrılmış olan özel bölümünde sonsuz uykusuna uğurlandı.
Stravinsky, sahne sanatları için bestelediği göz alıcı bale müzikleri serisi başta olmak üzere neredeyse her türde başyapıtlar ortaya koymuştur. Yirminci yüzyıl müziğinin tüm gelişim seyrini etkileyen bestecinin geride bıraktığı dünyaca ünlü eserlerinden bazıları şunlardır:
- Bahar Ayini (Paris'teki prömiyerinde büyük olaylar ve isyanlar çıkaran dâhiyane eser)
- Ateş Kuşu
- Kral Oidipus
- C Majör Senfoni ve Üc Bölümden Oluşan Senfoni
- Requiem İlahileri
- Persephone, Tufan ve Çamurun İlerlemesi
- Bülbülün Şarkısı, Düğün, Threni ve yaylı çalgılar dörtlüsü
