Türk tıp dünyasının ve edebiyat çevrelerinin seçkin isimlerinden Prof. Dr. Hasan Hüsrev Hatemi, 12 Aralık 1938 tarihinde İstanbul'da hayata gözlerini açmış ve 2 Nisan 2026'da yine aynı şehirde yaşama veda etmiştir.
İç hastalıkları alanındaki uzmanlığının yanı sıra şair ve yazar kimliğiyle de tanınan Hatemi, ömrünü bilime ve sanata adamış bir şahsiyettir.
Hekimlik mesleğini edebi duyarlılıkla harmanlayarak ardında derin izler bırakmıştır.
Hem hekim kimliğiyle tıp bilimine hizmet etmiş hem de edebiyatçı yönüyle Türk kültür hayatını zenginleştirmiştir.
Bu çift yönlü kariyeri boyunca tıp dünyasındaki gelişmeleri edebi bir dille yorumlamayı başarmıştır.
Ailesi ve İlk Yılları
Köklü bir aile geçmişine sahip olan Hüsrev Hatemi, Salmas doğumlu Ali Asgar Bey ile Azerbaycan göçmeni Cemile Hanım'ın çocuğu olarak dünyaya gelmiştir.
Babası 1898 yılında İran'da, annesi ise 1910 senesinde İstanbul'da doğan Hatemi'nin ikiz kardeşi Hüseyin Hatemi de hukuk alanında profesörlük unvanına sahiptir.
İkiz kardeşlerin her ikisi de kendi alanlarında zirveye ulaşarak adlarını duyurmayı başarmıştır.
Eğitim hayatına İstanbul'da heyecanla adım atan Hüsrev Hatemi, ilk ve orta öğrenimini sırasıyla Talatpaşa İlkokulu ile Şişli Ortaokulunda tamamlayarak eğitim yaşamında kararlı adımlarla ilerlemeyi sürdürmüştür.
Lise çağlarında da başarısını sürdüren genç Hüsrev, 1956 senesinde ise dönemin saygın eğitim kurumlarından Atatürk Erkek Lisesinden mezuniyet derecesini almıştır.
Akademik Yükseliş ve Tıp Kariyeri
Tıp eğitimine İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinde devam eden Hüsrev Hatemi, buradaki yükseköğrenimini 1962 yılında başarıyla noktalamıştır.
Fakülte sıralarında tanıştığı Sezer Göze ile 1963 yılında hayatını birleştirmiş, bu evlilikten İbrahim ve Aybike adında iki evlat sahibi olmuştur.
Eşi ile tıp fakültesi öğrencisi olduğu 1959 yılında tanışan hekim, aile hayatını her zaman kariyerinin önemli bir desteği olarak görmüştür.
Mezuniyetinin ardından akademik çalışmalarına hız vererek 1966 yılında iç hastalıkları uzmanı unvanını kazanmıştır.
Kariyer basamaklarını hızla tırmanan Hatemi, 1971'de doçentlik makamına erişmiş ve özellikle endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları üzerine yoğunlaşmıştır.
Bilimsel alandaki üstün başarıları neticesinde 1978 yılında profesörlük kadrosuna atanan Hatemi, tıp camiasında önemli sorumluluklar üstlenmiştir.
Akademik yetkinliğini yönetimsel başarılarla taçlandıran profesör, 1982 ile 1986 yılları arasında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı görevini başarıyla icra etmiştir.
Bu görevinde önemli adımlar atmıştır.
Uzun yıllar sürdürdüğü bu asil hizmetin ardından, 2006 senesinde yaş haddinden dolayı resmi olarak emekliye ayrılmıştır.
Emeklilik döneminde de mesleki faaliyetlerini hiçbir şekilde durdurmamış, ardından özel bir sağlık kuruluşu olan Alman Hastanesi bünyesinde uzun süre hekimlik hizmetini sürdürmüştür.
Hastalarına şifa dağıtmaya ve hekimlik mesleğini icra etmeye bu kurumda da devam etmiştir.
Edebi Yaşam ve Sağlık Mücadelesi
Hüsrev Hatemi, hekimliğinin yanı sıra kaleme aldığı edebi eserlerle de adından sıkça söz ettirmeyi başarmıştır.
Şiirlerinde hekim kimliğinin bir yansıması olarak hasta, doktor ve hastalık olgularını özgün bir dille işlemiştır.
Yazdığı şiirlerde hekimlik mesleğinde gözlemlediği insan manzaralarını, hastalıkla mücadele eden bireylerin ruh halini ve tabip-hasta arasındaki köklü bağı yansıtmıştır.
Edebiyat alanındaki bu üretkenliği, Türkiye Yazarlar Birliği tarafından 1988 ve 1994 yıllarında iki saygın ödülle taçlandırılmıştır.
Eserleri tüm ülkeye ilham olmuştur.
Prof. Dr. Hüsrev Hatemi'nin yaşamı boyunca öne çıkan bazı nitelikleri ve çalşmaları şunlardır:
- Tıp alanındaki akademik katkıları ve Cerrahpaşa Nükleer Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı görevi,
- Şiirlerinde hasta, hekim ve hastalık kavramlarını derinlemesine işlemesi,
- Türkiye Yazarlar Birliği tarafından iki kez layık görüldüğü prestijli ödüller.
Hayatın beklenmedik döneçlerinden biri ise 2007 senesinde karşısına çıkmıştır.
Kendisini de uzmanlık dalı olan iç hastalıkları alanında çalşan kendi oğlu, profesöre kolon kanseri teşhisi koymuştur.
Teşhis süreçinde babasının meslektaş evladı olması, hekim ailesinin yaşadığı en dramatik anlardan biri olmuştur.
Bu zorlu süreç hekimin hayatında yeni bir sayfa açmıştır.