Edebiyat dünyasında Hagop Mıntzuri adıyla tanınan ve asıl ismi Hagop Demirciyan olan usta yazar, 16 Ekim 1886 tarihinde Erzincan'ın Kemah ilçesine bağlı Küçük Armıdan köyünde dünyaya gözlerini açtı. Osmanlı ve Türkiye Ermeni edebiyatının en özgün seslerinden biri kabul edilen yazar, çocukluğunu bu köyde geçirdi. Doğduğu toprakların samimi havasını her zaman eserlerine taşıdı. Yazar, genç yaşta adım attığı İstanbul ile doğduğu köy arasında adeta mekik dokuyan zorlu bir ömür sürdü. 1978 yılında bu metropolde hayata gözlerini yumana dek edebiyatla olan bağını hiçbir zaman koparmadı. Edebiyat serüvenine ilk adımı ise Masis dergisinde yayımlanan samimi öyküsüyle attı.
Erzincan'dan İstanbul'a Uzanan Eğitim Yılları
Küçük Armıdan köyünde başlayan çocukluk yıllarının ardından, Mıntzuri'nin yolu 1897 senesinde kültürün ve sanatın merkezi olan İstanbul ile kesişti. Bu büyük şehirde eğitim hayatına yön veren yazar, ilk olarak Ortaköy'deki özel bir Fransız okulunda bir yıllık eğitim aldı. Buradaki deneyiminin ardından Galata semtinde bulunan meşhur Getronagan Ermeni Okulu'na geçiş yaptı. Bu köklü eğitim kurumunu başarıyla tamamladıktan sonra, o dönemin en prestijli okullarından biri olan Robert Kolej'de öğrenimine devam etti.
Mıntzuri, bu nitelikli eğitim kurumlarında kazandığı zengin altyapı sayesinde birden fazla yabancı dile ve bu dillerin edebiyatlarına hakim olma şansı elde ederek entelektüel birikimini üst seviyeye taşıdı. Yazar, aynı zamanda bu dillerin edebiyat geleneklerini de yakından incelemiştir. Öğrendiği diller ve hâkim olduğu edebî alanlar şu şekilde sıralanabilir:
- Ermenice anlatım kuralları
- Türkçe edebiyatı
- Fransızca yazın dünyası
- İngilizce edebî geleneği
Eğitim yıllarını geride bırakan genç yazarın edebiyat dünyasındaki ilk heyecanı ise 1906 yılında gerçekleşti. Ermenice olarak yayımlanan Masis dergisinde, Hars u Gesur (Gelin ve Kaynana) adlı ilk öyküsü okurlarla buluştu. Bu önemli başlangıcın hemen bir yıl sonrasında, yani 1907 yılında, edindiği birikimi kendi topraklarının çocuklarına aktarmak amacıyla doğduğu köye döndü. Burada bir süre öğretmenlik yaptı.
Savaşın Gölgesinde Bir Yaşam ve Büyük Kayıplar
Köyündeki öğretmenlik yılları ve edebiyat uğraşısı, sağlık sorunlarının baş göstermesiyle yön değiştirdi. Sağlık durumundaki olumsuzluklar nedeniyle 1914 yılında tekrar İstanbul'un yolunu tutmak zorunda kaldı. Ancak bu gidiş, onun hayatında geri dönülemez bir kırılma noktasının da başlangıcı oldu. Kısa bir süre sonra patlak veren Birinci Dünya Savaşı'nın yarattığı karmaşa ve zorlu koşullar, yazarın köyüne dönmesini imkansız kıldı.
Ayrıca ailesinin yaşadığı tehcir süreci de bu dönemde başladı. 1915 yılında tehcir edilen ailesinden bir daha hiçbir şekilde haber alamadı. İstanbul'da tek başına kalan Mıntzuri, ayakta kalabilmek adına çok farklı iş kollarında çalışmak zorunda kaldı. Yaşadığı derin acılara ve hayat mücadelesine rağmen, içindeki yazma tutkusunu hiçbir zaman söndürmedi. Ermenice yayın yapan gazete ve dergilerde öykülerini yayımlatarak edebî üretimini kararlılıkla sürdü.
Köyün ve Köylünün Yalın Sesi
Mıntzuri, dünya edebiyatının ve farklı dillerin karmaşık anlatım tekniklerini çok iyi bilmesine rağmen, son derece bilinçli bir edebî tercih yaptı. Sanatlı ve karmaşık bir üslup yerine, köye ve köylüye has o içten, samimi ve yalın dili benimsedi. Dört farklı dile ileri düzeyde hakim olmasına karşın, süslü salon edebiyatı yerine adeta bir köy yazarı olmayı yeğledi. Eserlerindeki dil konuşma dilidir.
Bu bilinçli tercih doğrultusunda, eserlerinde yapaylıktan uzak, tamamen günlük konuşma dilini ve halkın doğal anlatım kalıplarını kullandı. Hayatının sonuna kadar edebiyatla iç içe yaşayan ve doğduğu toprakların samimi kokusunu İstanbul sokaklarına taşıyan bu değerli kalem, 1978 yılında İstanbul'da yaşama gözlerini yumdu. Cenazesi Şişli Ermeni Mezarlığı'na defnedildi. Hagop Mıntzuri, geride bıraktığı içten öyküleri ve halkın içinden süzülen yalın diliyle edebiyat tarihindeki saygın yerini korumaktadır.