Türk tiyatro ve sinema dünyasının unutulmaz isimlerinden biri olan Güner Sümer, 19 Mart 1936'da Ankara'nın Nallıhan ilçesinde dünyaya gelmiştir. Henüz kırk bir yaşındayken amansız kanser hastalığı nedeniyle aramızdan ayrılan sanatçı, arkasında hem edebiyat hem de tiyatro alanında derin izler bırakan çok sayıda kıymetli eser bırakmıştır. Nallıhanlı bir kumaş tüccarının oğlu olan Sümer, edebiyat dünyasına genç yaşta adım atmış, ardından Paris'te aldığı tiyatro eğitimiyle Türk sahnesini şekillendirmiştir. Kendi yazdığı oyunları yöneten ve sahne tozunu yutan çok yönlü sanatçı, hem kalemiyle hem de oyunculuğuyla adını sanat tarihimize altın harflerle yazdırmıştır.
Mavi Dergisi ve Edebiyata İlk Adımlar
Kumaş ticaretiyle uğraşan babası Hafız Mustafa Sümer ile Makedonya'dan göç eden köklü bir aileye mensup olan annesinin üçüncü çocuğu olarak 1936 yılında Nallıhan'da dünyaya gözlerini açmıştır. Ünlü yazar Adalet Ağaoğlu'nun kardeşi olan Sümer, eğitim hayatını Ankara TED Kolejinde tamamladı. Bu yıllarda edebiyata büyük bir ilgi duydu. Lise sıralarında arkadaşlarıyla Mavi dergisini çıkardı. Bu dergi, onun ilk büyük dönemecidir. Attila İlhan ve Yılmaz Gruda gibi isimlerin yer aldığı bu kadro, Garip akımına karşı çıkmıştır. Mavi hareketi, Türk edebiyatında şiirsel ve toplumsal gerçekçi bir anlayışı savunmuştur. Genç Güner, bu yayında öykü, şiir ve tiyatro oyunları kaleme alarak adını duyurmaya başladı. Dergi daha sonra Son Mavi adıyla yayımlanmaya devam etmiştir. Bu entelektüel çevre, sanatçının estetik algısını ve sahne vizyonunu derinden etkilemiştir.
Paris'ten Ankara Sahnelerine Uzanan Sanat Köprüsü
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesindeki eğitimini yarıda bırakan Sümer, 1960 yılında tiyatronun kalbi olan Paris'e gitti. Fransa'da Charles Dullin'den oyunculuk, Jean Vilar ve Jean-Louis Barrault gibi ustalardan ise yönetmenlik eğitimi aldı. Fransız tiyatrosunun önemli sahnelerinde asistanlık yaparak vizyonunu genişletti. 1962'de Türkiye'ye dönen sanatçı, Ankara Üniversitesi Tiyatro Topluluğu ve Sahne Z bünyesinde amatör çalışmalara katıldı. Vakit kaybetmeden Arena Tiyatrosunu kurarak profesyonel tiyatro hayatına yön verdi. Paris'te tanıştığı ünlü yazar Tezer Özlü ile 1964 yılında hayatını birleştirdi. Ankara Sanat Tiyatrosunda sahnelediği Bozuk Düzen adlı oyunu kapalı gişe oynayarak büyük sükse yaptı. Yarın Cumartesi oyunu ile 1965 yılında Ankara Sanat Sevenler Derneğince en iyi yönetmen ödülüne layık görüldü. Eskişehir Belediye Tiyatrosunda da hem oyunculuk hem de yönetmenlik yaparak Anadolu'da tiyatronun yaygınlaşmasına katkı sağladı. Tiyatronun efsanevi ismi Asaf Çiğiltepe'nin vefatının ardından Ankara Sanat Tiyatrosunun yönetimine geçti. Bu dönemde Maxim Gorki'nin Küçük Burjuvalar ve Orhan Kemal'in Eskici Dükkanı gibi başyapıtlarını başarıyla yönetti. Aynı zamanda sahneye çıkarak Samuel Beckett'in ünlü eseri Godot'yu Beklerken oyununda da rol almıştır. Güner Sümer'in kaleme aldığı ünlü Hüzzam oyunu, kendisinin vefatından sonra ilk kez 1984-1985 sezonunda sahnelenmiş ve tam on iki yıl boyunca beş yüzü aşkın temsille tiyatroseverlerle buluşmuştur.
Güner Sümer'in Ankara Sanat Tiyatrosu bünyesinde sahneye koyduğu ve yönettiği bazı önemli oyunlar şunlardır:
- Sınırdaki Ev (1969)
- Eskici Dükkanı (1968)
- Victor Ya Da Çocukların İktidarı (1968)
- Durand Bulvarı (1967)
- Küçük Burjuvalar (1966)
- Mezarsız Ölüler (1963)
Beyaz Perde, Fotoromanlar ve Son Yıllar
Tezer Özlü ile yollarını ayıran Sümer, 1968 yılında İstanbul'a taşınarak sanat hayatına burada devam etti. İstanbul'da gazeteler için fotoromanlar hazırladı. Bu çalışmalarla geniş kitlelere ulaştı. 1970 yılında İstanbul Sanat Tiyatrosunu kurarak sahne çalışmalarını sürdürdü. Tiyatro sahnelerinin yanı sıra sinemaya da adım atarak çeşitli filmlerde önemli roller üstlendi. Yeşilçam'ın kült yapıtlarından biri olan Kapıcılar Kralı filminde Nuri karakterine hayat vermiştir. Ayrıca Kartal Yuvası, Esir Hayat ve Diyet gibi filmlerde canlandırdığı karakterlerle sinemaseverlerin hafızasında yer etmiştir. Yazdığı Bozuk Düzen ve Yarın Cumartesi adlı oyunları sinemaya da uyarlanan sanatçının bu eserlerinden ilki, Altın Portakal Film Festivali'nde en iyi film ve senaryo ödüllerini kazanarak büyük başarı elde etmiştir. 1975 yılında kendisi gibi oyuncu olan Suna Selen ile evlenmiş ve bu birliktelikten oğlu Sinan Sümer dünyaya gelmiştir. Yaşamının son yıllarında amansız bir hastalıkla mücadele eden değerli sanatçı, 27 Nisan 1977'de henüz 41 yaşındayken Ankara'da yaşama veda etmiştir. Vefatının ardından tüm yazınsal mirası, ablası Adalet Ağaoğlu tarafıdan derlenerek iki cilt halinde yayımlanmıştır.
