Garabet Yazmacıyan, 1868 yılında Üsküdar sınırlarında dünyaya gelmiş, Osmanlı döneminin son evresinde eserler vermiş Ermeni asıllı bir ressamdır. Sanat dünyasında manzara resimleriyle yer edinen ressam, 1929 senesinde İstanbul topraklarında yaşama gözlerini yummuştur. Kariyerini hem geçimini sağlamak amacıyla hızlıca ürettiği şehir manzaraları hem de yerel Ermeni kiliseleri için büyük bir titizlikle hazırladığı nitelikli dini tablolar şekillendirmiştir. Sanatçı, dönemin İstanbul hayatını fırçasıyla tuvale aktarmıştır.
Sanat Hayatı ve Civanyan Etkisi
Yazmacıyan, üslup ve renk uyumu bakımından dönemin bir diğer ünlü ismi Mıgırdiç Civanyan ile benzerlikler taşımaktadır. Ancak sanatçının fırça vuruşları, Civanyan'ın detaycı tarzına kıyasla daha serbest ve hızlı bir yapı göstermektedir. Bu durum resimlerini aceleyle tamamlamasından kaynaklanmaktadır. Geçim kaygıları nedeniyle hızlı üretim yapmak durumunda kalan ressam, eserlerini ticari birer meta olarak da konumlandırmıştır. Sanatçının kiliseler için yaptığı dini temalı çalışmalar incelendiğinde ise bu hızlı üretimin aksine son derece özenli, derinlikli ve rafine bir işçilik göze çarpmaktadır. Böylece kiliselerdeki tabloları, onun teknik becerisini ve sanatsal sınırlarını en iyi biçimde ortaya koyan çalışmalar haline gelmiştir.
Osmanlı'da Bir Ressam ve Esnaf Olmak
Yazmacıyan'ın günümüze ulaşan en özgün çalışmalarından biri, kendi dükkanı için hazırladığı çift taraflı sac tabeladır. Tabelanın ön yüzünde ressamın kendisini resim yaparken gösteren ilginç bir otoportre çalışması yer almaktadır. Arka yüzünde ise natürmort bir kompozisyon bulunmaktadır. Bu tabela, dükkanın hem portre hem de natürmort siparişleri için açık olduğunu müşterilere duyurma amacı taşımaktaydı. Bahsi geçen bu dükkan tabelası, 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarında İstanbul'da bir ressamın aynı zamanda esnaf olarak çalıştığını kanıtlayan tarihi bir belge niteliğindedir. Ayrıca o dönemde sanat eserlerinin Osmanlı ekonomisinde sipariş üzerine üretilen birer ticari mal olarak görüldüğünü de ortaya koymaktadır. Bu ticari döngü, özellikle gayrimüslim azınlıklar arasında yaygın bir ekonomik faaliyet olarak dikkat çekmektedir.
Fırçasından Dökülen Sıra Dışı Eserler
Sanatçının en gizemli ve üzerine çokça tartışılan eserlerinden birisi Ağzı Zehirli Kadın isimli tablosudur. Bu tabloda, vücuduna tırnak benzeri pençeleri olan yarı yılan yarı insan bir yaratık sarılmış çıplak bir adam tasvir edilmiştir. Mitolojik bir figür olan bu yaratık, isteklerine ulaşamamış olmanın verdiği öfkeyle bakışlarını gökyüzüne çevirmiştir. Eserdeki renk kullanımı da tezatlık barındırmaktadır. Mavi-siyah renkli yılan gövdesinin üstündeki kırmızı süslemeler ile çıplak adamın pembe teni arasında güçlü bir kontrast kurulmuştur. Adamın elinde tuttuğu kırmızı-beyaz bohem bardağın ne anlama geldiği ve içindeki sıvının neyi simgelediği ise günümüzde de gizemini korumaktadır. Yazmacıyan, bu sıra dışı sembolik eserin yanı sıra İstanbul sokaklarındaki büyük yangınları ve tarihi yapıları da tuvaline taşımıştır. Sanatçının İstanbul'un farklı dönemlerini ve manzaralarını yansıtan öne çıkan eserleri şu şekilde sıralanabilir:
- Beyazıt'ta Yangın ve Galata Yangını gibi dönemin toplumsal hafızasında yer eden büyük felaketler
- Denizde Fırtına (1906) ve Boğaziçi Manzarası (1912) gibi suyun hareketini inceleyen çalışmalar
- Galata Kulesi'nin kış ve yaz mevsimlerindeki farklı görünümleri ile Rumeli Hisarı tasvirleri
- Kayıkçılar (1898) ve Bahçede Kayık Keyfi (1904) gibi dönemin günlük eğlencelerini yansıtan sahneler
Garabet Yazmacıyan, geride bıraktığı eserlerle Osmanlı döneminin son demlerindeki kültürel ve ekonomik yapıyı günümüze taşıyan önemli bir isimdir. Sanatçı, hem dini yapıları süsleyen fırçası hem de sokakları betimleyen manzaralarıyla Türk resim sanatı tarihinde kalıcı bir iz bırakmıştır. Eserleri, bugün hala sanat tarihçileri tarafından incelenmektedir.
