Türk resim sanatının en sıra dışı ve efsanevi isimlerinden biri olan Fikret Muallâ Saygı, 1903 yılında İstanbul'un gözde semti Moda'da dünyaya gözlerini açtı. Çalkantılı, sıra dışı ve tamamen kuralsız bohem hayatıyla tanınan sanatçı, kendine has fırça darbeleriyle biçimlendirdiği eserleri sayesinde Türk resim tarihinin unutulmaz mitolojik figürleri arasına adını yazdırdı. Çocukluğundan itibaren peşini bırakmayan büyük travmalar, onu ömrü boyunca kaçacağı bir yalnızlığa ve dolayısıyla sanatın iyileştirici kollarına sürükledi. Hayatını adadığı resim sanatı aracılığıyla hem içsel acılarını dindirmeye çalıştı hem de 20 Temmuz 1967 tarihinde Fransa'nın Reillanne kasabasında son nefesini verene dek ürettiği özgün eserlerle modern sanata yön verdi.
Gençlik Yılları ve Derin Yaralar
Babası Ekrem Bey ile annesi Emine Nevber Hanım'ın bebeklerinin kız olacağı beklentisiyle seçtiği "Mualla" ismi, Fikret Muallâ'nın tüm yaşamına yön verecek ilk tesadüftü. Babasının Tevfik Fikret sevgisiyle bebeğe Fikret adı eklendi. Gençlik yıllarını Kadıköy ve Bahariye sokaklarında geçiren Fikret, Saint Joseph ve ardından yatılı olarak Galatasaray Lisesi'nde eğitim gördü. Futbolcu dayısı Hikmet Topuzer'in etkisiyle futbola tutkuyla bağlanan genç Fikret, derslerini aksattığı gerekçesiyle yatılı okula verilmişti. Henüz 12 yaşındayken yeşil sahada yaşadığı talihsiz bir kaza sonucu sağ ayağının kırılması, onun ömrü boyunca taşıyacağı fiziksel bir aksaklığa yol açtı.
Bu fiziksel travmanın hemen akabinde, okuldan kaptığı İspanyol gribini eve taşımasıyla annesinin henüz 35 yaşında hayatını kaybetmesi, Fikret'in ruhunda ömür boyu sürecek bir suçluluk duygusu başlattı. Annesinin acısı taze iken babasının çok genç bir kadınla ve hemen ardından akrabaları Behice Hanım ile yaptığı evlilikler, Fikret'in aile bağlarını tamamen kopardı. Hırçın, uyumsuz ve öfkeli bir karaktere bürünen genç adam, 17 yaşında eğitimini yarıda bırakıp İsviçre'ye mühendislik okumaya gönderildiğinde bunu bir sürgün olarak hissetti. Mühendislik yerine resme olan yeteneğini ve ilgisini İsviçre'de keşfeden Fikret Muallâ, savaş yıllarında parasız kalınca konsolos Rıza Bey'in yardımlarıyla Almanya'ya geçti.
Almanya'da Sanat Eğitimi ve Alkol Tedavisi
Münih Güzel Sanatlar Akademisi'nde afiş ve desinatörlük dersleri alan Muallâ, daha sonra Berlin Güzel Sanatlar Akademisi'nde resim eğitimini sürdürdü. Arthur Kampf'ın öğrencisi olarak Hale Asaf ile çalıştı. Almanya'da babasının maddi gücünün tükenmesiyle birlikte Abbas Halim Paşa'dan maddi destek gördü. Topallığı ve utangaçlığı sebebiyle yalnızlığa gömülen Muallâ, resim yapmadığı zamanlarda alkole sığındı. İlk alkol bağımlılığı tedavisini 1928 yılında Almanya'da gördü. Tedavisinden sonra İtalya ve Fransa'yı gezdi.
İstanbul Günleri ve Ruh Sağlığı Mücadelesi
Maddi imkansızlıklar nedeniyle 1937 yılında anavatanı Türkiye'ye geri dönen Fikret Muallâ, mezun olduğu Galatasaray Lisesi ve ardından Ayvalık Ortaokulu'nda resim öğretmenliği yaptı. Ancak düşük maaşlar ve Ayvalık'ta elektrik olmaması gibi olumsuz koşullar, onun öğretmenlik kariyerine kısa sürede son verip İstanbul'a dönmesine neden oldu. İstanbul sanat çevrelerinde beklediği ilgiyi göremedi. Eserleri ise akranları tarafından aşağılandı. Hayal kırıklığıyla edebiyata yönelen sanatçı, 1932 yılında Şiller Hayatı ve Eserleri adlı biyografik kitabını yayımladı. Aynı zamanda Ses dergisinde çeşitli öyküler kaleme aldı. Geçimini sağlamak adına şu tiyatro operetlerinin kostümlerini tasarladı:
- Lüküs Hayat
- Deli Dolu
- Saz Caz
Aynı zamanda İsmail Hakkı Baltacıoğlu'nun Yeni Adam dergisinde karikatürler çizdi ve Nâzım Hikmet'in "Varan 3" şiir kitabını resimledi. Soprano Semiha Berksoy'a duyduğu hayranlıkla Beyoğlu'na yerleşen sanatçı, 1934 yılında açtığı ilk kişisel sergisinde beklediği ilgiyi ne yazık ki göremedi.
Sanatsever Salah Cimcoz'un kendisine tahsis ettiği Moda'daki konakta çocuklara ders veren Muallâ, alkollü bir gününde devlet büyükleri hakkındaki söylemleri nedeniyle sorgulanınca hayat boyu sürecek polis fobisi başlattı. Bu travmatik olay sonrası bir buçuk yıl boyunca Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde tedavi gördü. Ünlü hekim Mazhar Osman'ın gözetiminde yatan ressam, koğuş arkadaşı Neyzen Tevfik ile derin bir dostluk kurdu. Babasının ölümüyle kalan miras sayesinde mal varlığını satıp sanatın kalbi Paris'e yerleşmeye karar veren Muallâ, gitmeden önce Abidin Dino'nun ricasıyla New York Fuarı için 30 adet İstanbul tablosu hazırladı.
Paris Yılları ve Dünya Çapında Tanınma
Dergilerde çizdiği bazı desenlerin müstehcen bulunması nedeniyle açılan davadan beraat eder etmez, 1939 yılında bir daha dönmemek üzere Fransa'ya hareket etti. Paris'e ulaştığında dışavurumculuk akımının yoğun etkisi altında kalan Muallâ, İkinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle birlikte büyük bir sefaletin ortasında kaldı. Karnını doyurabilmek ve günlük ihtiyaçlarını gidermek için paha biçilemez tablolarını yok pahasına satmak zorunda kaldı. Büyük aşk beslediği fakat karşılık bulamadığı ressam Hale Asaf'ın kaybı ve yurt özlemi, onun akıl sağlığını tekrar bozarak hastanelere düşmesine yol açtı.
Bu zorlu süreçte sanat koleksiyoneri Dina Vierny'nin himayesine giren ressam, onun desteğiyle 1954 yılında Paris'teki ilk büyük sergisini açtı. Eserleri büyük hayranlık uyandırarak tamamen satılan Muallâ, simsarlar tarafından dolandırılsa da adını Fransız sanat camiasına altın harflerle yazdırdı. Dünyaca ünlü usta Picasso'nun bile dikkatini çekmeyi başaran sanatçı, sanayici Lhermin ve Madam Angles gibi önemli koruyucuların desteğiyle yaşamının son dönemini güvence altına alarak efsanevi bir ressam olarak tarihe geçti.
