Klasik müzik dünyasında 19. yüzyılın Mozart'ı olarak kabul edilen Alman besteci ve orkestra şefi Jacob Ludwig Felix Mendelssohn Bartholdy, 3 Şubat 1809'da Hamburg'da aristokrat bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Olağanüstü çocukluk dehasıyla adını hızla duyuran müzisyen, klasik dönem ile romantik dönem arasında köprü kurarak ölümsüz Düğün Marşı gibi başyapıtlara imza attı. Sanatçının melodi zenginliğiyle örülü eserleri, asırlar geçse de tüm dünyada yankılanmaya devam edecek bir mirasın temelini oluşturdu.
Saray Konforundan Berlin'e Uzanan İlk Adımlar
Varlıklı bankacı babası Abraham Mendelssohn ve filozof büyükbabası Moses Mendelssohn sayesinde dahi çocuk, oldukça seçkin bir entelektüel çevrede büyüdü. Hamburg, Fransız işgaline uğrayınca aile Berlin'e kaçtı. Bu ani göç Felix için yepyeni bir başlangıçtı. Berlin'deki evlerinde, piyanist ablası Fanny ile birlikte ilk piyano derslerini annesinden aldı. Müzikal eğitim serüveni ailede başlamıştı. Ardından dönemin ünlü hocaları Ludwig Berger ve Carl Friedrich Zelter ile çalıştı. 1816'daki Fransa seyahatinde ise Madame Bigot'dan ders alarak tekniğini daha da geliştirdi.
Berger'den piyano, Zelter'den kompozisyon ve Henning'den keman dersleri alan genç deha, henüz on iki yaşındayken altı senfoni ve koro parçaları yazacak olgunluğa erişmişti. Bu erken yetenek, ünlü şair Johann Wolfgang von Goethe'nin de dikkatini çekti ve aralarında ömür boyu sürecek sıkı bir dostluk başladı. İlk sahne deneyimini 1818'de yaşadı. 1819'da Şan Akademisi'nde alto olarak eğitim almaya başlarken, tüm eserlerinin orijinal el yazmalarını toplayacağı ünlü 44 ciltlik serisine de start verdi.
Mendelssohn ailesi, 1825 yılında Protestanlığı kabul edip çocuklarını vaftiz ettirerek soyadlarına Bartholdy'yi ekledi. Ailesinin arzusuyla 1826-1829 yılları arasında Berlin Üniversitesi'nde öğrenim gören Felix, okul yıllarında başarılı bir dansçı, binici, satranç ve bilardo oyuncusu olarak tanındı.
Avrupa Turnesi ve Bach Mucizesi
Genç besteci, yirmi yaşında unutulmuş bir dehaya yöneldi. Johann Sebastian Bach'ın eserlerini derinlemesine incelemeye başladı. On üç yaşındayken doğum günü hediyesi olarak aldığı Bach'ın muazzam eseri Aziz Matta Passionu notaları üzerinde yıllarca çalışarak, hocası Zelter'in tüm itirazlarına rağmen bu yapıtı Berlin'de başarıyla seslendirmeyi başardı. Bach'ı adeta yeniden yaşama döndüren bu tarihi konserlerin ardından, babasının desteğiyle üç yıllık bir Avrupa turnesine çıktı.
Turnenin ilk durağı olan İngiltere'de büyük sevgi kazanan Mendelssohn, İskoçya seyahatinden esinlenerek İskoç Senfonisi ile Fingal Mağarası Üvertürü'nü besteledi. Amatör bir ressam olarak gezilerini çizimlerle de belgeleyen sanatçı, 1830'da gittiği İtalya'nın canlılığını ise meşhur İtalyan Senfonisi'ne aktardı. Turne 1832'de Berlin'de son bulsa da hocası Zelter'in ölümü üzerine Singakademie müdürlüğüne başvurusu, Yahudi geçmişi ve genç yaşı öne sürülerek reddedildi. Bu kırgınlıkla Berlin'den ayrıldı. 1833'te Düsseldorf'taki Niederrhein Müzik Festivali'nin direktörlüğünü üstlendi.
Leipzig Yılları ve Ölümsüz Miras
Düsseldorf'taki anlaşmazlıklar sonrası 1835'te Leipzig Gewandhaus Orkestrası şefliğini üstlenen Mendelssohn, kenti Almanya'nın en önemli müzik merkezi yaptı. Konserlerinde Bach, Handel ve Schubert'in eserlerini dünyaya tanıttı. 1837'de protestan rahibin kızı Cécile Jeanrenaud ile evlenen bestecinin beş çocuğu dünyaya geldi:
- Paul Mendelssohn
- Karl Mendelssohn
- Marie Mendelssohn
- Lilli Mendelssohn
- Felix Mendelssohn
Prusya Kralı'nın davetiyle 1840 yılında Berlin'e giden besteci, burada William Shakespeare'in ölümsüz tiyatro oyunu için gençlik yıllarında hazırladığı Bir Yaz Gecesi Rüyası müziğini genişleterek 1842'de tüm dünyada yankılanacak meşhur Düğün Marşı'nı yazdı. 1842-1843 yıllarında ise Leipzig Konservatuvarı'nı kurarak burayı küresel bir eğitim yuvası haline getirdi.
Ancak 1847'de ablası Fanny'nin ölüm haberiyle yıkılan besteci, yaşama sevincini kaybederek ablasının anısına Fa Minör 6. Yaylı Çalgılar Dörtlüsü'nü besteledi. Geçirdiği beyin sarsıntısı ve kısmi felcin ardından 4 Kasım 1847'de Leipzig'de henüz 38 yaşındayken veremden hayatını kaybetti. Ölümünün ardından 1858'de İngiliz kraliyet düğününde çalınan Düğün Marşı, onu dünya evliliklerinin vazgeçilmez sesi yaptı.
.jpg?width=640)