Osmanlı İmparatorluğu'nun en çalkantılı döneminde, padişah II. Abdülhamid'in gölgesi gibi hareket eden bir isim vardı. Bu isim, 1873 yılında İstanbul'da dünyaya gelen Fehim Paşa'dan başkası değildi. Kendisi, sarayın gizli teşkilatı Umur-u Hafiye bünyesinde yöneticilik yaparak tarihin seyrini etkilemiştir. Saray nüfuzunu arkasına alan bu figür, başkentte adeta fırtınalar estirmiştir. Ancak gücünün zirvesindeki paşa, 3 Ağustos 1908 tarihinde Bursa'nın Yenişehir ilçesinde öfkeli bir kalabalık tarafından taşlanarak öldürülmüştür. Henüz 35 yaşındayken son nefesini veren paşanın hayatı, saray içi entrikalar ve korku salan istihbarat ağlarıyla örülüdür. Sıra dışı yaşamı ve trajik sonuyla hafızalarda derin izler bırakmıştır.
Sarayın Gölgelerinden Hafiye Teşkilatının Zirvesine
Fehim Paşa'nın yükselişi, ailesinin sarayla olan sıra dışı bağlarına dayanıyordu. Babası İsmet Bey, padişahın esvapçıbaşısı olmasının yanı sıra, hükümdarın süt kardeşiydi. Bu yakın ilişki sayesinde Fehim ve kardeşi Tarık Bey, bizzat II. Abdülhamid'in himayesinde, Osmanlı şehzadeleriyle yan yana büyüdüler. Saray aristokrasisinin (Zadegan) birer parçası olarak kabul edilen kardeşler, dönemin askeri okulu Harbiye'de eğitim aldılar. Fehim Bey, derslerindeki başarısızlığına rağmen 1894 yılında Harbiye'den mezun olmayı başardı.
Diplomasını aldıktan hemen sonra padişahın yaver kadrosuna dahil edildi. Saraydaki nüfuzu hızla artıyordu. Nitekim 1898 yılında, henüz genç yaşta paşalık rütbesine layık görüldü. Bu terfiyle birlikte, sarayın gizli istihbarat ağı olan Umur-u Hafiye teşkilatında resmi görevine başladı. İstihbarat alanındaki faaliyetleriyle kısa sürede padişahın en güvendiği isimlerden biri haline geldi. Tarihler 15 Aralık 1902'yi gösterdiğinde, çıkarılan özel bir irade-i seniyye ile mirlivalıktan ferikliğe yükseltildi. Artık o, sultanın en gizli teşkilatının başındaki isim, yani Serhafiye olmuştu.
İstanbul Sokaklarında Yankılanan Nüfuz ve Güç Savaşları
Fehim Paşa'nın gücü yalnızca saray duvarlarıyla sınırlı değildi. Başkentin sokaklarında kendi adamlarını toplayarak adeta ayrı bir otorite kurmuştu. Şehirde kabadayılık yapması, haraç toplaması ve tehditkar tavırlarıyla adından sıkça söz ettiriyordu. Üç eşi olmasına rağmen kız kaçırma olaylarına karışması ve kadınlara olan düşkünlüğü dillere destandı. Concordia adlı sirkte çalışan Margarethe Morgan ile yaşadığı yasak ilişki, sadece İstanbul kulislerinde değil, yabancı basında da geniş yankı buldu. Tüm bu skandallara rağmen saray, onun nüfuzlu konumunu korumak adına olayların üzerini örtmeyi tercih ediyordu.
Bu süreçte en büyük rakiplerinden biri, padişaha muhalif tavırlarıyla bilinen Deli Fuad Paşa ve onun Çerkes korumalarıydı. İki tarafın adamları arasında sokaklarda sürekli kavgalar yaşanıyordu. II. Abdülhamid, Fuad Paşa'nın muhalif çizgisine rağmen onun askeri başarıları ve ünü sebebiyle kendisine dokunmuyor, protokoldeki yerini koruyordu. Ancak iki grup arasındaki gerilim 1902 yılında şehzadebaşı'nda kanlı bir çatışmaya dönüştür. Fuad Paşa'nın kiralık konağında çıkan silahlı kavgada ölenler ve yaralananlar oldu.
Olayın ardından Fehim Paşa, rakibinin padişahı tahttan indirmek için bir darbe hazırlığı içinde olduğunu iddia etti. Bu iddialara inanan padişah, Deli Fuad Paşa'yı idama mahkum ettirdi. Daha sonra ceza Şam'a sürgün olarak değiştirildi ve rütbeleri söküldü. Bu hamleyle Fehim Paşa, en dişli rakiplerinden birini tamamen devre dışı bırakmış oldu.
Sarayın sağladığı bu dokunulmazlık zırhı sonsuza kadar sürmeyecekti. Paşa'nın adının karıştığı olaylar ve keyfi uygulamalar, zamanla uluslararası diplomatik krizlere yol açtı. Saraya ulaşan başlıca şikayetler şunlardı:
- Beyoğlu bölgesindeki zabıta işlerine ve asayiş faaliyetlerine yersiz müdahalelerde bulunması,
- Avusturya ve İtalya büyükelçilerinin, tüccarlarının yasal silah ticaretinin engellendiğini belirterek tazminat talep edeceklerini bildirmesi,
- Ocak 1907'de Ventura adlı bir Yahudi vatandaşın darp edildiği iddiasıyla İngiliz Sefareti aracılığıyla saraya şikayette bulunması,
- Alman bandralı bir gemiye müdahale edilerek yük sahibinin feci şekilde dövdürülmesi.
Alman Büyükelçisi'nin sert uyarısı karşısında köşeye sıkışan II. Abdülhamid, yaşananları bir "gençlik hatası" olarak nitelendirdi. Ancak artan diplomatik baskılar üzerine Fehim Paşa'yı 15 Şubat 1907 tarihinde ailesiyle birlikte Bursa'ya sürgüne göndermek zorunda kaldı. Sürgün kafilesinde paşanın üç eşi ve dört çocuğu yer alıyordu.
Sürgün Yılları ve Yenişehir'deki Trajik Son
Bursa'daki gözetim yılları da Fehim Paşa için sakin geçmedi. Sürgünde olmasına rağmen gücünü kullanmaya devam eden paşa, yerel halkı sindirerek çevredeki arazileri üzerine geçirdi. Bunun yanı sıra, sokaklardan toplattığı köpekleri kendi besili köpekleriyle dövüştürüp öldürülmelerini izlemesi, Bursa ahalisinde büyük bir tedirginlik uyandırıyordu.
İkinci Meşrutiyet'in ilanı, paşa için sonun başlangıcı oldu. Halkın biriken öfkesinden korkan Fehim Paşa, ailesini alarak önce Mudanya'ya, oradan da Trilye'ye kaçtı. Eskişehir'e geçmek üzereyken, 3 Ağustos 1908 günü Bursa'nın Yenişehir ilçesinde halk tarafından tanındı. Arabasının önü öfkeli bir kalabalık tarafından kesildi. Taşlanarak linç edilen paşa, olay yerinde hayatını kaybetti. O esnada yanında bulunan üç eşi ve dört çocuğundan üçü de kalabalığın şiddetinden kurtulamayarak öldürüldü. Bu korkunç trajediye, paşanın o dönem henüz on yaşında olan oğlu Eşref Üren bizzat tanıklık etti. Babasının ve ailesinin yok edilişini izleyen Eşref, bu katliamdan sağ kurtulan tek çocuk oldu. Fehim Paşa, arkasında fırtınalı bir geçmiş bırakarak 35 yaşında Yenişehir topraklarında can verdi.
