Türk edebiyatının toplumcu-gerçekçi kuşağının en özgün seslerinden olan şair, yazar ve çevirmen Enver Gökçe, 1920 yılında Erzincan'ın Kemaliye ilçesine bağlı Çit köyünde dünyaya geldi. Babasını çok küçük yaşta kaybeden Gökçe, zorluklarla dolu ömrü boyunca inandığı fikirler uğruna ağır bedeller ödeyen bir aydın olarak tanındı. 1929 yılında ailesiyle birlikte taşındığı Ankara'da ilkokula başlayan yazar, edebiyat sevdalısı bir öğretmeni sayesinde okuma ve yazma tutkusunu keşfetti. Mezuniyetinin ardından öğretmenlik yapması siyasi engellere takılınca İstanbul'da yurt memurluğu yapmak zorunda kaldı. Sosyalist ideolojiye yakınlığı ve muhalif duruşu sebebiyle hayatı boyunca Sansaryan Han tabutluklarından Anadolu sürgünlerine uzanan çileli yollardan geçti. 19 Kasım 1981 tarihinde Ankara'da hayata gözlerini yuman Gökçe, geride hem derin izler bırakan eserler hem de büyük bir direniş mirası bıraktı.
Çit Köyünden Başkent Ankara'ya Ulaşan Edebi Yolculuk
Erzincan bozkırından başkente uzanan bu zorlu hayat hikayesi, genç yaşta babasını kaybetmesiyle erkenden olgunlaşan bir çocuğun mücadelesidir. Ankara'da ilkokula adım atan Enver Gökçe, öğretmeninin aşıladığı edebiyat sevgisiyle şiir dünyasının kapılarını araladı. Eğitim hayatına 1935 yılında Cebeci Ortaokulu'nda devam etti. Ardından Ankara Gazi Lisesi'ni bitirdi. Yükseköğrenimini ise 1947 senesinde mezun olacağı Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde sürdürdü. Üniversitedeyken çeşitli derneklerde görev aldı. Dönemin önde gelen yayın organlarından Ülkü dergisinde üstlendiği düzeltmenlik görevi sayesinde mesleki alanda önemli deneyimler kazandı. Bu yıllar, onun fikri dünyasının da şekillendiği, sosyalist düşünceyle yollarının kesiştiği kritik bir dönem oldu.
Siyasi Mücadeleler, Sansaryan Han ve Kayıp Eserler
Edebiyat fakültesinden mezuniyetinin ardından, 1948 yılında antifaşist ve demokrat gençleri bir araya getirmeyi amaçlayan Türkiye Gençler Derneği'nin kurucuları arasında yer aldı. Ankara Ulus'taki Denizciler Caddesi'nde faaliyet yürüten bu dernekteki çalışmaları, dönemin iktidarı tarafından yakından takip ediliyordu. Nitekim dernek faaliyetleri gerekçe gösterilerek üç arkadaşıyla birlikte tutuklandı. Ankara Cezaevi'nde üç ay boyunca hücrede kalan genç şair, yargılamanın ardından beraat etmeyi başardı. Diplomasını almasına rağmen öğretmen olarak atanması siyasi polisin engeline takıldı. Bu yüzden hayatını kazanabilmek amacıyla 1950 yılında Yurtlar Müdürlüğü bünyesinde, İstanbul'daki öğrenci yurtlarında memur olarak göreve başladı. Fakat İstanbul'daki bu göreceli huzurlu dönem, siyasi baskıların gölgesinde çok geçmeden son bulacaktı.
1951 yılında Türkiye Komünist Partisi'ne yönelik gerçekleştirilen ve tarihe '51 Tevkifatı' olarak geçen büyük operasyon dalgasında gözaltına alınan 187 kişiden biri de Enver Gökçe'ydi. İstanbul Sirkeci'deki ünlü Sansaryan Han'ın 'tabutluk' adı verilen hücrelerinde iki yıl boyunca ağır işkencelere maruz kaldı. İşkencelerin ardından Harbiye'deki Merkez Kumandanlığı Ceza ve Tutukevi'ne sevk edilen 168 kişiyle birlikte yargılandı. Gizli celseler halinde yürütülen duruşmalarda, sanıklar meşhur Türk Ceza Kanunu'nun 141. maddesine muhalefet etmekle suçlandılar. Uzun yargılamaların nihayetinde Gökçe, davanın en yüksek cezasına çarptırılan isimleri arasında yer aldı. Kendisine yedi yıl hapis ve sürgün cezası verildi. Bu uzun tutukluluk ve Sungurlu ile Ankara'da geçen sürgün yılları, onun sadece sağlığını bozmakla kalmadı, aynı zamanda edebi mirasına da darbe vurdu. Aralarında ünlü Yusuf ile Balaban destanının da bulunduğu çok sayıda şiiri ve yazısı bu dönemde kayboldu.
Zorunlu Dönüş: Yoksulluk Belgesi Alan İlk Şair
1959 yılında nihayet özgürlüğüne kavuştuğunda, arkasında yıkılmış bir sağlık ve derin bir yoksulluk bıraktı. 28-29 Nisan Olayları sđrasında hayatını kaybeden Turan Emeksiz için kaleme aldığı ünlü 'Ya derdime derman ya katlime ferman' dizesiyle hafızalara kazındı. 27 Mayıs Darbesi sonrasında hakkındaki tüm hukuki suçlamalar düşse de hayatı kolaylaşmadı. Büyük şehirlerde yaşadığı ağır travmalar ve geçim sıkıntısı, onu çok zor koşullarda yaşayacağı köyüne dönmeye mecbur bıraktı. Eski görevine iade edilmeyince resmi makamlara başvurarak geçimini sağlayamadığını belgeleyen bir fakirlik kağıdı aldı. Böylece edebiyat dünyamızın tarihine, resmi kurumlardan fakirlik belgesi alan ilk şair olarak kaydedildi. Giderek bozulan sıhhatine çare aramak amacıyla, doğup büyüdüğü toprakları geride bırakıp yeniden Ankara'ya döndü. 1977 senesinde kısa bir dönem için Bulgaristan'a geçerek oradaki modern tesislerde şifa bulmaya çalştı.
Şairin yaşadığı önemli kırılma noktaları şunlardır:
- Genç yaşta babasını kaybetmesi ve ailesiyle Ankara'ya taşınması
- Siyasi faaliyetleri nedeniyle öğretmenlik hakkının elinden alınması
- Sansaryan Han tabutluklarında iki yıl boyunca ağır işkencelere maruz kalması
- Yusuf ile Balaban başta olmak üzere çok sayıda eserinin kaybolması
- Türkiye'de resmi olarak yoksulluk belgesi alan ilk şair olması
