Osmanlı İmparatorluğu'nun en çalkantılı dönemlerine tanıklık eden, Sultan V. Murad'ın ilk eşi ve başkadınefendisi unvanını taşıyan Gürcü asıllı Mevhibe Kadın, 6 Ağustos 1835'te Tiflis'te dünyaya gözlerini açtı. Sarayda geçen uzun yıllardan sonra 21 Şubat 1936'da Şişli'de vefat eden bu şahsiyet, asırlık ömrüyle hanedanın en uzun yaşayan üyesidir. Trabzon Valisi Gürcü Hayreddin Paşa'nın himayesinde saray dairesine adım atan ve burada Osmanlı kültürüne uyum sağlayan Elâru, padişahın hayat arkadaşı olarak tarihteki yerini almıştır.
Saray Yılları ve Sultan V. Murad ile Evliliği
Çocukluk yıllarının ardından, henüz 1848 ya da 1849 senesinde Trabzon Eyaleti Valisi olan Gürcü Hayreddin Paşa vasıtasıyla Osmanlı sarayına sunulan genç kızın yaşamı bu noktadan sonra tamamen değişti. Saray adabı çerçevesinde kendisine Elâru ismi layık görüldü. Kendi ifadelerine göre henüz on iki yaşındayken Şehzade Murad'ın dairesine kabul edilen Elâru, saray eğitiminden geçerek gelecekteki rolüne hazırlandı. Bu süreçte sarayın kurallarına ve geleneklerine büyük bir sadakatle uyum sağladı.
Dolmabahçe Sarayı, 2 Ocak 1857 tarihinde büyük bir hanedan evliliğine ev sahipliği yaptı. Sultan I. Abdülmecid'in hükümdarlık döneminde gerçekleşen bu nikah töreninde, henüz on altı yaşında bir şehzade olan Murad ile Elâru hayatlarını birleştirdi. Abdülmecid'in 1861 yılındaki vefatının ardından tahta Sultan Abdülaziz'in geçmesiyle birlikte, Şehzade Murad veliahtlık makamına yükseldi. Bu gelişme, çiftin yaşam alanını da değiştirdi. Sultan Abdülaziz'in kendilerine sunduğu Kurbağalıdere'deki köşkte gözlerden uzak, sakin bir yaşam sürmeye başladılar. Ancak kış aylarını geçirdiği Dolmabahçe Sarayı ve Nisbetiye Köşkü bünyesindeki şehzade dairelerinde kalmayı tercih ediyorlardı. Yıllar sonra, 1875 yılında V. Murad, eşinin adını değiştirerek ona farklı bir kimlik kazandırdı.
Saray Dışındaki Yaşam ve Hanedan Sürgünü
Sultan V. Murad'ın hayata gözlerini yummasının ardından başkadınefendi için yeni ve oldukça sakin bir dönem başladı. Mevhibe Kadın, eşinin vefatını takiben önceleri Sultan II. Abdülhamid'in büyük kızı Zekiye Sultan'ın mülkü olan Tarlabaşı Sarayı'na taşındı. Burada bir süre ikamet ettikten sonra, 1908 yılında İkinci Meşrutiyet'in ilan edilmesiyle Osmanlı coğrafyasında büyük siyasi değişimler meydana geldi. Bu değişim rüzgarları eserken Mevhibe Kadın da kendi hayatında radikal bir karar aldı. Şişli semtinde satın aldığı müstakil bir eve yerleşen tarihi figür, burada adeta dünyadan elini eteğini çekerek tamamen münzevi bir yaşamı tercih etti.
İlerleyen yıllarda imparatorluğunun yıkılması ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla birlikte hanedan mensupları için zorunlu sürgün kararı çıkarıldı. Osmanlı hanedanının neredeyse tüm üyeleri yurt dışına gönderilmesine rağmen, Mevhibe Kadın bu sürgün uygulamasından muaf tutuldu. İlerlemiş yaşı ve Şişli'deki evinde sürdürdüğü sessiz yaşantısı sebebiyle vatan topraklarında kalmasına izin verilen bu asırlık çınar, 21 Şubat 1936'da hayata gözlerini yumdu. 100 yaşında vefat eden Mevhibe Kadın'ın naaşı, Ortaköy'deki mezarlıkta toprağa verilerek son yolculuğuna uğurandı.
Asırlık ömrü boyunca ikamet ettiği önemli mekânlar şunlardır:
- Doğduğu şehir olan Tiflis
- Evliliğinin gerçekleştiği Dolmabahçe Sarayı
- Veliahtlık döneminde yaşadığı Kurbağalıdere'deki konak
- Kış aylarını geçirdiği Nisbetiye Köşkü
- V. Murad'ın vefatının ardından yerleştiği Tarlabaşı Sarayı
- İnzivaya çekildiği ve vefat ettiği Şişli'deki evi