Türk mimarlık ve sanat dünyasının nev-i şahsına münhasır isimlerinden Cevat Ülger, 15 Mayıs 1933 tarihinde Eskişehir'de dünyaya gözlerini açtı. Hayatı boyunca estetik arayışını gelenekle harmanlayan çok yönlü sanatçı; mimar, karikatürist, yazar ve eğitimci kimlikleriyle Anadolu'nun ruhunu modern çağın imkanlarıyla yeniden inşa etmeyi hedefledi. Türkiye'nin dört bir yanında yükselen kubbe ve minarelerde imzası bulunan Ülger, eserlerinde geçmiş ile gelecek arasında köprü kurarak milli bir mimari ekolün temellerini atmaya çalıştı. Hayata gözlerini yumduğu 6 Eylül 1977 tarihine dek durmaksızın üreten sanatkâr, ardında sadece taş ve betondan yapılar değil, aynı zamanda derinlikli bir tefekkür mirası da bıraktı.
Sanatla Harmanlanan Gençlik ve Öğretmenlik Yılları
Eskişehir'de ilk ve ortaöğrenimini tamamlayan genç Cevat'ın içindeki sanat ateşi, Bolu Öğretmen Okulu'nda yön buldu. Buradaki eğitiminin ardından yeteneğini akademik düzeyde taçlandırmak amacıyla Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü'ne kaydoldu ve başarıyla mezun oldu. Mesleki serüveni 1956'da Malatya'da başladı. Atatürk Lisesi bünyesinde gençlere resim dersleri verdi. Sanat tutkusu Malatya'da çiçek açtı. Kentin entelektüel çevrelerinde kendine edindiği yer sayesinde, dönemin önemli fikir insanlarından Said Çekmegil'in kaleme aldığı eserlerin kitap kapak tasarımlarını üstlendi. Mimarideki ilk özgün denemelerini ise yine bu şehirde, tarihi Kernek Camii'nin pencere vitraylarını, mihrap ve minberini baştan tasarlayarak gerçekleştirdi.
Doğup büyüdüğü topraklara duyduğu vefa borcunu ödemek isteyen Ülger, 1959'da Eskişehir'e dönerek Mihalıççık Lisesi'nde göreve başladı. Sanata olan iştahı o kadar büyüktü ki evine kurduğu ahşap dokuma tezgahında kendi çizdiği desenleri ilmek ilmek halılara işledi. Bu yoğun emeğin meyvelerini, İstanbul'daki prestijli Taksim Sanat Galerisi'nde resim ve el emeği halılarından oluşan ilk kişisel sergisini açarak topladı. Öğretmenlik kariyeri daha sonra Eskişehir Atatürk Lisesi, Yasin Çakır Kız Lisesi ve Eskişehir Maarif Koleji gibi güzide eğitim kurumlarında resim ve sanat tarihi hocalığı ile sürdü.
Osmanlı Mimarlık Bürosu ve Anadolu'yu Bezeyen Eserler
Sanatçının tefekkür dünyasının olgunlaştığı, çizgi ve planlama yeteneğinin zirveye ulaştığı bu Eskişehir dönemi, onun mimarlık serüvenini kurumsallaştırdı. Köprübaşı semtindeki Değirmen Sokak'ta kurduğu Osmanlı Mimarlık Bürosu, onun düşlerini gerçeşe dönüştürdüğü yer oldu. Burada imza attığı ilk büyük proje, en ince ayrıntısına kadar projelendirdiği ve inşasını yönettiği Ali Çavuş Camii idi. Bu başarılı başlangıç, büyük projelerin kapısını araladı. Sanatçının hayatı boyunca tasarladığı veya inşasında görev aldığı camiler şehirlerine göre şu şekildedir:
- Eskişehir: Seyit Hoca, Üç Çanaklı, Esentepe, Bahçelievler, Akarbaşı, Şeker Evleri, Ebe Fethiye, Şirintepe, Sümer Evleri, Orhangazi, Çifteler ve Tepebaşı Camileri.
- Kütahya: Kuruçay, Domaniç, Tunçbilek ve Tavşanlı Camileri.
- Diğer Noktalar: Ankara Abidinpaşa Camii, Bilecik Bozüyük, Trabzon Çaykara, Hatay Kırıkhan, Balıkesir ve Konya ile Konya'nın Ilgın ve Kadınhanı ilçelerindeki birçok ibadethane.
Cevat Ülger yalnızca cami projeleriyle yetinmedi; oteller, kaplıcalar, tatil siteleri, dershaneler, konutlar, hanlar ve hamamlar gibi çok geniş bir yelpazede sosyal projeler hazırladı. Bu projelerin sadece kaba inşaatıyla değil; mihrap, minber, minare, şadırvan tasarımı gibi ince detaylarıyla da ilgilendi. İç dekorasyon anlamına gelen tefriş, süsleme sanatı olan tezyin ve altınla bezeme sanatı olan tezhip işlerini de kendi estetik anlayışıyla bizzat nakşetti.
Müzik Tutkusu, Kocatepe Yarışması ve Reşadiye'nin İnşası
Sanatçının estetik dünyası sadece görsel alanla sınırlı kalmadı. O, aynı zamanda derin bir Türk musikisi tutkunuydu. 1960'lı yılların başında Ankara Radyosu Bağlama Takımı bünyesinde yaklaşık altı ay boyunca bağlama sanatçısı olarak görev yaptı. Edindiği bu müzikal birikimi genç nesillere aktarmayı bir görev bilerek düzenli bağlama dersleri verdi ve konserler düzenleyerek gençlerin Türk halk müzikıne yönelmesini teşvik etti.
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın 1966 yılında düzenlediği Ankara Kocatepe Camii proje yarışması, Ülger için bir dönüm noktasıydı. O, bu yarışmaya Osmanlı mimari geleneğini modern malzemelerin gücüyle sentezleyerek çağa taşıyacak, İslam-Türk kültürünün sembolü olacak vizyoner bir tasarımla katıldı. Ancak bu ileri görüşlü projesi kabul görmedi. Yılmayan usta mimar, Eskişehir'deki Reşadiye Camii projesiyle mimari felsefesini somutlaştırma fırsatı yakaladı.
Reşadiye Camii'nin inşa sürecinde adeta bir heykeltıraş gibi titizlikle çalışan Ülger; filpaye başlıklarından sütun başlıklarına kadar her detayı tek tek modelledi. Tamamı birbirinden farklı tasarıma sahip olan bu sütun başlıklarının kalıplarını bizzat dökerek betonarme imalatlarını gerçekleştirdi. Kubbe, mihrap ve şerefe altındaki mukarnas detaylarını tek başına işlerken, minberden kürsüye, müezzin mahfelinden korkuluklara, kapı sövelerinden incecik mihrapçelere kadar her taşı sevgiyle şekillendirdi. 1970'lerin başında ise Kayseri Kalesi'nin hemen yanı başında yükselen eski İki Kapılı Camii'nin yerine yapılan Refik Bürüngüz Camii projesinin çizim ve uygulama aşamalarını başlattı. Kırk dört yıllık kısa ömrüne devasa bir sanat dünyası sığdıran Ülger, cami mimarisinde bir rönesans öncüsü olarak hafızalardaki yerini koruyor.
