Türkiye'nin siyasi açıdan en çalkantılı dönemlerinden biri olan 12 Eylül 1980 askeri darbesi öncesinde, devlet kadrolarında kritik görevler üstlenen ve bu süreçte karanlık bir suikasta kurban giden Cevat Yurdakul, hafızalardaki yerini koruyor. 25 Kasım 1942 tarihinde Ordu'nun Ulubey ilçesinde dünyaya gözlerini açan Yurdakul, dönemin Bülent Ecevit hükümeti tarafından görevlendirilerek Adana İl Emniyet Müdürü olarak atandı. Şehirdeki güvenlik ortamını sağlamak adına yoğun çaba gösteren bürokrat, ne yazık ki görev süresi tamamlanamadan, 28 Eylül 1979 sabahında hain bir saldırıyla hayata gözlerini yumdu.
Adana Emniyet Müdürlüğü Dönemi ve Suikast
Dönemin siyasi gerilimlerinin en üst seviyeye ulaştığı Adana'da görev yapan emniyet müdürü, mesaisine gitmek üzere yola çıktığı o karanlık eylül sabahında hedef alındı. 28 Eylül 1979 günü sabah saatlerinde, makam aracında seyahat halindeyken emniyet müdürlüğü binası yakınlarında pusuya düşürüldü. Ülkücü görüşe mensup bir grup tarafından gerçekleştirilen yaylım ateşi neticesinde, Yurdakul olay yerinde yaşamını yitirdi. Bu suikast, yalnızca bir emniyet müdürünün kaybı olmakla kalmadı, aynı zamanda yakın tarihin en karanlık adli dosyalarından birinin de başlangıcı oldu.
Cinayetin Sanıkları ve Yaşanan Kaçışlar
Suikastın ardından yürütülen soruşturmalarda öne çıkan bazı isimler, Türkiye adalet tarihinin en karmaşık firar ve suç dosyalarına konu oldu. Cinayetin kilit faillerinden Muhsin Kehya'nın adı, Yurdakul suikastının yanı sıra Türkiye'nin siyasi tarihindeki diğer önemli saldırılarla da anıldı. Kehya, emniyet müdürünün yanı sıra şu isimlerin katledilmesi olaylarında da sorumluluk taşıyordu:
- Cumhuriyet Halk Partisi Adana İl Başkanı avukat Ahmet Albay
- Cumhuriyet Halk Partisi Kayseri İl Başkanı avukat Mustafa Kulkuloğlu
- Adana İl Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul
Cezaevinden iki kez kaçan Kehya, izini kaybettirerek Almanya'ya sığındı. Uzun süren iade görüşmelerinin ardından, 1997 yılında idam edilmeme şartıyla Türkiye'ye teslim edildi. Türkiye'de otuz altı yıl hapis cezasına çarptırılan fail, 2012 yılında kamuoyunda "3. Yargı Paketi" olarak anılan yasal düzenlemeden faydalanarak 12 Temmuz günü cezaevinden tahliye edildi.
Davayla bağlantılı bir diğer önemli zanlı Abdurrahman Kıpçak da benzer bir kaçış öyküsüne imza attı. Kıpçak da firar ederek yurt dışına kaçtı. Yıllar sonra, 5 Ekim 1989'da İstanbul'da kırk yedi kilogram eroinle yakalanan zanlı, bir süre sonra serbest kaldı. Ancak firari zanlının sonu da şiddetle bitti. Kıpçak, 5 Şubat 2006 tarihinde İstanbul Ümraniye'de uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürüldü.
Yurdakul Ailesinin Avukatı ve Diğer Hükümlüler
Suikast davasının sarsıcı etkileri sadece emniyet mensupları ve doğrudan faillerle sınırlı kalmadı. Yurdakul ailesinin hukuk mücadelesini üstlenen avukat Halil Sıtkı Güllüoğlu, davanın peşini bırakmadığı için 6 Şubat 1980 tarihinde silahlı saldırıya uğrayarak hayatını kaybetti. Davanın bir diğer mahkumu da Veli Can Oduncu oldu. Ülkücü görüşlü Oduncu, Gaziantep Özel Tip Cezaevi'nde tutuklu bulunduğu sırada uğradığı şişli ve falçatalı saldırıyla hayatını kaybetti.
