Cumhuriyet döneminin en özgün ressamlarından biri olan Cevat Dereli, 1900 yılında Rize'de gözlerini dünyaya açmış ve yaşamı boyunca Türk resim sanatına yön veren figüratif ve peyzaj çalışmaları üretmiştir. Sanayi-i Nefise Mektebi'nde İbrahim Çallı'nın atölyesinde başlayan bu sanatsal yolculuk, Paris'teki Julian Akademisi'nde olgunlaşmış ve yerel temaların modern bir üslupla buluştuğu eşsiz bir vizyona dönüşmüştür. Sanatçı, İstanbul doğasını, Anadolu insanını ve balıkçıları modern bir teknikle resmederek ulusal sanat tarihimizde kalıcı bir iz bırakmıştır.
Paris Yılları ve Akademiye Dönüş
İlk ve ortaöğreniminin ardından İstanbul'a gelerek Sanayi-i Nefise Mektebi'ne kaydolan Dereli, burada ünlü ressam İbrahim Çallı'nın atölyesinde yetişti. Henüz öğrenciyken Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'nin düzenlediği karma sergilerde kendine yer buldu. Bu dönemde sanatsal arayışları doğrultusunda 1922-1923 yıllarında arkadaşlarıyla birlikte Yeni Resim Cemiyeti'nin kuruluşunu gerçekleştirdi. Okulunu 1924 senesinde dereceyle tamamladıktan hemen sonra, kazandığı Devlet Resim Yarışması bursu sayesinde Paris'e gitme hakkı elde etti. 1924-1928 yılları arasında Fransa'da kalan ressam, Julian Akademisi bünyesindeki Paul Albert Laurens Atölyesi'nde sanatsal yeteneğini geliştirdi. Aynı süreçte Louvre Müzesi'nde saatlerce süren araştırmalar yürüterek klasik başyapıtların kopyalarını çıkardı.
Yurda döndüğü 1929 yılından itibaren sanat dünyasında son derece aktif bir rol üstlendi. Güzel Sanatlar Akademisi'nin kadrosuna katılarak, Nazmi Ziya Güran'ın yanında muallim muavini olarak göreve başladı. Aynı yılın Temmuz ayında Türk resim tarihinin en önemli atılımlarından birine imza attı. Refik Fazıl Epikman, Şeref Akdik, Mahmut Cuda, Nurullah Berk, Hale Asaf, Ali Avni Çelebi, Ahmet Zeki Kocamemi, Muhittin Sebati, Fahrettin Arkunlar ve Ratip Aşir Acudoğlu gibi isimlerle bir araya gelerek Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği'nin kurucu üyeleri arasında yer aldı. Birlik, ilk sergisini aynı yıl Ankara'da sanatseverlerin beğenisine sundu. Bu sergilerin başarısı, ilerleyen yıllarda İstanbul ve diğer Anadolu şehirlerine yayıldı.
Anadolu İlhamı ve Sanatsal Dönüşüm
Cevat Dereli, 1932 yılında Güzel Sanatlar Akademisi'ndeki görevinden ayrılmak zorunda kaldı. Ancak sanattan hiç kopmadı. Ertesi yıl Tıp Fakültesi'nde desinatörlük yapmaya başladı ve bu görevini 1939 yılına kadar başarıyla sürdürdü. Yeniden akademiye dönen sanatçı, eski hocası Çallı'nın atölyesinde eğitmenliğe başladı. Tam da bu süreçte, Cumhuriyet Halk Partisi tarafından düzenlenen Anadolu yurt gezilerine katıldı. Halkevleri Genel Merkezi tarafından Sinop'a gönderilen Dereli, Karadeniz'in bu şirin köşesinde sayısız peyzaj çalışması gerçekleştirdi. Sinop'ta ürettiği eserler, ona 1939 yılındaki Yurt Gezisi Sergisi'nde prestijli bir resim birinciliği getirdi.
Sanat hayatı boyunca sürekli yenilenen Dereli, Müstakil Ressamlar grubundan sonra Türk resminde dönüm noktası olan D Grubu'na da dahil oldu. İlk çalışmalarında empresyonist çizgiler taşıyan doğa manzaraları üretirken, zamanla çok farklı bir estetik çizgiye kaydı. Geleneksel Türk minyatür sanatı'nın inceliklerini modern Batı teknikleriyle harmanlayarak kendi özgün üslubunu buldu. Köy yaşamını, tarım işçilerini ve balıkçıların günlük uğraşlarını geometrik kurgularla tuvale yansıttı. 1930'larda yaygınlaşan kübist ve konstrüktivist yaklaşımı benimseyerek, resimlerinde yapısal ve çizgisel bir sağlamlık yakaladı. Ancak bu katı kurallara bağlı kalmayıp, zamanla fırçasına son derece serbest ve şiirsel bir özgürlük kazandırmayı bildi.
Uluslararası Başarılar, Ödüller ve Mirası
Cevat Dereli, 1947 yılında hocası İbrahim Çallı'nın emekliğe ayrılmasıyla Güzel Sanatlar Akademisi'ndeki atölyenin yönetimini devraldı. 1954 yılından sonra hem yurt içinde hem de yurt dışında sayısız sergide boy gösterdi. 1956 yılında, tarım temasını işleyen ünlü İstihsal tablosunun bir versiyonuyla Venedik Bienali'ne katılarak ülkemizi temsil etti. İki yıl sonra, 1958'de Brüksel'deki saygın 50 Yıllık Modern Sanat Sergisi için toplanan uluslararası seçici kurul, Türkiye'den gelen eserler arasında yalnızca Dereli'nin yapıtlarını sergilenmeye değer buldu. Sanatçı, bu sayede küresel ölçekte de adından söz ettirmeyi başardı.
Akademi salonlarında 1970 yılında açtığı, 46 portre ve desenden oluşan sergi, onun ilk kişisel sergisi oldu. Bu başarıyı 1980 yılına kadar açtığı dört solo sergi takip etti. Sanat dünyasındaki bu yoğun çalışmaları, pek çok ödülle taçlandırıldı. İkinci Devlet Resim ve Heykel Sergisi'nde birincilik kürsüsüne çıktı. Ayrıca düzenli sergiler hazırlamaya devam etti. 1977 yılında ise Sedat Simavi Vakfı Görsel Sanatlar Ödülü'nü ünlü heykeltıraş Zühtü Müridoğlu ile paylaştı. Cumhuriyetimizin kuruluşunun 58. yılında, yani 1981'de prestijli Atatürk Devlet Armağanı ile onurlandırıldı. Ömrünün son demlerine kadar resim yapmayı sürdüren büyük usta, 23 Temmuz 1989 tarihinde, 89 yaşındayken İstanbul'da hayata gözlerini yumdu. Günümüzde eserleri Resim ve Heykel Müzesi ile Milli Kütüphane başta olmak üzere çok sayıda resmi ve özel koleksiyonu süslemektedir.
Başlıca Eserleri
Sanatçının Türk resim tarihine damga vuran en önemli eserlerinden bazıları şunlardır:
