Türkiye'de küratörlük mesleğinin kurumsallaşmasında ve uluslararası alanda temsil edilmesinde en önemli paya sahip isimlerden biri olan sanat eleştirmeni ve yazar Beral Madra, 1942 yılında İstanbul'da dünyaya gelmiştir. Cumhuriyet döneminin köklü aile yapısından gelen ve zengin bir kültürel mirasla büyüyen Madra, ülkenin çağdaş sanat ekosistemini inşa eden öncü figürler arasında yer alır. Venedik Bienali gibi prestijli organizasyonlara Türkiye'nin düzenli katılımını sağlayan deneyimli isim, meslek yaşamı boyunca 250 dolayında serginin küratörlüğünü üstlenerek Türk sanatını dünya sahnesine taşımıştır.
Kefe'den Ayvalık'a Uzanan Aile Kökleri ve Eğitim Hayatı
Madra'nın kökleri, 1910'lu yılların ortasında Kırım'ın Kefe şehrinden göç eden bir aileye dayanır. Mühendis Yahya Kefeli ile eski İktisat ve Milli Savunma Bakanı Hüsnü Çakır'ın kızı Kâmuran Çakır'ın tek çocuğu olarak dünyaya gelen Beral Madra, çocukluk yıllarını da bu kentte geçirmiştir. Sanat dünyasında aktif bir yazar olarak tanınan Madra, ilk eğitimini Nilüfer Hatun İlkokulu bünyesinde tamamladı. Sonrasında Özel Alman Lisesi'ne başladı. Buradaki eğitimini 1961 yılında başarıyla tamamlayarak mezun oldu. Yükseköğrenimi için İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü'nü tercih etti. Rudolf Naumann'ın Almanca Hitit arkeolojisi derslerinde çevirmenlik yaptı. Bu görev öğrencilik yıllarındaki en önemli deneyimi oldu.
Akademik birikimini yaşam pratiğiyle birleştiren Madra, 1966 senesinde ziraat mühendisi Teoman Madra ile evlenerek yaşamında yeni bir sayfa açmıştır. Evliliğin ardından çift, Ege'nin sakin kenti Ayvalık'a yerleşmiş ve burada tam 14 yıl sürecek bir yaşam kurmuştur. Madra'nın bu dönemde 1968 yılında bir kız, 1971 yılında ise bir erkek çocuğu dünyaya gelmiştir. Ayvalık'taki sakin yıllarını entelektüel üretimle değerlendiren yazar, Rudolf Naumann'ın "Eski Anadolu Mimarlığı" ve Gisela Richter'in "Yunan Sanatı" adlı kaynak eserlerini Türkçeye kazandırmıştır.
İstanbul'a Dönüş ve Küratörlüğün Doğuşu
1980 İhtilali'nin ardından ailesiyle birlikte yeniden İstanbul'a dönen Beral Madra, enerjisini tamamen çağdaş sanat alanına yönlendirmiştir. Madra'nın 1980'li yılların başındaki kariyer durakları ve çalışmaları şu şekilde özetlenebilir:
- İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi bünyesinde öğretim görevliliği yapması,
- Nişantaşı semtinde açtığı BM Galeri ile bağımsız sergileme pratiklerini başlatması,
- İstanbul Bienali hazırlık çalışmalarına aktif olarak katılması.
Kısa bir süre ticari bir galeride yöneticilik yaptıktan sonra 1982 yılında Nişantaşı'nda kurduğu BM Galeri ile bağımsız sergileme pratiklerinin temelini atan Madra, genç sanatçıların ve uluslararası isimlerin önünü açmıştır. Bu yenilikçi galeri, özellikle genç Türk sanatçıların yanı sıra yabancı, özellikle de Alman sanatçıların eserlerine alan açmıştır. BM Galeri, dönemin alternatif sanat duraklarından biri haline gelmiştir. Madra, Türkiye'deki sanat vizyonunu dönüştürmek amacıyla 1985 yılında İKSV ortaklığıyla ilk bienal hazırlıklarına dahil olmuştur. Tarihler 1987 ve 1989 yıllarını gösterdiğinde ise bu büyük organizasyonun genel koordinatörlüğünü üstlenmiştir. Bienalin en önemli belirgin özelliklerinden biri olan tarihsel mekanların kullanımı fikri onun imzasını taşır. Bienalin şehrin farklı noktalarına yayılmasını ve kültürel mirasla temas kurmasını hararetle savunarak bu pratikleri kurumsallaştırmıştır.
BM Çağdaş Sanat Merkezi ve Uluslararası Başarılar
1989 yılında ticari galericiliği bıraktı. Mevcut yapıyı yarı-ticari hedefler güden BM Çağdaş Sanat Merkezi'ne dönüştürerek sanatsal özgürlüğe daha geniş bir alan tanımıştır. Merkezin temel amacı sanata kâr amacı gütmeden hizmet etmekti. Merkez, 2012 yılına kadar devam eden aktif sürecinde 120'den fazla uluslararası sergiye ev sahipliği yapmış ve köprü görevi görmüştür. Türkiye'nin Venedik Bienali gibi dünya çapındaki etkinliklerde ulusal düzeyde, düzenli şekilde temsil edilmesi için yoğun lobi çalışmaları yürütmüştür. Onun vizyoner yaklaşımları sayesinde Türkiye çağdaş sanat sahnesi, kendine has kimliğiyle küresel sanat aktörlerinin radarına girmeyi başarmıştır. Sanat eleştirisi alanındaki yazıları ve kuramsal katkılarıyla da ekosistemi beslemeye kesintisiz devam etmektedir.