16. yüzyılda Bursa ve Edirne dolaylarında yetişen, Melami meşrebiyle tanınan Nakşibendi mutasavvıfı ve şair Bahri Dede, Türk edebiyat tarihinin en kıymetli beyitlerinden birinin ardındaki isim olarak hafızalara kazınmıştır. Doğum tarihi net olarak bilinmeyen, ancak dönemin alimlerinden aldığı ilimle Bursa'da derin izler bırakan Bahri Baba, 1566 yılında Bursa'da hayata gözlerini yummuştur. Mütevazı hayatını tasavvufi sohbetlerle ve vaazlarla süsleyen bu bilge şahsiyet, devrin padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ın da hürmetini kazanarak tarihteki özel yerini almıştır.
Hayatı ve Tasavvufi Eğitimi
Bahri Dede'nin dünyaya geldiği yer konusunda tarihi kaynaklar Edirne ve Bursa şehirleri üzerinde yoğunlaşmaktadır. Doğum tarihi ise tamamen bilinmemektedir. İlk eğitim yıllarında yaşadığı çağın önde gelen alimlerinin rahlesinden geçerek dini ve tasavvufi ilimlerde kendini yetiştirmiştir. İnanç dünyasında Melami meşrep bir Nakşibendi yolunu benimseyen şair, ayrıca irşad vazifesine ilk olarak Koğacı Dede Dergâhı'nda verdiği vaazlarla adım atmıştır. Manevi olgunluğu ve etkileyici hitabetiyle kısa sürede dikkatleri üzerine çeken Bahri Dede, Bursa Muradiye Tekkesi'ne de tayin edilmiştir. Hayatının sonuna kadar buradaki vazifesini sürdüren mutasavvıf, Nevizâde'nin aktardığı bilgilere göre çevresinde duası makbul bir veli olarak kabul görmüştür.
Hayalî Bey ile Yollarının Kesişmesi ve Ünlü Beyit
Şiirlerinde Bahrî mahlasını kullanan sanatçının müstakil bir eseri günümüze ulaşmamış veya tarihi kaynaklarda zikredilmemiştir. Yazılı bir eser bırakmamıştır. Ancak onun adı, Türk edebiyatının en meşhur beyitlerinden birinin ortaya çıkış hikayesiyle ölümsüzleşmiştir. Devrin ünlü divan şairlerinden Hayalî Bey, Bursa ziyareti sırasında Bahri Dede'yi makamında ziyaret etmiştir. Bu görüşme esnasında Hayalî'nin arzusu üzerine Bahri Dede, günümüzde de dillerden düşmeyen şu dizeleri söyleyerek ona hediye etmiştir:
Cihân-ârâ cihân içindedir ârâyı bilmezler / Şu mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler
Hayâlî Bey, kendisine armağan edilen bu anlamlı matla beytinden ilham alarak onu beş beyitlik meşhur "Bilmezler" redifli gazeline dönüştürmüştür. Bu hediye edebiyat tarihini derinden etkiledi. Böylece Bahri Dede, divan edebiyatının en nadide incilerinden birine kaynaklık etmiştir.
Kanuni Sultan Süleyman ile Zigetvar Seferi
Bahri Dede'nin manevi nüfuzu sadece halk arasında değil, devletin zirvesinde de yankı bulmuştur. Padişah Kanuni Sultan Süleyman, Zigetvar seferine çıkmadan önce ünlü mutasavvıfın hayır duasını istemiş ve onu orduya katılmaya davet etmiştir. Bu davetle birlikte kendisine bir kese altın takdim edilmiş, o da bu davete icabet ederek sefere katılmıştır. Rivayetlere göre sefer esnasında ordunun maneviyatını yükselten dualar eden Bahri Dede, Zigetvar Kalesi'nin fethedileceğini müjdelemiştir. Kalenin düşmesinden hemen önce padişahın vefat ettiği bu çetin askeri harekatın ardından Bursa'ya dönen şair, kendisine verilen altınları devlete iade ederek asil bir duruş sergilemiştir. Altınları yanında alıp saklamayı reddetti. Sefer dönüşünden kısa bir süre sonra, 1566 yılında Bursa'da vefat eden Bahri Baba, tekkesinin yakınındaki ebedi istirahatgahına defnedilmiştir.