Türk sanat dünyasının en çok yönlü çınarlarından biri olan Altan Erbulak, 11 Kasım 1929 tarihinde Erzurum'da dünyaya gözlerini açtı. Çizgilerle kurduğu dünyayı sahne tozuna bulayan usta isim; ömrünü karikatüristlik, oyunculuk ve gazetecilik gibi pek çok alana adayarak toplumun kalbinde derin bir iz bıraktı. İstanbul'da 1 Mayıs 1988 günü aramızdan ayrılan bu değerli sanatçı, Anadolu'nun dört bir yanında filizlenen yeteneğiyle Türkiye'nin kültür tarihini şekillendiren figürlerden biri haline geldi.
Anadolu Yollarında Geçen Bir Çocukluk ve Sanat Eğitimi
Sanatçının çocukluk yılları, asker bir babanın görev hayatı sebebiyle sürekli bir seyahat halinde geçti. Binbaşı rütbesindeki babasının tayinleri nedeniyle Anadolu'nun farklı kentlerinde eğitim gören Erbulak, çok kültürlü bir aile yapısına sahipti. Annesi Bulgaristan göçmeni olan usta kalemin, Bilgi adında bir de kız kardeşi bulunuyordu. Usta sanatçının eğitim hayatı boyunca devam ettiği okullar şekildedir:
- Bakırköy Ortaokulu
- Işık Lisesi
- Tophane Erkek Sanat Enstitüsü
- İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (İDGSA)
Güzel sanatlara olan ilgisi onu İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'ne yönlendirdi. Burada resim eğitimi almaya başlayan Erbulak, araya giren vatan borcunu ödemek için askere gitti. Askerlik vazifesini tamamladıktan sonra yarım kalan eğitimine kararlılıkla devam etti. Nihayet 1950 senesinde akademiden başarıyla mezun oldu.
Çizgilerden Gazete Sayfalarına ve Babıali Yılları
Altan Erbulak'ın basın ve yayın dünyasıyla tanışması oldukça erken bir yaşta gerçekleşti. Matbuatın kalbi olan Babıali'ye adımını ilk kez 1943 yılında attı. Genç yaştaki bu adım, onun gelecekteki parlak kariyerinin ilk habercisiydi. Henüz bir yıl geçmişti ki, 1944'te dönemin ünlü mizah yayını Markopaşa dergisinde ilk karikatürü yayımlandı. Çizgilerindeki mizahi güç, kısa sürede fark edilmesini sağladı. Bu başarının ardından 1947 yılında, o dönemin bir diğer efsanevi mizah dergisi olan Akbaba kadrosuna dahil oldu. Yazılı basın dünyasındaki yolculuğu hız kesmeden sürdü. 1955 senesinde Yeni Sabah gazetesinde çalışmaya başladı. Burada hem gazetecilik yeteneklerini sergiledi hem de sanat dünyasının önemli isimleriyle tanışma fırsatı buldu.
Spot Işıkları Altında Bir Ömür: Tiyatro ve Sinema Serüveni
Sanatçının sahneye olan tutkusu ilk olarak amatör düzeyde başladı. Bakırköy Halkevi bünyesinde amatör olarak tiyatro oyunlarında rol alan Erbulak, sahne tozunu burada yuttu. Profesyonel anlamda sahneye çıkışı ise tiyatro dünyasının duayen ismi Haldun Dormen'in ısrarları sayesinde oldu. Dormen'in yönlendirmesiyle 1954 yılında Cep Tiyatrosu'nda sahnelenen 'Maitre Pierre Pathelin' adı oyunla profesyonel oyunculuk kariyerine resmen başladı. Tiyatro sahnesindeki başarısı, kısa sürede sinema yapımcılarının da dikkatini çekti. Beyaz perdeye adım atışı, yine 1954 yılında arkadaşı Ahmet Üstel'in yapımcılığını üstlendiği Son Baskın filmiyle gerçekleşti. Bu filmle başlayan sinema macerası, ertesi yıl büyük bir sıçrama yaşadı. Yeni Sabah gazetesinde çalıştığı dönemde ünlü senarist Sadık Şendil kendisine özel bir senaryo hazırladığını müjdeledi. Şendil'in kaleme aldığı bu özel senaryo sayesinde Erbulak, 1955 yapımı Gelin Ayşem filminde ilk başrolünü üstlendi. Oyunculuk kariyerinin yanı sıra farklı deneyimlere de açık olan sanatçı, 1958 yılında oldukça sıradışı bir işe imza attı. Ünlü Medrano Sirki'nde tam bir hafta boyunca palyaçoluk yaparak izleyicileri güldürdü.
Özel Yaşamı ve Bağları
Altan Erbulak'ın özel hayatı da en az sanat kariyeri kadar renkli ve anlamlı detaylar barındırıyordu. Usta sanatçı, ilk evliliğini 1955 yılında Altan Aşkın ile gerçekleştirdi. Bu evliliğin en dikkat çekici yönlerinden biri, çiftin nikah şahitliğini ünlü oyuncu Altan Karındaş'ın yapmış olmasıydı. İsimlerin bu ilginç uyumu evlilikten sonra da devam etti. Çift, dünyaya gelen ilk kız çocuklarına da anne ve babasının ortak ismi olan Altan adını verdi. Ancak bu durum yıllar sonra değişecekti. Genç Altan, 16 yaşına basıp Ankara Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nı kazandığında, Türk tiyatrosunun unutulmaz ismi Cüneyt Gökçer'in tavsiyesiyle karşılaştı. Gökçer'in önerisini dikkate alan aile, mahkemeye başvurarak kızlarının ismini resmi olarak Ayşe şeklinde değiştirdi. İlk evliliğinin sonlanmasının ardından sanatçı, 1964 yılında ikinci kez dünya evine girdi. Hayatını Füsun Şahin ile birleştiren usta isim, vefatına kadar sürecek yeni bir dönemin kapısını aralamış oldu.
