Sivas'ın Şarkışla ilçesinin Emlek Hüyük köyünde 1902 yılında dünyaya gelen, sazı ve sözüyle Anadolu'nun kadim âşıklık geleneğini zirveye taşıyan Ali İzzet Özkan, kendine özgü üslubu ve yüreğe dokunan ezgileriyle Türk halk müziğinde derin izler bırakmış efsanevi bir saz şairidir. Yaşamı boyunca resmi bir okul eğitimi almamasına rağmen kendi azmiyle okuma yazma öğrenen ve çocuk yaşta gönlüne düşen aşk acısıyla saz çalmaya başlayan ozan, 10 Ekim 1981'de Ankara'nın Dikmen semtindeki mütevazı gecekondusunda yaşama gözlerini yummuştur. Sahip olduğu yetenek ve halkın sesini sazına yansıtma gücüyle, döneminin en saygın temsilcilerinden biri haline gelmiştir.
Acılarla Yoğrulan Çocukluk ve Kendini Arayan Bir Ozan
Ali İzzet Özkan'ın hayata gözlerini açtığı Emlek Hüyük köyü, onun hem çileli hem de sanatsal derinliğe sahip yaşamının başlangıç noktası olmuştur. Henüz bir buçuk yaşındayken annesi Kamer'in vefatıyla sarsılan küçük Ali, annesizliğin getirdiği büyük bir boşlukla karşı karşıya kalmıştır. Annesinin ölümünün ardından babası Musa'nın başka bir kadınla evlenmesi, onun aile içindeki yalnızlığını daha da artırmıştır. Herhangi bir düzenli okul eğitimi almaktan mahrum kalan Ali, bu dezavantajı kendi kişisel çabasıyla aşmayı başarmıştır. Üstün gayretleri sayesinde hem eski yazıyı hem de yeni yazıyı öğrenerek okuma yazma becerisine kendi kendine sahip olmuştur. Bu durum, onun içindeki öğrenme aşkının ve entelektüel merakının ne denli güçlü olduğunu göstermektedir. Henüz 12-15 yaşlarındayken köyünde bir kıza sevdalanan Ali, bu temiz ve masum aşkın yüreğinde yaktığı ateşle saz çalmaya başlamıştır. İçindeki sevgiyi ve hasreti kelimelere dökmek isteyen genç aşık, ilk şiirlerini ve nağmelerini bu dönemde üretmiştir. Sazın telleriyle ilk bağını bu gönül sarsıntısıyla kurmuştur.
Âşıklık Geleneği, İzzetî Mahlası ve Gurbet Yolları
Sanatını rastgele değil, köklü bir geleneğin parçası olarak şekillendirmek isteyen Ali İzzet Özkan, çıraklık geleneğinin kurallarına sıkı sıkıya bağlı kalmıştır. Dönemin saygın ustalarından Sivaslı Âşık Sabri'den dersler alarak saz çalmanın, şiir söylemenin ve sözü yerinde kullanmanın inceliklerini öğrenmiştir. Ustasının yanında aldığı bu yoğun eğitim, onun ozanlık yeteneğini profesyonel bir boyuta taşımıştır. Ozanlık yolundaki en önemli dönüm noktası 1924'tür. Bu tarihte Hacı Bektaş Derâhı'na kabul edilen sanatçı, buradaki manevi iklimden derinden etkilenmiştir. Derâhta geçirdiği bu özel süreçte kendisine, sanat yaşamı boyunca gururla taşıyacağı 'İzzetî' mahlası verilmiştir. Özel yaşamında iki kez evlilik yapan ozan, ilk evliliğini 1917 yılında, ikinci evliliğini ise 1927 yılında gerçekleştirmiştir. Yirmi iki yaşından itibaren ise onun için uzun ve meşakkatli gurbet yılları başlamıştır. Anadolu'nun tozlu yollarında köy köy, kasaba kasaba gezerek sazıyla ve sözüyle ekmeğini taştan çıkarmaya başlamıştır. Bu seyahatler, onun hem Anadolu insanını yakından tanımasına hem de halkın dertlerini, neşesini ve inancını bizzat yerinde gözlemlemesine olanak sağlamıştır.
Plaklar, Hukuki Mücadeleler ve Dikmen'de Son Veda
Gezgin bir aşık olarak Anadolu'yu karış karış gezen Ali İzzet Özkan, 38 yaşına geldiğinde sanatında yepyeni bir evreye adım atmıştır. Dönemin önemli edebiyat ve kültür yayınlarından biri olan Ülkü dergisinde bazı şiirlerinin yayımlanması, onun adının şehirlerde de duyulmasını sağlamıştır. Bu sayede büyük şehirlerdeki aydınlar ve müzikseverler, Sivas'tan yükselen bu özgün sesin farkına varmışlardır. Asıl şöhretini ise okuduğu plaklar sayesinde kazanmıştır. Türk halk müziğinin klasikleri arasına giren;
- Mecnunum Leylamı Gördüm
- Şu Sazıma Düzen Ver
- Mühür Gözlüm
gibi benzersiz türküleri okuduğu taş plaklar, onun adını tüm Türkiye'ye duyurmuştur. Bu plaklar onu tüm ülkeye tanıtmıştır. Ne var ki sanatçının yaşamı sadece saz ve sözle geçmemiş, fırtınalı dönemlere ve hukuki sıkıntılara da sahne olmuştur. Hayatı boyunca üç kez tutuklanma süreci yaşayan Ali İzzet Özkan, ilk büyük hukuki sınavını 1936 yılında vermiştir. Sivas Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanan ozan, üç buçuk ay boyunca cezaevinde tutuklu kalmış ve bu sürenin sonunda serbest bırakılmıştır. 1949 yılında ise komünist propaganda suçlamasıyla tutuklanmıştır. Kısa süren yargılama aynı yıl beraatle sonuçlanmıştır. Yaşamının son dönemini Ankara'da geçiren Ali İzzet Özkan, başkentin Dikmen semtindeki mütevazı bir gecekonduda yaşam mücadelesini sürdürmüştür. Şöhretine ve plaklarının getirdiği büyük başarıya rağmen her zaman halkın içinde, sade ve alçakgönüllü bir yaşam sürmeyi tercih etmiştir. 10 Ekim 1981 tarihinde, ömrünü adadığı sazından ve sözünden koparak bu gecekonduda vefat etmiştir. Arkasında yüzlerce şiir, hafızalara kazınan plaklar ve Türk halk müziğinin en değerli hazinelerini bırakan İzzetî, Anadolu'nun unutulmaz değerleri arasında yerini almıştır.