Şanlıurfa Geleneksel El Sanatları Müzesi'nin Tarihçesi
Şanlıurfa il merkezinde geleneksel zanaatların tanıtılması, yaşatılması, üretilmesi ve satışının yapılması amacıyla kurulan Şanlıurfa Geleneksel El Sanatları Müzesi, bölgenin en zengin etnografik merkezlerinden biridir. Şanlıurfa Valiliği öncülüğünde kurulan Şanlıurfa İli Kültür Eğitim Sanat ve Araştırma Vakfı (ŞURKAV) tarafından hayata geçirilen müze, ilk olarak 24 Ocak 2011 tarihinde Balıklıgöl’ün kuzeybatısında yer alan tarihi Sayganlar Evi'nde hizmete açılmıştır. 18. yüzyıl sonlarında inşa edilen bu tarihi Urfa evi, 1994 yılında restore edilmiş ve bir süre taziye evi olarak kullanılmıştır. Zamanla artan ziyaretçi ve sergi alanı ihtiyacını karşılamak üzere müze, Ocak 2016'da Atatürk Mahallesi'nde bulunan daha geniş bir yapıya taşınmıştır.
Müzenin günümüzde faaliyet gösterdiği bu yeni bina, 1901 yılında İsviçreli misyoner Dr. Hermann Christ tarafından yaptırılan tarihi İsviçre Misyoner Hastanesi binasıdır. 2002 yılında Şanlıurfa Valiliği tarafından restore edilerek "Sosyal Merkez" adıyla hizmete açılan bu taş yapı, 2010 yılından itibaren "Şanlıurfa Geleneksel El Sanatları Merkezi" olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu süreçte müze ve merkez işlevleri aynı mekânda birleşerek, hem geleneksel el sanatlarının öğretildiği ve üretildiği bir eğitim merkezi hem de bu eserlerin sergilenip satıldığı yaşayan bir müze hâline gelmiştir.
Özgün Taş İşçiliği ile Bezenmiş Tarihi Mimari
Müzenin içinde yer aldığı tarihi bina, geniş bir avlunun etrafında konumlanan iki ana bölümden oluşmaktadır. Yapının mimari karakterini yansıtan en önemli unsurlar arasında özenli taş işçiliği ve kemerli geçişler yer almaktadır. Avlunun güney kesiminde bulunan bina çapraz tonoz örtülü salonlardan meydana gelirken, kuzey kesimindeki bina ise iki katlı ve zarif kemerli mimari tasarımıyla dikkat çekmektedir. Bu özgün mimari, ziyaretçilere Şanlıurfa'nın köklü taş işçiliği geleneğini doğrudan hissettiren büyüleyici bir atmosfer sunmaktadır.
Müzede Yaşatılan Geleneksel Şanlıurfa Zanaatları
Müze bünyesinde, Şanlıurfa'nın binlerce yıllık geçmişe sahip olan ve kaybolmaya yüz tutmuş birçok geleneksel el sanatını koruma altına alarak yaşatmaktadır:
Taş İşlemeciliği ve Bakırcılık
Kökeni Göbeklitepe’deki Neolitik dönem kalker rölyeflerine kadar uzanan taş işlemeciliği zanaatı, müzede verilen eğitimlerle geleceğe aktarılmaktadır. Şehrin batısındaki taş ocaklarından çıkarılan taşlarla icra edilen bu zanaat; tarihi konak, cami ve çeşmelerin süslemelerinde hayat bulmaktadır. Bir diğer köklü zanaat olan bakırcılık ise geçmişi M.Ö. 5000–3000 yıllarındaki Bakır Çağı’na dayanan bir gelenektir. Dövme ve kabartma çekiç teknikleriyle Hüseyiniye Çarşısı'nda sürdürülen bu zanaatta kazan, sini, ibrik ve cezve gibi geleneksel ürünler üretilmektedir.
Kuyumculuk ve Kazazlık
1894 tarihli Halep Vilayeti Salnamesi'nde ününden övgüyle bahsedilen Şanlıurfa kuyumculuğu, günümüzde Pamukçu ve Kınacı Pazarı’ndaki atölyelerde varlığını sürdürmektedir. Yörede "hışır" adı verilen delik işi, telkari ve hasır örme gibi tekniklerle üretilen 21-22 ayar altın takılar müzede sergilenmektedir. Ham ipeğin elle bükülmesiyle yapılan kazazlık sanatı da Bedesten'de (Kazzaz Pazarı) üretilen tespih püskülü, puşu püskülü ve sırma şerit gibi ürünlerle müzede yaşatılan özel değerler arasındadır.
Culhacılık, Kilimcilik ve Keçecilik
Pamuk ipliği ve floş kullanılarak yamşah, puşu ve ehram gibi örtülerin dokunduğu culhacılık (bez dokumacılığı), Kazaz Pazarı'nda sürdürülen 12-13 aşamalı zahmetli bir süreçtir. Karacadağ, Siverek ve Viranşehir gibi bölgelerde üretilen geleneksel kilimcilik ile koyun yününün acem veya dal nakışlarıyla bezenerek tepilmesiyle yapılan keçecilik de müzenin sergilediği zengin dokuma kültürü ürünlerindendir. Keçecilik zanaatı Keçeci Pazarı'ndaki dükkânlarda seccade, heybe ve çizme üretimiyle hâlen devam etmektedir.
Köşkerlik ve Kürkçülük
Yüzü keçi, tabanı kösele olan topuksuz yemenilerin el dikişiyle hazırlandığı köşkerlik (yemenicilik), Eskici Pazarı'nda az sayıda usta tarafından yaşatılmaktadır. Yalnızca Şanlıurfa'ya özgü olan ve ölen kuzuların derilerinden üretilen dışı siyah kumaş kaplı kürkçülük ise tımar, biçme-dikme ve üzleme aşamalarından oluşan çok özel bir üretim sürecine sahiptir. En makbulü siyah kıvırcık tüylü olan bu kürkler, kış aylarında esnaf ve yaşlılar tarafından yaygın şekilde tercih edilmektedir.