Pulur / Sakyol Höyük, Sakyol köyünün kuzeydoğusunda yer alan ve günümüzde Keban Baraj Gölü sularının altında kalmış olan önemli bir arkeolojik höyüktür. Yakınında konumlandığı köyün eski adı Pulur, yeni adı ise Sakyol'dur. Anadolu'daki diğer Pulur Höyük isimli yerleşimlerle karışmaması adına literatürde Pulur / Sakyol veya Sakyol / Pulur Höyük olarak kayda geçmiştir. Yerleşmeyi ilk tespit eden İsmail Kılıç Kökten, burayı Pulur Köyü içindeki Kültepe olarak adlandırmıştır. Höyük, baraj gölü suları altında kalmadan önce Murat Çağı ve Karasu Çağı'nın birleştiği bölgenin yaklaşık 4–5 km uzağında bulunuyordu. Tepe ölçüleri ise 120 x 80 metre ebatlarında olup ovadan 20 metre yükseklikteydi.
Arkeolojik Kazılar ve Tarihçe
Höyükte ilk bilimsel incelemeler 1967 yılında Keban Projesi kapsamında R. Whallon ve Sönmez Kantman başkanlığında yürütülen yüzey araştırmalarıyla başlamıştır. Höyüğün baraj gölü suları altında kalacağının kesinleşmesi üzerine hızlıca kurtarma kazılarına karar verilmiş ve Hamit Zübeyir Koşay başkanlığında 1968-1970 yılları arasında kurtarma kazıları gerçekleştirilmiştir.
Tabakalanma ve Tarihsel Katmanlar
Kazılarda ana toprağa 13-15 metre derinlikte ulaşılmış ve bu süreçte toplam 13 farklı yapı katı saptanmıştır. Bu katların en üstteki 11 adedi Erken Tunç Çağı'na tarihlenmektedir. Erken Tunç Çağı katmanlarının hemen altında ise 1-1,5 metre kalınlığında steril (arkeolojik buluntu içermeyen) bir toprak tabakası tespit edilmiştir. Bu steril tabakanın daha altında kalan en eski iki yapı katına ise küçük bir sondaj çalışması ile ulaşılmıştır. Bu son iki yapı katı için kesin bir tarihlendirme yapılamamakla birlikte, kazı başkanı bu tabakaların Neolitik Çağ'a tarihlendirilmesini önermektedir.
Mimari Yapı ve Buluntular
Höyüğün en alt iki yapı katında açığa çıkarılan mimari kalıntılar sadece bir duvar parçası ve bir ocak ile sınırlı kalmıştır. Kazılarda ele geçen çanak çömlekler incelendiğinde; bir grubun Kalkolitik Çağ'ın Karaz Kültürü'yle ilişkilendirilen koyu yüzlü açkılı mal grubundan oluştuğu, diğer grubun ise Obeyd ve Uruk Dönemi ile ilişkilendirildiği görülmektedir. Höyüğün en dikkat çekici küçük buluntuları arasında pişmiş topraktan yapılan kuzu figürleri yer almaktadır. Yapı katlarının hiçbirinde metal objeye rastlanmamış olması dikkat çeken bir diğer unsurdur. Yerleşimde, merkezdeki bir avlunun etrafına dizilmiş yamuk planlı mekanlardan oluşan ve literatürde "Anadolu tipi" olarak bilinen yapı düzeni ortaya çıkarılmıştır. Bu keşif sayesinde, söz konusu yerleşim modelinin Doğu Anadolu'ya da yayılmış olduğu anlaşılmıştır.