İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi (İTF), Türkiye'nin modern anlamdaki ilk tıp fakültesidir. Fakülte yerleşkesi İstanbul'un Fatih ilçesindeki Çapa semtinde bulunduğundan, halk arasında ve tıp camiasında yaygın olarak Çapa Tıp Fakültesi adıyla da bilinir. Kurumun kökleri Fatih Sultan Mehmed dönemindeki Fatih Darüşşifası'na kadar uzanmakla birlikte, modern tıp eğitiminin başlangıcı olarak II. Mahmud tarafından 14 Mart 1827'de kurulan Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane (Tıbhane-i Amire) kabul edilir. Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yıllarında "Darülfünun Tıp Fakültesi" adıyla hizmet veren kurum, 1933 Üniversite Reformu ile bugünkü akademik kimliğini kazanmıştır. Fakülte, 1967 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nin ayrı bir birim olarak bölünmesiyle günümüzdeki yapısına ve ismine kavuşmuştur. Eğitim dili Türkçe ve İngilizce olan fakülte; temel, dahili ve cerrahi tıp bilimlerinde eğitim ve araştırma faaliyetleri yürütmektedir. Mezuniyet öncesi tıp eğitimi programı TEPDAD tarafından akredite edilmiş olan kurum, aynı zamanda dünyanın önde gelen akademik sağlık merkezleri ağı M8 Alliance'ın (M8 İttifakı) Türkiye'den tek üyesidir.
Köklü Tarihçe ve Kuruluş Süreci
İstanbul Tıp Fakültesi'nin kökleri, İstanbul'un Fethi'nden sonra Fatih Sultan Mehmed tarafından kurulan eğitim kurumlarına ve 1827'de modern tıp eğitiminin başladığı Tıbhane-i Amire'ye dayanmaktadır. Fatih Sultan Mehmed'in 1453 yılında İstanbul'u fethinden sonra, Fatih Külliyesi bünyesinde 1470 yılında tamamlanan Fatih Darüşşifası, İstanbul'daki tıp eğitiminin ilk nüvesi kabul edilir. Bu kurumda 19. yüzyıla kadar usta-çırak ilişkisi içinde hekim yetiştirilmiştir. Benzer şekilde Kanuni Sultan Süleyman döneminde 1555'te açılan Süleymaniye Tıp Medresesi de tıp eğitiminde önemli bir aşama kaydetmiştir. Ancak modern anlamda tıp eğitiminin başlangıcı, II. Mahmud dönemine rastlar. Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasından sonra kurulan Asakir-i Mansure-i Muhammediye ordusunun hekim ve cerrah ihtiyacını karşılamak amacıyla, Hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi'nin önerisiyle 14 Mart 1827 tarihinde Şehzadebaşı'ndaki Tulumbacıbaşı Konağı'nda Tıbhane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire kurulmuştur. Bu tarih, Türkiye'de modern tıp eğitiminin başlangıcı kabul edilerek günümüzde Tıp Bayramı olarak kutlanmaktadır.
Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane ve Cumhuriyet Dönemi
1827'de kurulan okul, 1839 yılında Galatasaray Lisesi'nin bulunduğu binaya taşınarak Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane adını almıştır. Okulun başına Viyana'dan getirilen Dr. Karl Ambroise Bernard getirilmiş ve eğitim dili Fransızca olmuştur. Dr. Bernard döneminde okulda modern bir botanik bahçesi, zengin bir kütüphane ve mineral koleksiyonu oluşturulmuştur. Ayrıca 1848 yılında Viyana'ya gönderilen dört mezun hekimin (Musa Arif, Stefan Aslanian vb.) Viyana Tıp Fakültesi'ndeki sınavları geçerek denklik almaları üzerine, okula "Fakülte" statüsü verilmiştir. 1867 yılında, eğitim dilinin Türkçe olduğu Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye (Sivil Tıp Okulu) açılarak sivil hekim yetiştirilmesine başlanmıştır. Askeri Tıbbiye ise 1903 yılında II. Abdülhamid tarafından Haydarpaşa'da yaptırılan görkemli binaya taşınmıştır. 1908 yılında II. Meşrutiyet'in ilanıyla birlikte Askeri ve Mülki Tıbbiyeler birleştirilerek Darülfünun Tıp Fakültesi adını almıştır. Cemil Paşa (Cemil Topuzlu) fakültenin ilk reisi (dekanı) seçilmiştir. 1922 yılında fakülteye ilk kez kız öğrenciler kabul edilmiş, bu öğrencilerden Dr. Müfide Küley gibi isimler daha sonra fakültede öğretim üyesi olarak görev yapmıştır.
1933 Üniversite Reformu ve 1967 Bölünmesi
31 Mayıs 1933 tarihli 2252 sayılı kanunla İstanbul Darülfünunu kapatılarak yerine İstanbul Üniversitesi kurulmuştur. Bu reformla birlikte Tıp Fakültesi, Haydarpaşa'dan Avrupa yakasına taşınmıştır. Klinikler Cerrahpaşa, Gureba, Haseki, Bakırköy ve Şişli hastanelerine dağıtılmış; temel bilimler ise Beyazıt ve Çapa bölgesine yerleştirilmiştir. Bu dönemde Nazi Almanyası'ndan kaçarak Türkiye'ye sığınan dünyaca ünlü bilim insanları (Prof. Dr. Erich Frank, Prof. Dr. Rudolf Nissen, Prof. Dr. Philipp Schwartz, Prof. Dr. Siegfried Oberndorfer vb.) fakültenin kadrosuna katılarak eğitimin ve araştırma faaliyetlerinin modernleşmesinde kritik rol oynamışlardır. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin kliniklerinin dağınık halde bulunması ve öğrenci sayısının artması nedeniyle, 1967 yılında fakültenin ikiye ayrılmasına karar verilmiştir. Çapa yerleşkesindeki birimler ve buradaki kadro İstanbul Tıp Fakültesi adını korurken, Cerrahpaşa yerleşkesindeki birimler Cerrahpaşa Tıp Fakültesi olarak ayrı bir fakülte şeklinde yapılandırılmıştır.
Tıp Dünyasında İz Bırakan Simge İsimler
Fakültenin köklü tarihi, modern Türk tıbbının gelişimine yön veren pek cellat ve değerli isme ev sahipliği yapmıştır. Mezunları arasında, DNA onarımı üzerine çalışmalarıyla 2015 Nobel Kimya Ödülü'nü kazanan Prof. Dr. Aziz Sancar en başta gelir. Kendi adıyla anılan hastalığı (Behçet hastalığı) dünya tıp literatürüne kazandıran Ord. Prof. Dr. Hulusi Behçet, Türkiye'de modern psikiyatrinin kurucusu "Ruh ve Sinir Hastalıkları" ordinaryüsü Ord. Prof. Dr. Mazhar Osman Usman ve Türk dahiliye ekolünün mimarı sayılan Alman bilim insanı Ord. Prof. Dr. Erich Frank fakültenin simge isimlerindendir. Ayrıca Başbakan Ord. Prof. Dr. Sadi Irmak, sosyalleştirilmiş tıbbın mimarı Prof. Dr. Nusret Fişek, cüzzamla savaşın öncüsü Prof. Dr. Türkan Saylan, COVID-19 pandemisinde görevi başında vefat ederek sağlık çalışanlarının simgesi haline gelen Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu ve hekim kimliğinin yanı sıra sinema sanatçısı olarak tanınan Cüneyt Arkın fakültenin önde gelen mezun ve mensupları arasındadır.
Yerleşke Yapısı ve Deprem Riski Tartışmaları
Fakülte, İstanbul'un Fatih ilçesindeki Çapa semtinde, Millet Caddesi üzerinde geniş bir alana yayılmıştır. Yerleşke içerisinde 19. yüzyıldan kalma tarihi binalar ile 20. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilen modern hastane blokları bir arada bulunmaktadır. Ancak, fakültenin yapı stoğunun büyük bir kısmı zamanla eskimiş ve İstanbul'un deprem riski nedeniyle tartışma konusu olmuştur. Özellikle 2023 yılında yaşanan Kahramanmaraş depremlerinin ardından, fakülte binalarındaki güvenlik endişeleri artmıştır. 2025 yılı Nisan ayında yapılan incelemeler sonucunda, kampüsün ana omurgasını oluşturan Cerrahi Monoblok binası da dahil olmak üzere çeşitli yapılar üzerinde güvenlik ve tahliye süreçleri gündeme gelmiştir.