İmamoğlu Höyüğü, Malatya il merkezinin 15 km kuzeydoğusunda, Fırat Nehri'ne dökülen Höyük Deresi ve Kırmısı Dere'nin birleşme noktasında yer alan son derece önemli bir arkeolojik yerleşimdir. Büyük olasılıkla Fırat'ın oluşturduğu bir birikinti tepesi olan höyük, Karakaya Baraj Gölü sularının yükselmesiyle baraj gölü içerisinde bir ada haline gelmiş ve bu süreçte yamaçları tahribata uğramıştır. Göl suları altında kalmadan önce 14 metre yükseklikte ve 150 × 140 metre boyutlarında olan höyükte, ada konumuna geldikten sonra da 1987 yılında kurtarma kazıları gerçekleştirilmiştir.
İmamoğlu Höyüğü Araştırma Tarihi ve Kazılar
Höyük, ilk kez 1945 yılında Prof. Dr. Kılıç Kökten tarafından "İmamlı" adıyla bilim dünyasına tanıtılmıştır. İlerleyen dönemlerde Dr. Ümit Serdaroğlu ve Prof. Dr. Mehmet Özdoğan tarafından alanda yüzey araştırmaları yürütülmüştür. Daha sonra ODTÜ TAÇDAM (Tarihsel Çevre Değerlerini Araştırma Merkezi) ve Kültür Bakanlığı adına Edibe Uzunoğlu başkanlığında 1980-1987 yılları arasında sistemli arkeolojik kazılar yapılmıştır. Kazı çalışmaları sonucunda höyükte Kalkolitik Çağ, Erken Tunç Çağı, Orta Tunç Çağı, Geç Tunç Çağı, Demir Çağı ve Roma İmparatorluğu – Geç Helenistik Dönem'i kapsayan kesintisiz bir tabakalanma saptanmıştır. Höyükteki en yoğun yerleşimlerin ise Demir Çağı, Orta Tunç Çağı ve Erken Tunç Çağı evrelerinde yaşandığı tespit edilmiştir.
Erken Tunç Çağı Buluntuları ve Sıra Dışı "Merdivenli Ev"
Erken Tunç Çağı tabakalarında açığa çıkarılan yapılar, kerpiç mimarinin ve günlük yaşamın en güzel örneklerini sunmaktadır. Duvarları özenle sıvanmış ve beyaz renkte badanalanmış olan bu yapılardan dairesel planlı üç konut, Arslantepe Höyüğü'ndeki benzerleriyle yapısal paralellik göstermektedir. Bu döneme ait tabakanın en üst katında, tepenin tüm üst alanını kaplayan ve bir konak olduğu düşünülen dokuz odalı büyük bir yapı keşfedilmiştir. Kazı başkanı tarafından "merdivenli ev" olarak adlandırılan bu görkemli konağın kuzey tarafında yedi basamaklı, ilk basamağı sahanlık şeklinde uzun tutulmuş kerpiç bir merdiven bulunmaktadır. Bu merdiven, iki metre yukarıda yer alan kiler bölümüyle bağlantıyı sağlamaktadır. Konağın batı odasında dokuz, doğu odasında ise üç erzak küpü bulunmuş; odalardan birinde ise üzerlerinde kap kacak tabanı izleri taşıyan iki adet seki açığa çıkarılmıştır.
Günlük Yaşam Detayları ve Tarihsel Yangınlar
Konağın güneyinde yer alan 5 × 5 metre boyutlarındaki mutfak, Erken Tunç Çağı'ndaki günlük yaşantıya dair paha biçilemez kanıtlar sunmaktadır. Mutfak iç mekanında oturma sekisi, öğütme sekisi, depolama kabı ve üçgen küllüklü kubbeli bir fırın yer almaktadır. Duvarlarının 3 kez sıvanıp 8-10 kez kirli beyaz renkte badana yapılmış olması, mutfağın uzun yıllar boyunca onarılarak kullanıldığını göstermektedir. Erzak küplerinden ikisinin tepeleme buğday ve arpa dolu olarak bulunması ve bir diğer küpte kavurma saklandığını gösteren kemik kalıntılarının saptanması, bu katın ani bir yangın felaketiyle son bulduğunu kanıtlamaktadır. Höyüğün Demir Çağı tabakasında da yoğun bir yapılaşma bulunmakta olup, bu yapıların temelleri Geç Tunç Çağı son evresinin yıkılışını belirleyen 30 cm kalınlığındaki yoğun bir yangın tabakası üzerine inşa edilmiştir. Kazılarda ayrıca kabartmalı Karaz Kültürü çanak çömlekleri ile Şemsiyetepe Höyüğü'ndeki örneklerine benzeyen kuş başlı ve çan etekli pişmiş toprak bir heykelcik de ele geçirilmiştir.