Boğdan Sarayı, Türkiye'nin İstanbul kentinde bulunan, Bizans döneminde inşa edilmiş eski bir saray ve şapel kalıntısıdır. Bizans dönemindeki orijinal adanışı bilinmeyen yapı, Osmanlı döneminde Miralı Nikolaos'a adanmış ve "Ayos Nikolaos tu Bogdansarayi" (Ἅγιος Νικόλαος τοῦ Βογδannσράγι) olarak anılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Bâb-ı Âli nezdindeki Moldovalı hospodarın (Boğdan voyvodası) elçilik ikametgâhının bir parçasını oluşturan bu yapı, yer üstü kısımlarının neredeyse tamamen kaybolmasıyla günümüzde Konstantinopolis'teki Bizans mimarisinin küçük ama değerli bir örneği olarak kabul edilmektedir.
Boğdan Sarayı'nın Konumu ve Günümüzdeki Durumu
Tarihi yapı, Haliç'e bakan Konstantinopolis'in altıncı tepesinin yamacında, kara surlarının doğu kısmının yakınında yer almaktadır. Kalıntılar günümüzde İstanbul'un Fatih ilçesindeki Salmatomruk semtinde, Edirnekapı yakınlarında konumlanmıştır. Kariye Müzesi'nin (Kariye Kilisesi) yaklaşık 250 metre doğusunda ve bir diğer eski Bizans dini yapısı olan Kefeli Camii'nin 100 metre kuzeyinde bulunur. Çevresi 2012 yılı itibarıyla bir lastikçi dükkânı olarak kullanılan kalıntının etrafı, 2022 yılında ilçe belediyesinin girişimiyle kamulaştırılmış ve çocuk parkı haline getirilmiştir.
Bizans'tan Osmanlı Dönemine Tarihsel Gelişimi
Bizans dönemindeki işlevi hakkında kesin bilgi bulunmayan yapının, konumu nedeniyle Kayadaki Vaftizci Yahya Manastırı'nın (Ayos Yoannis Prodromos en ti Petra) bir eki olduğu tahmin edilmektedir. Bu manastır, İsa'nın Çilesi'ne ait kutsal aletlerin de saklandığı Konstantinopolis'in en büyük manastırlarından biriydi; ancak Boğdan Sarayı şapelinin küçük boyutları buranın ana kilise (katholikon) olma olasılığını ortadan kaldırmaktadır. Bazı kaynaklar yapının 12. yüzyılda Komnenoslar döneminde inşa edildiğini savunurken, diğerleri 14. yüzyılda bir Palaiologos vakfı olarak kurulduğunu belirtmektedir. Yapının kuzey-güney doğrultusundaki yönü, başlangıçta bir kiliseden ziyade bir cenaze şapeli olarak tasarlandığını ortaya koymaktadır.
Osmanlı Dönemindeki Rolü ve Yıkılış Süreci
İstanbul'un 1453 yılındaki fethinin ardından, 16. yüzyılda şapel, Boğdan voyvodasının elçilerini ağırlamak üzere satın aldığı geniş arazinin bir parçası haline gelmiş ve bu nedenle "Boğdan Sarayı" adını almıştır. Osmanlı İstanbul'unda bir özel patrici evinin şapeli olarak kullanılması oldukça nadir bir durumdur. 18. yüzyılın başlarında, yüksek sınır duvarlarının yangınlardan koruduğu bu korunaklı mülk, padişah tarafından yabancı elçilerin ikametgâhı olarak kiralanmıştır. Bu elçiler arasında 1634 yılında P. Strasburg ve 1657-1658 yıllarında C. Rolomb gibi İsveç elçileri yer almaktadır. Haziran 1760'ta Fenerli John Kallimahes tarafından Aynoroz Dağı'ndaki Rus St. Pantaleon Manastırı'na bağışlanan yapı, 1784 yılındaki büyük yangında yanmış ve arazisi pazar bahçesi olarak kullanılmaya başlanmıştır.
19. yüzyıl boyunca giderek harap olan yapı, 1894 İstanbul depreminin ardından tamamen harabeye dönmüştür. 1918 yılında bir Alman arkeolog tarafından yapılan gizli kazılarda mezar odasında üç isimsiz mezar keşfedilmiştir. 20. yüzyılın ikinci yarısında kalıntıları bir gecekonduya dönüştürülen ve daha sonra bir lastikçi dükkânının içinde kalan yapıya erişim uzun süre neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Günümüzde yapının yer üstü kısımları neredeyse tamamen yok olmuş durumdadır ve yalnızca yer altındaki mezar odası varlığını sürdürmektedir.
Mimari Özellikleri ve Yapısal Detayları
Boğdan Sarayı, kenarları 6,20 metre ve 3,50 metre ölçülerinde olan dikdörtgen bir plana sahipti. Orijinal tasarımı, yer üstünde bir şapel ve yer altında bir mezar odası olmak üzere iki kattan oluşmaktaydı. Üst kattaki şapel, duvarlar üzerindeki iki enine kemere oturan pandantifli bir kubbe ile örtülmüştü. Kuzey kısmında bir Bema ve dış cephesi nişlerle bezeli çokgen bir apsis bulunmaktaydı. Alt kattaki mezar odası ise beşik tonozla örtülüydü ve basit bir apsise sahipti. Yapının tuğla işçiliğinde, üç veya dört sıra beyaz taş ile bir sıra kırmızı tuğla ardışık olarak kullanılmış, böylece geç Bizans dönemine özgü renkli (kromatik) bir görsel etki yaratılmıştır. Yapıya dik uzanan duvar kalıntılarının varlığı, buranın geçmişte çok daha büyük bir kompleksin, muhtemelen Petra'lı Aziz John Manastırı'nın bir parçası olduğunu kanıtlamaktadır.