Anadolu'nun Çok Katmanlı Tarih Mirası: Beycesultan
Denizli'nin Çivril ilçesinin yaklaşık 5 kilometre güneybatısında, Büyük Menderes Nehri'nin eski bir kolunun kıvrımında yer alan Beycesultan, Batı Anadolu'nun en önemli arkeolojik sit alanlarından biridir. Yaklaşık 35 hektarlık geniş bir alana yayılan bu tarihî höyük, eski bir ticaret yoluyla ikiye bölünmüş iki tepeden oluşmaktadır. En yüksek noktası batı höyüğünde 25 metreyi bulan yerleşim, Geç Bakır Çağı'ndan Bizans dönemine kadar kesintisiz uzanan yaklaşık 40 arkeolojik katman barındırmasıyla tarih öncesi dönemlerin en zengin sekanslarından birini sunmaktadır.
Geç Bakır Çağı'ndan Tunç Çağlarına Uzanan Gelişim
Beycesultan'daki ilk yerleşim izleri MÖ 5. ve 4. binyıllara, yani Geç Bakır Çağı'na kadar uzanmaktadır. Bu döneme ait taş temelli ve kerpiç duvarlı dikdörtgen odalar, yerleşimin en eski mimari karakterini oluşturur. MÖ 3. binyıl boyunca önemi artan kentte, Erken Tunç Çağı'nda gelişmiş revaklı ve şömineli megaron benzeri yapılar ile dini tapınaklar inşa edilmiştir. Erken Tunç Çağı'nın sonlarında gelişen Anadolu Ticaret Ağı sayesinde bölge, Ege adaları ile Orta Anadolu arasında önemli bir ticaret köprüsü hâline gelmiştir. Erken Tunç III döneminde ise Luvi halkının gelişiyle birlikte çömlekçi çarkı kullanımı başlamıştır.
Görkemli Saraylar ve Luvi Kültürünün İzleri
Orta Tunç Çağı I döneminde (MÖ 2000-1800 civarı) Beycesultan, Küçük Asya'nın en önemli şehirlerinden biri konumundaydı. Höyüğün doğu tarafında yükselen büyük bir saray ve buna bağlı "aşağı şehir" yerleşimi kurulmuştu. Orta Tunç II döneminde (MÖ 1800-1550 civarı) inşa edilen saray, Girit'teki ünlü Minos uygarlığına ait Knossos Sarayı ile mimari benzerlikler göstermektedir. Bu görkemli saray yapısı MÖ 17. yüzyılda (yaklaşık MÖ 1700) tahrip edilmiş olup, arkeolog James Mellaart sarayın Arzava ile savaşan Hitit kralı I. Hattuşili tarafından yıkıldığını öne sürmektedir. Ayrıca bu geçiş dönemine ait bir damga mühürde bulunan Luvi hiyeroglifleri, Hint-Avrupa dil ailesinin bilinen en eski yazılı kanıtlarından birini temsil etmesi bakımından tarihsel açıdan kritik bir öneme sahiptir.
Hitit Egemenliği, Yok Oluş ve Kazı Çalışmaları
Sarayın yıkılmasının ardından birkaç yüzyıl boyunca yarı terk edilmiş bir dönem geçiren Beycesultan, Hitit İmparatorluğu'nun etkisiyle yeniden yükselişe geçmiş ve MÖ 1200 civarındaki genel yıkıma kadar varlığını sürdürmüştür. Bizans döneminde "Ilouza" adıyla piskoposluk merkezi olan kent, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde de küçük ölçekli yerleşimlere sahne olmuştur. 1950'li yıllardan bu yana Seton Lloyd, James Mellaart ve sonrasında Prof. Dr. Eşref Abay liderliğinde yürütülen kazılarda ortaya çıkarılan ince işçilikli çanak çömlekler, damga mühürler ve MÖ 17-16. yüzyıla tarihlenen ünlü seramik darbuka gibi eşsiz buluntular bugün Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi ile Pamukkale Hierapolis Müzesi bünyesinde sergilenmektedir.