Balaban Ağa Camii'nin Kökeni ve Tarihçesi
İstanbul'un Fatih ilçesinde yer alan ve Balaban Ağa Camii (ya da Balaban Ağa Mescidi) olarak bilinen yapı, Bizans döneminden Osmanlı dönemine uzanan köklü bir geçmişe sahipti. Yapılan arkeolojik çalışmalara göre ilk olarak 5. ya da 6. yüzyılda bir anıt mezar olarak inşa edildiği tespit edilmiştir. Tarihçi Alfons Maria Schneider, yapının imparatorluk ailesine ait mezarlar arasında yer almamasından dolayı muhtemelen zengin bir aile üyesine ait olduğunu belirtirken, Ernest Mamboury ise mimari yapısının Hodegon Manastırı vaftizhanesine benzerliğinden dolayı bir vaftizhane olabileceğini öne sürmüştür.
Bizans Dönemindeki Dönüşüm ve Şapel Kullanımı
Başlangıçta mermer kaplama duvarlara sahip olan yapı, 14. yüzyılda kapsamlı bir onarımdan geçirilmiştir. Bu onarım sırasında alt taraftaki mezarların bulunduğu alan, payelere dayanan dört yeni duvarla çevrilerek dikdörtgen planlı bir mezar odası haline getirilmiş ve üzeri bir kubbeyle kapatılmıştır. Duvarlardaki mermer kaplamalar sökülerek yerlerine alçı kaplanmış ve üzerlerine freskler işlenmiştir. Bu dönüşümle birlikte yapı şapel olarak hizmet vermeye başlamıştır. Yapının temelindeki bir mezar stelinde yer alan 1341 ya da 1342 tarihi, bu büyük onarımın III. Andronikos veya halefleri döneminde, Dördüncü Haçlı Seferi sırasındaki yağmalanma tahribatından sonra gerçekleştirildiğini düşündürmektedir.
Osmanlı Dönemi ve Camiye Dönüştürülmesi
Fatih Sultan Mehmed dönemi sekbanbaşılarından Sekbanbaşı Balaban Ağa bin Abdullah adına kurulan vakıf bünyesinde, Mart veya Nisan 1483 tarihinde yapı camiye dönüştürülmüştür. Bu dönüşüm sırasında yapıya mihrap, son cemaat yeri, pencereler ve güneybatı payesi üzerine tuğladan bir minare eklenmiştir. Minare merdivenlerinin eski batı girişini kapatması sebebiyle, kuzeybatı yönünde yeni bir giriş açılmıştır. Bayezid Camii nahiyesine bağlı olan ve "Mahalle-i Mescid-i Balâban Ağa" adıyla anılan bu yapının vakfiyesinde ayrıca on hücre, üç dükkân ve bir sıbyan mektebi bulunuyordu.
Büyük Yangınlar ve Yapının Yıkılışı
Tarih boyunca bölgede meydana gelen 1660, 1693, 1718 ve 1782 yılı yangınlarında zarar gördüğü tahmin edilen cami, en büyük yıkımı 23 Temmuz 1911 tarihindeki yangında yaşamış ve harap hale gelmiştir. Yangından sonra hazırlanan imar planlarında üzerinde yeni bir sokak (Harikazadeler Sokağı) geçmesi öngörüldüğü için, 1930 yılında Vakıflar İdaresi tarafından yıkılmak üzere satılmış ve tamamen yıkılmıştır. Yıkım sonrasında İstanbul Müzeleri ve Amerikan Bizans Enstitüsü'nün destekleriyle Arif Müfid Mansel başkanlığında yürütülen kazı çalışmaları, yapının neredeyse dairesel planlı kâgir mimarisini ve altındaki mezar odasını bilimsel olarak belgelemiştir.