1999 Düzce Depremi: Tarihi ve Genel Bilgiler
1999 Düzce depremi, 12 Kasım 1999 Cuma günü yerel saatle 18.57'de meydana gelmiş ve yaklaşık 30 saniye boyunca etkili olmuştur. Aletsel büyüklüğü 7,2 (Mw) olarak ölçülen ve odak derinliği 17 km (bazı kaynaklarda 14 km) olan bu sarsıntının merkez üssü Düzce'dir. Deprem, Türkiye'deki pek comics ilin yanı sıra Ukrayna'dan da hissedilmiş ve geniş bir coğrafyada derin etkiler bırakmıştır.
Fay Yapısı ve Depremin Oluşumu
Deprem, 17 Ağustos 1999 Gölcük Depremi'ne neden olan Kuzey Anadolu Fayı'nın kuzey kolunu oluşturan fayların en doğusundaki segment üzerinde gerçekleşmiştir. 73 km uzunluğundaki Düzce fayının 30 km'lik batı bölümü Gölcük depreminde kırılmışken, 12 Kasım depremi fayın kalan 43 km uzunluğundaki doğu bölümünün tetiklenerek kırılması sonucu oluşmuştur. Fayın doğu bölümü sağ yönlü doğrultu atımlı, Efteni gölü bölümü ise oblik faylanma mekanizmasını yansıtmaktadır. Kırık üzerinde ölçülen maksimum sağ yönlü yanal yer değiştirme 410 ± cm (doğu ucunda 4.20 m, batı ucunda 3 m, güneyinde ise 5.40 m), eğim atım ise 300 cm (düşey atım 2.5 m) civarındadır.
Depremin Hasarları ve Can Kayıpları
Afet sonucunda bölgede çok büyük can kayıpları ve yapısal hasarlar meydana gelmiştir. Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezi verilerine göre depremde 845 kişi hayatını kaybetmiş ve 4.948 kişi yaralanmıştır. İlçe bazlı ölü sayılarına bakıldığında en fazla kayıp 463 ölümle Düzce Merkez'de ve 316 ölümle Kaynaşlı'da yaşanmıştır. Gölyaka-Kaynaşlı hattındaki hasarlar doğrudan deprem fayının yüzeyi parçalamasından, Düzce kent merkezindeki hasarlar ise zayıf zemin özelliklerinden kaynaklanmıştır. Depremde hasar gören ve acilen yıkılması gereken bina sayısı 3.395, yıkık ya da ağır hasarlı ev sayısı 12.939, iş yeri sayısı ise 2.450 olarak kayıtlara geçmiştir.
İdari Değişiklikler ve Bilimsel Bulgular
Bu yıkıcı afetin ardından bölgenin hızla toparlanabilmesi amacıyla Bolu'ya bağlı bir ilçe olan Düzce, idari bir kararla Türkiye'nin 81. ili haline getirilmiştir. Deprem sonrasında yapılan geniş çaplı bilimsel araştırmalar, bölgedeki suların ekolojisinde kalıcı bir değişim olmadığını göstermiştir. Ölçülen CH4 (metan) gazının da sürekliliğinin bulunmadığı ve konsantrasyonunun zamanla düştüğü tespit edilmiştir.