Yıldırım Önal, kendine has diksiyonu ve kulaklarda iz bırakan tınısıyla Türk tiyatro tarihinin en özgün aktörlerinden biridir. 11 Ekim 1931 tarihinde İzmir'de gözlerini dünyaya açan usta sanatçı, 10 Ekim 1982'de yine kendi memleketinde hayata gözlerini yummuştur. Ankara Devlet Konservatuvarı'ndan mezun olmasının ardından, oyunculuk ve yönetmenlik alanında sergilediği üstün performanslarla Türk sahne sanatlarında yeni bir çığır açmıştır. Sahnelediği eserlerde canlandırdığı derinlikli karakterler ve sinemadaki unutulmaz tiplemeleri sayesinde sanatseverlerin gönlünde taht kurmayı başarmıştır. Sanat hayatı boyunca hem Devlet Tiyatroları bünyesinde hem de kurucusu olduğu özel topluluklarda sergilediği performanslarla adından sıkça söz ettirmiştir.
Devlet Tiyatroları ve Sahne Tozuyla Geçen Yıllar
Sanat eğitimine büyük önem veren Yıldırım Önal, 1953 yılında Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü'nü başarıyla tamamladı. Mezun olduğu sene hemen Devlet Tiyatroları kadrosuna dahil olarak profesyonel oyunculuk kariyerine adım attı. Usta aktör, ufak kesintiler hariç tutulursa 1963 yılına kadar bu saygın kurum bünyesinde çok sayıda önemli yapımda başrol ve yardımcı roller üstlendi. Sahnedeki devleşen oyunculuğu ve kendine özgü ses tonuyla izleyiciler üzerinde derin bir etki bıraktı. O dönem sergilediği eserler arasında klasikler ve Türk edebiyatının seçkin örnekleri yer alıyordu.
Aşağıda usta oyuncunun 1953 ile 1962 yılları arasında Devlet Tiyatroları bünyesinde hayat verdiği başlıca oyunlar yer almaktadır:
- Schiller imzalı Maria Stuart (1953)
- Reşat Nuri Güntekin eseri olan Tanrıdağı Ziyafeti (1954)
- Turgut Özakman'ın kaleme aldığı Güneşte On Kişi (1954)
- Cevat Fehmi Başkut klasikleri arasında yer alan Harput'ta Bir Amerikalı (1955)
- Shakespeare'in ölümsüz eseri On İkinci Gece (1955)
- Gerhart Hauptmann tarafından yazılan Rose Bernd (1962)
Özellikle bazı roller vardı ki, Yıldırım Önal'ın adını tiyatro tarihine altın harflerle yazdırdı. Edmund Morris'in Tahta Çanaklar (1956) oyunundaki performansı, Turgut Özakman'ın Duvarların Ötesi (1958) eseri ve Tennessee Williams'ın dünya klasikleri arasında yer alan Arzu Tramvayı'ndaki (1960) eşsiz tiplemesi izleyiciler ve eleştirmenler tarafından ayakta alkışlandı. Aktörün sergilediği bu olağanüstü tiplemeler, tiyatro çevrelerinde büyük bir takdir topladı. Devlet Tiyatroları'ndaki yoğun mesaisinin ardından, ilerleyen dönemlerde bağımsız ve özel tiyatro topluluklarıyla da yolları kesişti.
Özel Tiyatrolar, Yönetmenlik ve Prestijli Ödüller
Özel tiyatro sahnelerinde de fırtınalar estiren Yıldırım Önal, 1963 yılında Arena Tiyatrosu bünyesinde sahnelenen, George Bernard Shaw'un ünlü yapıtı Sezar ve Kleopatra oyunundaki muhteşem oyunculuğu ile tiyatro dünyasının en prestijli takdirlerinden biri kabul edilen İlhan İskender Armağanı'nı kazanma başarısını gösterdi. Sanata olan tutkusu onu sadece oynamakla sınırlandırmadı; 1966 yılında Ertuğrul Anadol ile güçlerini birleştirerek Tiyatrom Topluluğu adını verdikleri özel bir tiyatro grubunun kuruluşuna imza attı. Sanatçı, bu topluluk çatısı altında hem oyuncu hem de yönetici olarak tiyatronun halkla buluşması için yoğun çaba sarf etti. 1970'li yılların ortalarına gelindiğinde ise eski yuvası olan Devlet Tiyatroları'na tekrar geri döndü. Sanatçının çok yönlü yeteneği, 1977 senesinde TRT bünyesinde seslendirme yönetmeni olarak görev almasıyla bir kez daha tescillenmiş oldu.
Sinema Yılları ve Bakkalda Bırakılan Altın Portakal
Zaman ilerledikçe usta aktörün kariyer rotası tiyatro sahnelerinden sinema ve televizyon ekranlarına doğru kaymaya başladı. 1970'li yılların gelmesiyle birlikte tiyatro çalışmalarından yavaş yavaş uzaklaşan Yıldırım Önal, tüm enerjisini sinema projelerine kanalize etti. Bu dönemde beyaz perdede sergilediği yetenek ona büyük başarılar getirdi. 1973 yılında vizyona giren ve sinemaseverlerin beğenisini toplayan Dinmeyen Sızı isimli filmde canlandırdığı karakterle Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü'nü kazanarak başarısını taçlandırdı. Televizyon ekranlarında ise Foto-Finiş dizisinde canlandırdığı rolde dile getirdiği ve adeta belleklere kazınan "Karım Stella da beni terk etti" repliği, dönemin izleyicileri arasında efsanevi bir popülerliğe ulaştı.
Ne var ki, bu büyük yeteneğin yaşamının son yılları maddi zorluklar ve büyük bir ekonomik darboğaz içinde geçti. Yaşadığı ağır geçim sıkıntıları nedeniyle, hayatının en gurur verici başarılarından biri olan ve büyük emeklerle kazandığı Altın Portakal Ödülü'nü, günlük ihtiyaçlarını karşılayabilmek adına alışveriş yaptığı mahalle bakkalına rehin olarak vermek zorunda kaldı. Bu hüzünlü olay, Türk sanat dünyasının en iç acıtıcı hikayelerinden biri olarak hafızalara kazındı. Vefakar mahalle bakkalı ise sanatçının vefatının ardından bu anlamlı ödülü hak ettiği yere ulaştırmak amacıyla Önal'ın kızına iade etti. Usta sanatçı, çıktığı bir turne kapsamında bulunduğu İzmir'de geçirdiği beyin kanaması sonucu aramızdan ayrıldı.
Yıldırım Önal'ın anısı ve bakkala bırakılan ödülün taşıdığı hüzünlü hikaye, Türk sinemasında unutulmadı. Usta aktörün anısını yaşatmak ve sinema emekçilerine hak ettikleri değeri göstermek amacıyla 1999 yılından itibaren her sene Antalya Altın Portakal Film Festivali kapsamında son derece anlamlı bir gelenek başlatıldı. Bu çerçevede, her yıl sinema dünyasına ömrünü adamış saygın bir emekçiye Yıldırım Önal Anı Ödülü takdim edilmektedir. Kendine has tınısı, derinlikli oyunculuğu ve sahnelere kattığı ruhla Türk sanatının en önemli değerlerinden biri olan sanatçı, geride bıraktığı unutulmaz eserler ve tiplemelerle yaşamaya devam etmektedir.
