Türk sinemasının yönünü değiştiren Yavuz Turgul, 5 Nisan 1946 tarihinde İstanbul'da dünyaya gözlerini açtı. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsü'ndeki eğitimini tamamladıktan sonra uzun süre boyunca dönemin popüler yayın organlarından Ses dergisinde muhabir ve yazı işleri müdürü olarak görev yaptı. Röportajlar gerçekleştirmek ve haber toplamak amacıyla ziyaret ettiği film setlerinde, dönemin önemli yönetmenleriyle yakın ilişkiler kurma fırsatı buldu. Setlerde yaptığı derinlemesine gözlemler, onun gelecekteki sinema vizyonunu şekillendiren en temel unsurlar haline geldi. Sinema onun için bir tutkuydu. Bu tutku onu setlere çekti.
Gazetecilik Yıllarından Arzu Film Ekolüne
Yavuz Turgul, 1976 yılında Türk sinemasının efsanevi isimlerinden Ertem Eğilmez'in desteğiyle Arzu Film çatısı altında senaryo yazarlığına başladı. Arzu Film, o dönemlerde İstanbul'un kenar mahallelerinde geçen, sıcak aile tiplemelerini barındıran ve aynı oyuncu kadrosuna dayanan komediler üretiyordu. Bu ekolün ruhuna sadık kalan Turgul, unutulmaz eserlerin altına imzasını attı. Yazdığı senaryolarla geniş halk kitlelerinin kalbini kazanmayı başardı.
Bu dönemde kaleme aldığı ve geniş kitlelerin beğenisini kazanan bazı yapımlar şunlardır:
- Tosun Paşa (1976)
- Sultan (1978)
- Hababam Sınıfı (1981)
- Çiçek Abbas (1982)
Turgul, 1980'li yıllarda sinema sektörünün derin bir krize girmesiyle birlikte, geçimini sağlamak adına reklamcılık alanına yöneldi. Reklam yazarlığı ve sinemayı eş zamanlı olarak başarıyla yürüttü. Manajans firmasında çalışarak yaratıcı yazarlık pozisyonuna kadar yükselmeyi başardı. 1993 senesinde buradan ayrılarak Jeffi Medina ile ortaklaşa Medina - Turgul isimli reklam ajansını hayata geçirdi.
Şener Şen Birlikteliği ve Sinemayı Kurtaran Başarılar
Turgul, kameranın arkasına ilk kez 1984 yılında Ahmet Muhip Dranas'ın ünlü şiirinden uyarladığı Fahriye Abla filmiyle geçti. Bu ilk yönetmenlik denemesi, onun sinemadaki özgün tarzının da ilk büyük habercisi oldu. Bir yıl sonra, Nesli Çölgeçen'in yönettiği ve Şener Şen'in başrol oynadığı Züğürt Ağa filminin senaryosunu kaleme aldı. Bu projeden sonra, neredeyse tüm filmlerinin başrolünü Şener Şen'e emanet ederek Türk sinema tarihinin en güçlü, en uzun soluklu ve en üretken yaratıcı ortaklıklarından birini kurdu. Turgul, filmlerinde karakter odaklı hikayelere yoğunlaşarak, Türkiye'nin içinden geçtiği toplumsal dönüşümleri, hüzünle mizahı harmanlayan bir dille beyaz perdeye aktardı. 1986'da yönettiği Muhsin Bey, sinemaseverlerin hafızalarına kazınmayı başardı. Ardından 1990 yılında Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni ve Gölge Oyunu filmlerini yönetti. On yıllık bir aranın ardından, 1996'da vizyona giren ve sinema tarihini kökten değiştiren efsanevi filmi Eşkıya'yı çekti. Eşkıya, o güne dek Türk sinema tarihinin en yüksek hasılatına ulaşan yapımı olma başarısını gösterdi. Sinema salonlarının bomboş kaldığı, seyircinin Türk filmlerinden tamamen uzaklaştığı 1980 sonrası dönemde, Muhsin Bey ve Eşkıya adeta can suyu oldu. Birçok akademisyen ve sinema eleştirmeni, Eşkıya'nın başarısını Türk sinemasında yepyeni ve parlak bir dönemin miladı olarak değerlendirdi. Bu görkemli yapım, yurt içinde ve dışında sayısız ödül toplamasının yanı sıra, Türkiye'nin o yılki yabancı dilde Oscar adayı olarak belirlendi.
Televizyon Ekranında Bir Efsane: İkinci Bahar
Başarılı sinemacı, beyaz perdedeki yetkinliğini 1999 yılında televizyon ekranlarına da taşıyarak İkinci Bahar dizisinin yönetmenliğini üstlendi. Bu unutulmaz yapım, Türk televizyon tarihinin en başarılı ve en çok sevilen dizilerinden biri olarak kayıtlara geçti. Turgul, sinema ve reklam sektöründeki üretkenliğini televizyonda da taçlandırmış oldu. Toplumsal hafızada yer eden bu dizi, onun geniş kitlelere ulaşma becerisinin en somut örneklerinden biridir. Usta yönetmenin kariyeri boyunca ulaştığı sanatsal ve gişesel başarılar, 1980 sonrasında derin bir kimlik krizi yaşayan Türk sinemasının geleceğine yönelik son derece verimli tartışmaları tetikleyerek yeni nesil sinemacılara adeta kutup yıldızı oldu.