Türk askerî tarihinin en sarsıcı figürlerinden biri olan Kurmay Albay Ahmet Talât Aydemir, 1917 yılında Söğüt'te doğdu. Hayatı, 5 Temmuz 1964'te Ankara'nın Altındağ ilçesinde son buldu. Türkiye'nin siyasi tarihinde derin izler bırakan Aydemir, iki başarısız askerî darbe girişimine liderlik etmiştir. Kendisi, cumhuriyet tarihinin en sıra dışı isyan hareketlerinden birinin mimarıdır. Ordu içinde oluşturduğu geniş nüfuz halkasıyla, reformların ancak askerî idareyle gerçekleştirilebileceğine inanıyordu.
Kore'den Harbiye'ye Ulaşan Kırgınlıklar
Askerî eğitim hayatına başarıyla başlayan Aydemir, 1939 senesinde Harp Okulundan topçu asteğmen rütbesi alarak mezuniyetini elde etti. Ayrıca kurmay subaylık unvanını ise 1954 yılında Kara Harp Akademisini başarıyla tamamlayarak kazandı. Dönemin siyasi iktidarı olan Demokrat Parti yönetimine karşı darbe planlamak üzere örgütlenen yeraltı cuntası faaliyetlerinde, 1956 ile 1959 yılları arasında oldukça aktif ve kararlı roller üstlenerek ihtilalci karakterini erkenden gösterdi. Ancak 1959 yılında görevli olarak Güney Kore'ye gönderilmesi, hayatının dönüm noktalarından biri oldu. Haziran 1960 tarihine kadar Güney Kore sınırlarında kalması sebebiyle, ülkesinde gerçekleşen 27 Mayıs Darbesi'ne doğrudan katılma fırsatını kaçırdı. Yurda geri döndüğünde, yönetimi elinde tutan Millî Birlik Komitesi içerisinde kendisine yer bulamadı. Bu durum, subayın komiteye karşı derin bir şahsi kırgınlık beslemesine yol açtı.
Uzak Doğu dönüşünün ardından kurmay albay rütbesiyle ordu içindeki en prestijli kurumlardan biri olan Kara Harp Okulu Komutanlığı makamına atandı. Bu kritik görev, onun askeri öğrenciler ve genç subaylar üzerindeki etkisini günden güne artırdı. Kendisi, 27 Mayıs hareketinin radikal kanadı olarak isimlendirilen ve içinde Ondörtler'in de bulunduğu grupta yer alıyordu. Bu radikal subayların tam bir fikir birliği olmasa da şu asgari müştereklerde birleşiyorlardı:
- Askerî yönetimin devam ettirilmesi
- Otoriter yöntemlerle reformculuk yapılması
- Parlamenter sistemin ikinci plana atılması
Komitenin ılımlı kanadı, 1960 yılının son günlerinde radikal grubu tamamen tasfiye etti. Millî Birlik Komitesi dışında yer alan Aydemir, bu tasfiyeden etkilenmedi. Çevresindeki darbeci kadroların çoğunluğunun albaylardan oluşması sebebiyle, askeri çevrelerde kendisinden Albaylar Cuntasının başı şeklinde söz edilmeye başlandı.
Ordu İçinde Yükselen Albaylar Cuntası
Türkiye'de 15 Ekim 1961 genel seçimlerinin tamamlanmasıyla birlikte ordu kademelerinde mevcut düzene karşı memnuniyetsizlikler hızla tırmandı. Kendilerine Silahlı Kuvvetler Birliği adını veren subaylar, 21 Ekim tarihinde seçimlerin iptali, siyasi partilerin kapatılması ve komitenin feshini öngören çok kritik bir protokol imzalayarak ordu içindeki darbe yanlısı havayı pekiştirdi. Reformların koalisyon hükümetleri eliyle yapılamayacağına inanan Aydemir grubu ile bu birlik arasında yakın temaslar kuruldu. Ordu içindeki huzursuz hava dağılmadı. Başbakanlık koltuğundaki İsmet İnönü liderliğindeki hükümet, olası bir darbeyi engellemek amacıyla Aydemir'in de aralarında bulunduğu bazı subayları başka yerlere atadı.
Bu tasfiye kararlarına karşı sessiz kalmayan Aydemir, Ankara'daki askeri birliklerin katılımıyla 22 Şubat 1962'de askeri darbe teşebbüsünü başlattı. Ancak ordu Başbakan İnönü'nün yanında yer aldı. Yalnız kalan Aydemir, hükümetle müzakere ederek teslim oldu. Anlaşma uyarınca darbeciler yargılanmayarak sadece ordudan emekli edildiler. Aynı zamanda emeklilik günlerinde de rahat durmayan eski albay, 9 Temmuz 1962'de kanunun suç kabul ettiği bir cürmü övdüğü gerekçesiyle tutuklandı. Kısa süre sonra, 18 Temmuz'da tahliye edildi.
İkinci Darbe Girişimi ve Kaçış
Siyasi arenada anayasal reformların yapılmadığını öne süren Aydemir, darbe hazırlıklarına sivil hayatında da kararlılıkla devam etti. Kara Harp Okulu öğrencilerinin katılımıyla 20 Mayıs 1963 gecesi ikinci askeri darbe girişimini gerçekleştirdi. Kalkışma, Başbakan İnönü'nün direnmesiyle bastırıldı. Başarısızlığın kesinleştiğini gören emekli albay, jetler tarafından kuşatılan okul binasından sadık talebeleriyle kaçmayı başardı. Çok geçmeden, saklandığı bir arkadaşının evinde emniyet güçlerince kıskıvrak yakalandı. Karakoldaki sorgusu sırasında bir polis memurunun yönelttiği 'Kurtulursanız ne yapacaksınız?' sorusuna, ihtilalci kimliğini yansıtan 'İlk fırsatta bir yenisini deneyeceğim' yanıtını verdi.
Yargılama Süreci ve İdam Sehpası
Yakalanmasının ardından geniş çaplı bir askeri mahkeme süreci başladı. Harp Okulu öğrencileriyle birlikte yargılanan Aydemir, Süvari Binbaşı Fethi Gürcan ile beraber 5 Eylül 1963'te anayasayı değiştirmeye teşebbüs suçundan ölüm cezasına çarptırıldı. İdam kararı, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanarak 11 Mart 1964'te kesinleşti. İnfaz için 27 Haziran 1964 sabaha karşı hücresinden çıkarılan Aydemir, avukatının yaptığı son dakika hukuki başvurusu sayesinde birkaç gün daha zaman kazandı. Nihayetinde tüm yasal yollar tükenince, 5 Temmuz 1964 günü Ankara Merkez Cezaevi'nde son yolculuğuna çıkarıldı. Üzerinde Harbiye rozeti bulunan kazağının üstüne infaz gömleği giydirilen eski albay, götürüldüğü idam sehpasındaki celladı 'Kendi işimi kendi görürüm' diyerek reddetti ve 'Memleket için hayırlı olsun!' diyerek sandalyeyi bizzat tekmeledi.