Diyarbakır'ın Sur ilçesinde 28 Kasım 2015 tarihinde düzenlenen ve tüm ülkeyi yasa boğan silahlı saldırı, Türkiye'nin hukuk ve insan hakları camiasında derin yaralar açarak unutulmaz bir iz bıraktı. Bu karanlık olayda, kenti yasa boğan bir kayıp yaşandı ve dönemin Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi hayatını kaybetti. Kürt asıllı Türk hukukçu, mesleki yaşamı boyunca hak savunuculuğu alanındaki çalışmalarıyla öne çıkmıştı. Yaşamını yitirdiğinde de barodaki yönetim görevini aktif olarak sürdürüyordu. Kendisi hem bir hukuk insanı hem de bir aktivist olarak tanınıyordu.
Hukuk Mücadelesi ve Aktivizm
Tahir Elçi, meslek hayatı sürecinde yalnızca mahkeme salonlarında değil, toplumsal alanlarda da adaletin tesisi için yoğun çaba harcadı. Hem Kürt kökenli bir hukukçu hem de kararlı bir aktivist olan Elçi, meslek yaşantısı boyunca toplumsal adaletin sağlanması, insan haklarının korunması ve barışçıl bir iklimin inşası için aralıksız mücadele yürüttü. Ülke genelinde ses getiren birçok hukuksal süreçte yer alarak toplumsal bilincin gelişmesine katkıda bulundu. Kariyeri boyunca üstlendiği önemli sorumluluklar ve roller şunlardır:
- Hukukçuluk ve hak savunuculuğu,
- Toplumsal barış için yürütülen aktivizm faaliyetleri,
- Diyarbakır Barosu Başkanlığı görevi.
Baro başkanlığı görevi boyunca da bu duruşundan taviz vermedi. Baro başkanı olarak üstlendiği sorumluluklar, onu bölgede ve Türkiye genelinde saygın bir figür haline getirdi. Hakların korunması yönündeki gayretleri geniş kitleler tarafından takip ediliyordu.
Sur'daki Acı Kayıp
Takvimler 28 Kasım 2015 tarihini gösterdiğinde, Diyarbakır'da gergin ve üzücü bir gün yaşandı. Tarihi özellikleriyle öne çıkan Sur ilçesinde gerçekleşen bir silahlı saldırı esnasında, Baro Başkanı Tahir Elçi hedef oldu. Olay yerinde aldığı yaralar neticesinde hayata veda eden hukukçu, ardında tamamlanmamış mücadeleler ve büyük bir hüzün bıraktı. Saldırı gerçekleştiğinde halen yürütmekte olduğu baro başkanlığı vazifesi, onun bu yolundaki son resmi görevi olarak kayıtlara geçti. Vefatı, adalete olan inancın ve insan hakları mücadelesinin ne denli zorlu şartlar altında yürütüldüğünü bir kez daha ortaya koydu.
