Türk sanat müziğinin ve saz dünyasının en saygın temsilcilerinden biri olan udi ve bestekar Şekip Ayhan Özışık, 21 Şubat 1931 tarihinde Ankara'da dünyaya gözlerini açtı. Raşit ve Sadiye Özışık çiftinin evladı olarak hayata adımını atan sanatçı, küçük yaşlardan itibaren notaların büyülü dünyasında yoğrularak Türk müziği tarihinde saygın bir yer edindi. Henüz altı yaşındayken müzik dersleri almaya başlayan ve kendi kendine ud çalmayı öğrenen Özışık, ömrünü musikinin inceliklerine adamış bir saz dehasıdır. Gençlik yıllarını başkentten İstanbul'a uzanan bir eğitim ve olgunlaşma yolculuğuyla taçlandıran usta sanatçı, 17 Nisan 1981'de İstanbul Cerrahpaşa Hastanesi'nde boğaz kanseri tedavisi gördüğü sırada aramızdan ayrılmıştır.
Müzikle Erken Tanışma ve İstanbul'daki Eğitim Yılları
Şekip Ayhan Özışık'ın içindeki musiki aşkı, çocukluk yıllarının henüz çok erken dönemlerinde filizlenmeye başlamıştı. Ankara'da büyüyen küçük Şekip Ayhan, henüz altı yaşındayken özel müzik dersleri alarak nota ve makam dünyasına ilk adımı attı. Bununla da yetinmeyerek, Türk musikisinin en asil sazlarından biri olan udu kendi çabalarıyla, tamamen tek başına çalmayı öğrendi. Onun bu kendi kendine öğrenme azmi, gelecekteki büyük sazende kimliğinin en güçlü temeli oldu. Yıl 1942'yi gösterdiğinde, genç Özışık'ın yolu İstanbul'a düştü. İstanbul'a ulaştığında Haydarpaşa Lisesi'ne kaydoldu. Buradaki lise eğitimini başarıyla tamamladı. İstanbul'un sunduğu zengin kültürel atmosfer, genç müzisyenin yeteneğini harmanlaması için muazzam bir zemin hazırladı. Müzik eğitimini daha akademik seviyelere taşımak isteyen Özışık, dönemin en saygın cemiyet ve ustalarıyla yollarını birleştirdi. Üsküdar Musiki Cemiyeti çatısı altında kıymetli hoca Emin Ongan ile birlikte çalışarak klasik üslobun derinliklerini kavradı. Ardından İleri Türk Musikisi Konservatuvarı bünyesinde değerli hoca Laika Karabey ile teorik ve pratik musiki çalışmalarını sürdürdü. Bunun yanı sđra Ankara Radyosu'nun efsanevi isimlerinden İzzettin Ökte ile beraber mesai harcayarak sazındaki ustalığı en üst seviyeye ulaştırdı.
Radyo Yılları ve Eserlerini Alevlerle Buluşturan Titizlik
Özışık, profesyonel müzik kariyerinin en verimli dönemlerini radyo stüdyolarında udi olarak geçirdi. 1958 yılı ile 1966 yılları arasındaki sekiz senelik süreçte Ankara Radyosu'nda kadrolu ud sanatçısı olarak görev aldı. Kısa süre sonra İstanbul'a geçti. 1966'dan ömrünün son bulduğu 1981 yılına kadar da İstanbul Radyosu bünyesinde sazıyla dinleyicilere seslenmeye devam etti. Radyoculuk kariyerine başladığı 1958 senesi, onun bestekarlık serüveninde de çok büyük bir dönüm noktasını teşkil ediyordu. Sanatçı, bu özel yılda ilk resmi bestesi olan 'Belki bir sabah geleceksin' isimli ölümsüz eseri vücuda getirdi. Güftesi de bizzat kendisine ait olan bu duygu dolu şarkıyı Rast makamında besteleyerek geniş kitlelerin beğenisine sundu. Ancak Özışık'ın sanat konusundaki mükemmeliyetçi yapısı, bu besteden önceki yaratımlarına adeta bir set çekmişti. İlk resmi bestesinden evvel kaleme aldığı ve ezgilendirdiği tüm şarkıları yeterince olgun ve kıymetli bulmadığı gerekçesiyle ateşe vererek yok etti. Onun bu tavrı, sanatına duyduğu derin saygının ve yüksek standartlarının en net göstergesidir. Üstatlardan daima ilham aldı. Yesari Asım Arsoy ve Sadettin Kaynak gibi dev bestekarların izinden yürüyerek, dönemin popüler müzik akımlarını ve şarkı formlarını benimsedi.
Aile Yaşamı, Yetiştirdiği Talebeler ve Vefatı
Şekip Ayhan Özışık'ın hayatı sadece sahne ve radyo stüdyolarıyla sınırlı kalmadı. Özel hayatında Şengül Özışık ile hayatını birleştiren sanatçının bu mutlu evliliğinden üç evladı dünyaya geldi. Çocuklarına Ayşen, Hakan ve Raşit isimlerini verdiler. Huzurlu bir aile ortamı kurdular. Yetiştirdiği talebelerle de sektöre katkı sundu. Türk sanat müziğinin gelişimine büyük emek veren Özışık, Ilgaz Benekay ve Ümit Mutlu gibi kıymetli sanatçıları yetiştirerek onların müzikal yolculuklarına ışık tuttu. Öğrencileri vasıtasıyla ektiği tohumlar, onun Türk müzik tarihindeki saygın ve sarsılmaz yerini pekiştirdi. Ne yazık ki bu değerli sanat çınarı, hayatının son yıllarında amansız bir hastalıkla mücadele etmek zorunda kaldı. İstanbul Cerrahpaşa Hastanesi'nde boğaz kanseri teşhisiyle tedavi gören Özışık, tüm tıbbi çabalara rağmen kurtarılamadı. 17 Nisan 1981'de hayata veda etti. Geride bıraktığı unutulmaz besteleri, yetiştirdiği talebeleri ve udunun asil tınıları ile Türk musikisinde silinmez izler bırakan usta sanatçı, saygıyla anılmaya devam etmektedir.