Türkiye’nin yakın siyasi tarihindeki iz bırakan olayları ve bu travmaların insan hayatlarındaki yansımalarını sinema perdesine taşıyan ödüllü yönetmen ve senarist Özcan Alper, 1975 yılında Artvin'in Hopa ilçesinde dünyaya gözlerini açtı. Çocukluk yıllarını Hopa'da geçiren sanatçı, henüz küçük yaşlarda edebiyat ve sinema tutkusuyla tanışarak gelecekteki kariyerinin temellerini Trabzon'da attı. Ülkemizin yakın siyasi geçmişine dair önemli yapıtlara imza atan yönetmenin filmlerinde sıklıkla işlediği ve toplumsal hafızada iz bırakan başlıca siyasi ve sosyal temalar şunlardır:
- Türkiye’deki Kürt sorunu
- Faili meçhul cinayetler
- 1990'lı yıllarda gerçekleşen Hayata Dönüş operasyonları
Hopa'dan İstanbul'a Uzanan Eğitim ve Sanat Yılları
Alper’in yaşam yolculuğu, kültürel çeşitlilikle harmanlanmış bir coğrafyada başladı. Çocukluğunun geçtişi Hopa'da öğrendiği ilk lisan, yalnızca birkaç köyde konuşulan Hemşince oldu. Türkçe ile ancak okul hayatına başladıktan sonra tanışan genç Alper, lise öğrenimini Trabzon Lisesi bünyesinde tamamladı. Bu dönemde edebiyat eserlerine ve sinema salonlarına duyduğu ilgi, onu derinlikli bir okur ve izleyici haline getirdi. Üniversite eğitimi için yola çıkan Alper, 1992 yılında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü'ne kaydoldu. Ancak bilime ve sanata olan merakı onu başka bir yöne sevk etti ve 1996'da aynı üniversitenin Edebiyat Fakültesi Bilim Tarihi Bölümü'ne geçiş yaptı. Buradaki eğitimini 2003 yılında başarıyla tamamlayarak mezun oldu.
Hemşin Kültüründen Belgesellere: İlk Yönetmenlik Deneyimleri
Akademik eğitiminin yanı sıra sinema dünyasına adım atmak isteyen Özcan Alper, öğrencilik yıllarında çeşitli kültür merkezlerinde aktif görevler aldı. Mezopotamya Kültür Merkezi ve Nâzım Hikmet Kültür Merkezi bünyesinde düzenlenen sinema atölyesi çalışmalarına katılarak teorik ve pratik bilgisini geliştirdi. Sinema sektörünün mutfağına da giren Alper; Atıf Yılmaz, Yeşim Ustaoğlu ve Handan İpekçi gibi Türk sinemasının usta yönetmenlerinin filmlerinde asistanlık yaparak deneyim kazandı.
Kendi özgün sinema dilini oluşturma yolunda ilk adımı 2001 yılında atan yönetmen, Artvin ile Ardahan sınırında bulunan Susuzyurt yaylasında Momi (Büyükanne) isimli kısa metrajlı filmini çekti. Yavaş yavaş kaybolmaya yüz tutmuş Hemşin kültürünü tanıtmayı ve ana dilini yaşatmayı amaçlayan bu yapıt, Hemşince çekilen ilk film olma özelliğini taşıyarak tarihe geçti. Bu başarılı başlangıcın ardından belgesel türüne yönelen Alper, 2004 yılında "Bir Bilim Adamıyla Zaman Enlemi'nde Yolculuk" belgeseline imza attı. Ertesi yıl ise Japonya'da gerçekleştirdişi çekimlerle "Tokai City'de Melankoli ve Rapsodi" (2005) belgeselini tamamlayarak sinema yolculuğunu sürdürdü.
Beyaz Perdede Çığır Açan Bir Başyapıt: Sonbahar
Özcan Alper’in sinema dünyasında asıl büyük çıkışını yapmasını sağlayan yapıt, 2007 yılında tamamladığı ve senaryosunu bizzat kaleme aldığı ilk uzun metrajlı sinema filmi Sonbahar oldu. Yönetmen bu sarsıcı yapıtını, Türkiye siyasi tarihinde derin izler bırakan 19 Aralık 2000 tarihli Hayata Dönüş Operasyonu'na ithaf etti. Film, cezaevinde geçen on yıllık tutsaklığın ardından, ölüm oruçları ve operasyonların getirdişi ağır hastalık nedeniyle tahliye edilen Yusuf'un hikayesini merkezine alır. Yusuf, Hemşin'deki köyüne, annesinin yanına döndükten sonra hayat kadını Eka ile karşılaşır ve ona aşık olur.
Bu dramatik ve lirik yapıt, ilk gösterimini gerçekleştirdişi Adana Altın Koza Film Festivali'nde büyük yankı uyandırdı. Festivalde En İyi Film ve Jüri Özel Ödülü gibi en prestijli ödülleri toplayarak sinema gündeminin en üst sırasına yerleşti. Sonbahar, sadece ulusal düzeyde kalmayıp, pek çok farklı uluslararası festivalde de çeşitli ödüllere layık görülerek Özcan Alper’in adını dünya sinema literatürüne yazdırdı.