Amerikan sinemasının en üretken ve çarpıcı figürlerinden biri olan Mel Gibson, 3 Ocak 1956 tarihinde New York’un Peekskill bölgesinde dünyaya gözlerini açtı. Hem kamera önündeki karizmatik oyunculuğu hem de kamera arkasındaki ödüllü yönetmenliğiyle küresel çapta tanınan sanatçı, dramatik yapımlardan yüksek tempolu aksiyon filmlerine uzanan geniş bir yelpazede sinema tarihine adını altın harflerle yazdırdı.
New York'tan Avustralya'ya Uzanan Gençlik Yılları
Tam adı Mel Columcille Gerard Gibson olan ünlü aktör, kalabalık bir aile ortamında büyüdü. On bir çocuklu bir ailenin altıncı çocuğu olan Gibson’ın babası Hutton Gibson, New York Merkez Tren İstasyonu'nda görev yapıyordu. Ailenin yaşam çizgisi, babanın 1968 yılında iş yerinde geçirdiği ağır kazanın ardından değişti. Açılan tazminat davasından elde edilen 145 bin dolarlık gelirle birlikte tüm aile, Avustralya’nın Sidney kentindeki West Pymble kasabasına göç etme kararı aldı. Genç Gibson, Sidney'in banliyölerinden Wahroonga'da bulunan St Leo Katolik Koleji’nde eğitim hayatını sürdü. Liseyi tamamladıktan sonra tiyatroya adım atışı ise tamamen bir tesadüf eseri gerçekleşti. Ablasının habersizce yaptığı başvuru neticesinde New South Wales Üniversitesi’nin drama bölümüne giren Gibson, bu zorunlu başlangıcı zamanla hayatının en büyük tutkusu haline getirdi. Okul yıllarında Summer City adlı yapımda Scollop adında genç bir sörfçüyü canlandırarak ilk deneyimini kazanan aktör, mezuniyetinin ardından Güney Avustralya Devlet Tiyatrosu bünyesinde klasik oyunlarda sahne aldı.
Mad Max ile Gelen Şöhret ve Beyaz Perdedeki Yükseliş
Sinema dünyasına adım atışı, distopik bir geleceği tasvir eden Mad Max aksiyon filmiyle oldu. Bu filmdeki performansı ve canlandırdığı Mad Max Rockatansky karakteriyle Avustralya genelinde hızla popülerlik kazanan aktör, filmin devam halkası olan The Road Warrior ile Amerika Birleşik Devletleri'ndeki izleyicilerin de dikkatini çekmeyi başardı. Aksiyon kulvarında ilerlemeyi sürdüren Gibson, Danny Glover ile birlikte rol aldığı efsanevi Lethal Weapon / Cehennem Silahı serisiyle unutulmaz bir kahraman karakterine hayat verdi. Dört film boyunca devam eden bu seri, ona sektörde büyük bir prestij sağladı. Kazandığı bu güç sayesinde daha derinlikli karakterlere yönelme fırsatı bularak Hamlet ve The Man Without a Face / Yüzü Olmayan Adam gibi dram ağırlıklı yapımlarda boy gösterdi. Bu dönemde istediği ticari başarıyı tam olarak yakalayamasa da, oyunculuk sınırlarını genişletmekten geri durmadı.
Oscar Ödüllü Yönetmenlik ve Olgunluk Dönemi
Kariyerinin en parlak zirvesini, hem yönettişi hem de başrolünü üstlendiği görkemli tarihi epik Braveheart / Cesur Yürek ile yaşadı. İngiltere'ye karşı verilen bağımsızlık mücadelesini konu alan bu başyapıt, Gibson'a En İyi Film ve En İyi Yönetmen dallarında iki Oscar ödülü kazandırdı. Bu başarının ardından gerilim dozu yüksek Ransom filminde kaçırılan bir çocuğun babasını canlandırdı ve 1997'de Julia Roberts ile Conspiracy Theory / Komplo Teorisi projesinde ortaklık kurdu. 2000'li yıllara girerken seslendirme yaptığı Chicken Run animasyonunun yanı sıra Amerikan Devrim Savaşı'nı işleyen The Patriot / Vatansever ve romantik komedi türükendeki What Women Want / Kadınlar Ne İster? ile izleyici karşısına çıktı. Aktör, Gallipoli filmindeki üstün performansıyla Avustralya Film Enstitüsü tarafından En İyi Aktör ödülüne layık görüldü.
Kamera arkasında da üretkenliğini sürdüren Gibson, 2004 yılında tüm dünyada büyük ses getiren ve tartışmalar yaratan Tutku - Hz. İsa'nın Çilesi filmini yönetti, yazdı ve yapımcılığını üstlendi. Hemen ardından 2006'da Maya medeniyetini konu alan Apocalypto filmine imza attı. İlerleyen yıllarda Machete Kills ve The Expendables 3 / Cehennem Melekleri 3 gibi filmlerde yardımcı roller üstlenen sanatçı, 2016 yapımı Blood Father / Kan Bağı ile yeniden başrole taşındı. Aynı yıl yönetmen koltuğuna oturduğu Hacksaw Ridge / Savaş Vadisi filmi ise eleştirmenlerden tam not alarak 6 dalda Oscar adayı oldu ve Gibson’a bir kez daha En İyi Yönetmen dalında Oscar adaylığı getirdi.
Özel Yaşamı ve Aile Dünyası
Sanatçının özel hayatı da en az sinema kariyeri kadar hareketli geçti. 1980 yılında Avustralya’da Robyn Denise Moore ile dünyavevine giren Gibson’ın bu evliliği tam 31 yıl sürdü. Çift, 2009 yılında yollarını ayırdı ve resmi boşanma süreci 2012 yılında tamamlandı. Bu uzun evlilikten yedi çocuk dünyaya geldi:
- Hannah (d. 1980)
- Edward (d. 1982)
- Christian (d. 1982)
- William (d. 1985)
- Louis (d. 1988)
- Milo (d. 1990)
- Thomas (d. 1999)
Gibson, boşanmanın ardından Rus müzisyen Oksana Grigorieva ile birliktelik yaşadı ve bu ilişkiden 2009 doğumlu kızı Lucia dünyaya geldi. 2014 yılından bu yana senarist Rosalind Ross ile hayatını paylaşan usta ismin, 2017 yılında Lars Gerard adında dokuzuncu çocuğu dünyaya gözlerini açtı.
