Türk resim ve tiyatro dünyasının en özgün isimlerinden biri olan Mehmet Güleryüz, 1938 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiş ve üretken sanat yaşamını 3 Eylül 2024’te Paris’te noktalamıştır. Gürcü kökenli bir ailenin evladı olan usta sanatçı, yarım asırdan fazla süren meslek hayatı boyunca çizgileriyle, sahnelerdeki duruşuyla ve entelektücel birikimiyle ülke sanatına yön vermiştir. İlk ve orta öğrenim aşamalarını başarıyla tamamladıktan sonra Saint Benoit Fransız Lisesi’ne adım atarak Batı kültürüleriyle erken yaşta tanışmıştır. Resim yeteneğinin yanı sıra edebiyat ve oyunculuk alanında da kendisini gösteren Güleryüz, hayatını tuval ile sahne arasındaki dinamik ilişki üzerine kurmuştur. Kanser sebebiyle Fransa'da hayata veda eden ressam, geride silinmez izler ve derinlemesine işlenmiş sayısız çalışma bırakmıştır.
Akademi Yılları ve Tiyatro Tutkusu
Sanatçı, yükseköğrenim için 1958 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümünün yetenek sınavlarına girerek kaydını buraya yaptırmıştır. Akademideki eğitim sürecinde disiplinli bir çalışma yürüterek 1966 yılında bölüm birinciliği derecesiyle mezun olmuştur. Güleryüz, akademi yıllarında sadece tuval başında kalmamış, aynı zamanda tiyatro sanatına da büyük bir merak duymuştur. Sahne tozunu ilk kez yutması, Asaf Çiğiltepe’nin yönettiği “Arena Tiyatrosu” bünyesinde 1963 yılında gerçekleşmiş ve böylece profesyonel tiyatro oyunculuğuna başlamıştır. Aktörlük kariyerini resim çalışmalarıyla eş zamanlı yürüten sanatçı, yine 1963 yılında ağırlıklı olarak desenlerden oluşan ilk kişisel sergisini sanatseverlerle buluşturmuştur. Bu çift yönlü yaratıcı süreç, onun görsel dilini zenginleştiren önemli bir etken olmuştur.
Paris'ten New York'a Uzanan Sanat Yolculuğu
Akademi başarısının ardından devlet bursu kazanma hakkı elde eden usta yazar ve ressam, ihtisas eğitimi için Paris’in yolunu tutmuştur. Paris'te resim ve litografi alanında derinlemesine çalışmalarıda bulunarak kendini geliştirmiştir. Ayrıca Pont des Arts’da gerçekleştirdiği performanslar sayesinde sanatını sınırların ötesine taşımayı başarmıştır. Aynı dönemde taş baskı ve yüksek resim üzerine yoğunlaşan sanatçı, ülkeye dönmeden önce ilk heykel çalışmalarını da bu şehirde hayata geçirmiştir. 1975 yılında yurduna döndükten sonra mezun olduğu akademinin resim bölümünde öğretim görevlisi olarak beş yıl boyunca ders vermiştir. 1980'de New York’a gitme kararı alan Mehmet Güleryüz, bu amaçla akademideki görevinden istifa etmiştir.
Amerika yılları sanatçının perspektifini genişletmiştir. New York'ta dört yıl süreyle yaşadıktan sonra 1985 yılında İstanbul'a geri dönmüştır. Burada kendi adını taşıyan özel sanat atölyesini kurarak 2000 yılına kadar aralıksız eğitimler vermiştir. Sanatsal yayıncılığa da el atan yaratıcı deha, 1986 yılında "Kalın" sanat dergisini yayımlamıştır. Kendisinin yirmi beş yıllık birikimini gözler önüne seren ve ilk "Retrospektif" niteliği taşıyan sergisini 1988 yılında Galeri Nev aracılığıyla düzenlemiştir. Bu özel sergiye ayrıca Nan Freman tarafından kaleme alınan kapsamlı bir kitap da eşlik etmiştir.
Toplumsal Mücadele ve Özgün Çizgiler
Mehmet Güleryüz, yalnızca eser üreten bir sanatçı olmakla kalmamış, mesleki hakların savunulmasında da aktif roller üstlenmiştir. Ülke sanatının kurumsallaşmasına katkı sağlamak amacıyla 1989 yılında Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği’nin kurucu başkanlığını üstlenmiş ve bu görevini 1992 yılına kadar kararlılıkla devam ettirmiştir. Dernek faaliyetiyle sanatçıların hakları için sesini yükselten Güleryüz, kamusal alandaki projeleriyle de ses getirmeyi başarmıştır. Ankara Sheraton Oteli için 1991 yılında tasarladığı ve 14 parçadan meydana gelen "Karşı Rüzgâr" koleksiyonu, onun en bilinen çalışma serilerindendir. Bir yıl sonra ise Polat Rönesans Oteli lobisini süslemek üzere yedi modülden oluşan büyük ölçekli çalışmasını tamamlayarak izleyicilerin beğenisine sunmuştur.
Usta sanatçının en çok dikkat çeken duruşlarından biri, devlet tarafından verilen resmî unvanlara karşı sergilediği ilkeli tavırdır. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel döneminde, aralarında kendisinin de bulunduğu 89 kişiye layık görülen "Devlet Sanatçısı" unvanına itiraz etmiştir. Unvanın iptal edilmesi talebiyle 1998 yılında Danıştay’a hukuki başvuru gerçekleştirmiştir. Bu hukuki mücadele iki yıl sürmüş ve 2000 yılında davanın kazanılmasıyla söz konusu unvanlar tamamen iptal edilerek geri alınmıştır. Sanatçının bu yönlü hamlesi, sanatın özerkliği ve bağımsızlığı adına tarihî bir dönüm noktası oluşturmuştur.
Mehmet Güleryüz’ün yaşamı boyunca imza attığı dönüm noktaları şunlardır:
- 1963 yılında düzenlediği, desenlerden oluşan ilk kişisel sergisi,
- 1986’da yayım hayatına kazandırdığı "Kalın" sanat dergisi,
- 1988 yılında gerçekleştirdiği ilk retrospektif sergisi.
Küratör ve sanat eleştirmeni Levent Çalıkoğlu, usta sanatçının görsel felsefesini değerlendirirken son derece önemli tespitler paylaşmıştır. Çalıkoğlu’na göre Güleryüz’ün sanat felsefesi resimden taşan ve heykel kalıplarına sığmayan güçlü imgelerden beslenir. Zira imgenin bellekte aniden patlak veren hayaletimsi varlığı, resimsel düzleme geçerken büyük bir estetik gerilim yaratır. Sanatçının çalışma odakları tam da bu şeffaf, ele avuca gelmez dünyanın tedirginliğinde saklıdır. Olmayan bir varoluşun görsele dönüştürülme çabası onu her daim dinamik, atik ve uyanık tutmayı başarmıştır. Hayatının son dönemlerinde, 2013 yılından itibaren Paris'teki atölyesinde üretimlerine aralıksız devam eden sanatçı, 2024 Eylül’ünde aramızdan ayrılmıştır.
