Modern tıp dünyasında beslenme ile sindirim sistemi arasındaki güçlü bağa odaklanan Prof. Dr. Kenan Demirkol, 1957 yılında İstanbul'da hayata gözlerini açtı. Tıp eğitiminin ardından genel cerrahi alanında uzmanlaşan Demirkol, geliştirdiği 'akıllı beslenme' felsefesiyle toplumsal sağlığı korumayı amaçlamaktadır. Deneyimli hekim, Nişantaşı'ndaki özel kliniğinde hastalarını tedavi ederken, kurduğu vakıf ve yazdığı eğitici kitaplarla geniş kitlelere ulaşmaktadır.
Eğitim Hayatı ve Akademik Kariyeri
Başarılı hekimin akademik yolculuğu, Türkiye'nin en köklü eğitim kurumlarından biri olan İstanbul Erkek Lisesi'nde başladı. Buradan 1975 yılında mezun olan Demirkol, yükseköğrenimini tamamlamak için tıp fakültesinin yolunu tuttu. 1981 senesinde ise İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi bünyesindeki eğitimini başarıyla nihayete erdirdi. Mezuniyetinin ardından akademik çalışmalarını aynı çatı altında sürdüren deneyimli cerrah, genel cerrahi ana bilim dalında öğretim görevlisi olarak önemli vazifeler üstlendi. Mesleki birikimini sivil toplum kuruluşlarında da değerlendiren Demirkol, Türk Tabipler Birliği bünyesinde Tarım, Gıda ve Beslenme Komisyonu Başkanlığı görevini yürüttü. Uzmanlık alanı olan sindirim sistemi organları doğrudan gıda tüketimiyle ilişkili olduğu için çalışmalarını beslenme alanına yönlendirdi.
'Akıllı Beslenme' Felsefesi ve Doğru Yağ Tercihleri
Prof. Dr. Kenan Demirkol, hayatının son dönemini tamamen sağlıklı gıdalarla beslenme bilincini yaymaya adadı. Bu uğurda bir vakıf kurdu. Ayrıca genç nesilleri doğru bilgilendirmek amacıyla özel eğiticiler yetiştirmeye başladı. Kaleme aldığı eserle de fikirlerini yazılı kaynak haline getirdi. Demirkol'un mutfak kültürümüze dair en net tavsiyesi ise margarinlerin evlere sokulmaması yönündedir. Zeytinyağı dışındaki sıvı yağların kanser riskini artırdığını belirten ünlü cerrah, özellikle şu organlardaki kanser oluşumuna dikkat çekmektedir:
- Göğüs
- Bağırsak
- Prostat
Hekim, zeytinyağının emilimi engellemeyen yapısıyla omega-3 dengesini koruduğunu, buna karşın ayçiçeği ve soya yağlarının ısıya maruz kaldığında tehlikeli yapay asitlere dönüşerek akciğer, meme ve kalın bağırsak gibi hayati organlarda tümör gelişimini tetiklediğini savunmaktadır.
Hücre Sağlığı ve Yağ Asitlerinin Gizemli Dengesi
Hücre zarı, lipoprotein denilen özel bir katmanla çevrilidir. Bu katmandaki temel yağ bileşeni ise omega-3 yağ asididir. Vücudun asıl ihtiyacı olan bu madde bulunamadığında, hücre çeperi kalitesiz malzemeyle onarılmaya başlar. Bunun sonucunda bünye, stres durumlarında direnç göstermekte zorlanır. Yaklaşık kırk yıl önce kolesterolü düşürdüğü iddiasıyla mutfaklarımıza giren ayçiçeği ve mısırözü yağları, hem yararlı hem de zararlı kolesterol seviyelerini aynı oranda düşürerek biyolojik dengeyi tamamen bozmuştur. Omega-6 oranının aşır yükselmesiyle birlikte vücut, hücre duvarını inşa etmek için gerekli olan omega-3 asidini ememeden dışarı atar. Bu kritik eksiklik ise şeker hastalığı, damar sertliği, pıhtılaşma sorunları ve felç riskini beraberinde getirmektedir. Sağlıklı bir beyin için yağ asitlerinin yarısının omega-3 olması gerekmektedir. Ancak modern beslenme düzeninde doğal deniz balığı dışında bu kaynağı bulmak neredeyse imkansız hale gelmiştir. Çiftlik balıkları ve omega-6 yağlarında kızartılan deniz ürünleri ise maalesef bu faydalı etkilerini tamamen kaybetmektedir. Buna karşın omega-9 sınıfında yer alan zeytinyağı, tekli doymamış yapısıyla bu emilim sürecine hiçbir zarar vermez.
