1880 yılında Mardin sınırları içerisinde dünyaya gelen İbrahim Turhan, Türk siyaset tarihinin en mühim virajlarından biri sayılan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin birinci döneminde Mardin mebusluğu yapmış şahsiyettir. Babası Dervişali Bey'in oğlu olan İbrahim Bey, soyadı kanunundan önceki yıllarda Dervişalibeyzade İbrahim Bey lakabıyla anılmaktaydı. Kendisi eğitim hayatını rüştiye okulunda tamamlamıştır. Genç Cumhuriyet'in kuruluş döneminde hem bürokraside hem de meclis çatısı altında ülkesine büyük hizmetler sunmuştur. Kariyeri boyunca önemli vazifeler üstlenmiştir.
Mardin'den Ankara'ya Uzanan Bürokrasisi Yılları
Eğitim hayatını başarıyla nihayete erdirdikten sonra, 1900 yılının nisan ayında memuriyet hayatına resmen adım attı. Liva tahrirat kalemi bünyesinde yardımcı katip olarak başladığı memurluk hayatında basamakları hızla tırmandı. Devlet idaresinin çeşitli kademelerinde sorumluluklar alarak idari mekanizmanın işleyişini yakından gözlemleme şansı buldu. Yıllar süren gayretli çalışmaların ardından, 1919 yılının ağustos ayında muhasebe başkatipliği makamına getirildi. Mali konulara olan derin hakimiyeti ve idari alandaki yüksek kabiliyetleri sayesinde, görev yaptığı tüm bölgelerdeki mülki amirlerin ve mesai arkadaşlarının takdirini kazanmayı başarmıştı. Memuriyet görevlerinde sergilediği üstün ahlak ve disiplin, onun dürüst bir bürokrat olarak tanınmasını sağladı. Elde ettiği bu idari başarılar, kendisini aktif siyasete taşıyan en önemli etken oldu.
İlk Meclis Çalışmaları ve Suriye Sınırı Mücadelesi
Milli Mücadele'nin fitilinin ateşlendiği dönemde, 23 Nisan 1920 tarihinde Ankara'da Büyük Millet Meclisi açıldı. İbrahim Bey de bu kutlu meclise 24 Mayıs 1920'de Mardin Milletvekili olarak katılım sağladı. Yasama faaliyetlerine hızlıca uyum sağlayan siyasetçi, parlamento bünyesinde Divan-ı Riyaset Katipliği görevini üstlendi. Kendisi iyi derecede Arapça bilmekteydi. Bu lisan bilgisi, bölgedeki aşiretlerle ve güney sınırındaki komşularla olan ilişkilerde ona avantaj sağladı. Mebusluğu esnasında en çok öne çıkan çalışması, güney sınırının belirlenmesi sürecindeki kararlı duruşu olmuştur. Mardin halkının geçim kaynaklarını korumak için Suriye sınırının çizilmesi konusunda mecliste büyük mücadeleler verdi. Tren yolunun hemen güneyinde yer alan toprakların tarımsal açıdan son derece verimli olduğuna inanıyor ve bu arazilerin elden çıkmasının yerel ekonomiyi tamamen çökerteceğini biliyordu. Mardinlilerin yılın yarısından fazlasını geçirdiği bu arazilerin terk edilmesine şiddetle karşı çıktı. Nitekim 16 Ekim 1921 günü meclis kürsüsünden yaptığı tarihi konuşmada bu endişelerini açıkça dile getirdi. Sınırın alelacele çizilmesinin doğuracağı felaketleri anlatarak milletvekillerini ve hükümet yetkililerini uyardı. Ankara Anlaşması kapsamında Suriye sınırının belirsiz bırakılmasını teklif eden yazılı bir önerge sundu. Bu önerge mecliste kabul gördü.
Memuriyete Dönüş ve Aile Yaşamı
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin birinci yasama dönemi tamamlandıktan sonra siyaset sahnesinden çekildi. Devletine hizmet etmeye devam etmek amacıyla yeniden memuriyet kadrolarındaki yerini aldı. Maliye alanındaki birikimini bu kez Muş, Ergani ve Maraş bölgelerinde muhasebecilik yaparak değerlendirdi. Daha sonra Artvin ve Bilecik defterdarlıklarında bulunarak buralarda devletin vergi ve bütçe işlerini tirizlikle yönetti. Mali işlerdeki başarısı takdir topladı. İbrahim Bey'in memuriyet hayatı boyunca üstlendiği başlıca görevler şunlardır:
- Liva tahrirat kalemi katipliği
- Muhasebe başkatipliği
- TBMM 1. Dönem Mardin Milletvekilliği ve Divan-ı Riyaset Katipliği
- Muş, Ergani ve Maraş muhasebeciliği
- Artvin ve Bilecik defterdarlıği
Devlete hizmetleri uzun yıllar sürdü. Son görev yerlerinin ardından, 1 Mart 1936 tarihinde emekliye ayrılarak İstanbul'a yerleşti. Burada sakin bir hayat yaşadı. Özel hayatında Diyarbakırlı Enise Hanım ile evlenen İbrahim Bey, mutlu bir aile yuvası kurdu. Bu evlilikten Meliha, Atilla, Ayhan, Neriman, Aysel ve Aykut adlarında altı evladı dünyaya geldi. Çocuklarının büyümesiyle birlikte ailesi daha da genişledi ve toplam 12 torun sahibi oldu. Hayatının son dönemlerini İstanbul'un sakin semtlerinde, yetiştirdiği evlatları ve torunlarıyla çevrili olarak geçiren bu değerli vatansever, arkasında tertemiz bir isim bırakmıştır. Takvimler 9 Ağustos 1968 tarihini gösterdiğinde hayata gözlerini yumarak ebediyete intikal etti.