Türk sinemasının altın çağında adını altın harflerle yazdıran Göksel Arsoy, 15 Mart 1936 tarihinde Kayseri'de hayata gözlerini açtı. Ünlü aktör, 1950'li yılların sonundan itibaren Yeşilçam sahnesinde sergilediği eşsiz oyunculuğu ve karizmasıyla milyonların sevgilisi haline gelmiştir. Babası Remzi Aksoy'un Kayseri Hava İkmal Merkezine tayin edilmesi vesilesiyle bu şehirde doğan Arsoy, köklü bir aile geçmişine sahipti. Annesi Hesna Hanım, Girit Hanya'nın tanınan mutasarrıfı Mollazade Ali Talat Bey'in torunu ve Hırkazade Ahmet Bey'in kızıdır. Kayseri'de başlayan çocukluk yılları, eğitim hayatı boyunca farklı şehirlerde şekillenerek onu Türkiye'nin en sevilen jönlerinden biri yapacak yola hazırladı.
İlkokul eğitimine Kayseri'de başlayan küçük Göksel, ikinci sınıftan itibaren İstanbul'daki teyzesinin yanına taşındı. Buradaki Bakırköy Taş Mektep'te eğitimine devam eden genç, ortaokulu tamamladıktan sonra yatılı olarak Haydarpaşa Lisesi'ne girdi. Lise mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ne kaydolan Arsoy, yükseköğrenim sürecinde iş hayatıyla da tanıştı. Yeşilköy Havaalanı bünyesindeki bir İngiliz firmasında çalışırken, hayatını değiştirecek sinema sektörüyle yolları kesişti. Kız kardeşi Nursel ile birlikte büyüyen Arsoy, aynı zamanda Türk Sanat Müziği'nin efsanevi bestecisi Yesari Asım Arsoy'un yeğeniydi. Bu köklü sanat bağı, onun ilerleyen yıllarda sanat dünyasında çok yönlü bir kariyer çizmesine zemin hazırlayacaktır.
Yeşilçam'a İlk Adımlar ve Samanyolu Efsanesi
Genç iktisat öğrencisinin beyaz perde serüveni, 1958 yılında yönetmen Sırrı Gültekin'in çektiği Kara Günlerim isimli filmle resmen başladı. Kısa sürede yapımcıların dikkatini çeken oyuncu, ardından Ham Meyve filminde Muhterem Nur ile başrolü paylaştı. Ancak Göksel Arsoy ismini tüm Türkiye'ye duyuran asıl büyük çıkış, Samanyolu filmiyle gerçekleşti. Sanatçının zirveye tırmanışı artık resmen başlamıştı. Bu unutulmaz yapımda Belgin Doruk ile kamera karşısına geçen aktör, canlandırdığı karakterle izleyicilerin gönlünde silinmez bir taht kurdu. Halk bu yeni jönü çok sevdi. Altmışlı yılların hemen başında sayısız projede rol kaparak Türk sinemasının en üretken dönemlerinden birine imzasını attı. 1962 yılında ise kendi adına Göksel Film Şirketi'ni kurarak yapımcılık koltuğuna oturdu.
"Altın Çocuk" Dönemi ve Uluslararası Başarılar
Hollywood'un efsane karakteri James Bond'un dünyadaki büyük yankısını yakından takip eden Arsoy, Türk sinemasında yeni bir çığır açtı. Sean Connery'nin canlandırdığı aksiyon serisinden ilham alarak 1966 yılında yapımcılığını ve başrolünü üstlendiği Altın Çocuk filmini çekti. Yönetmen Halit Refiğ'in kendisine taktığı bu meşhur lakap, filmin de ismi oldu. İlgi adeta çığ gibi büyüdü. Arap dünyasında büyük bir çılgınlığa dönüşen film için hazırlanan afişlerde Arsoy'un adı Muhammed Göksel Arsoy şeklinde yazıldı. Bu büyük ilginin ardından Arap yapımcılarla ortak projelere imza atan sanatçı; Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik ve Filiz Akın gibi dönemin ikonik aktrisleriyle unutulmaz filmlerde oynadı. O dönem meslektaşı Ayhan Işık Hollywood'da şansını denerken, Altın Çocuk lakaplı Arsoy ise Türkiye ve Ortadoğu'da fırtınalar estiriyordu.
Müzik Sahnesi ve Spor Yöneticiliği Yılları
Yetmişli yılların başında Türk sinemasının başlayan seks filmleri furyası, Arsoy'u farklı arayışlara yönlendirdi. Yeni bir yol çizmek şarttı. Aile köklerindeki müzik dehasını canlandıran sanatçı, amcası Yesari Asım Arsoy'dan iki yıl boyunca yoğun Türk Sanat Müziği dersleri aldı. Bu eğitimin ardından solist altı olarak gazinolarda sahne almaya başlayan sanatçı; Behiye Aksoy, Sevim Tuna, Gönül Yazar ve Muazzez Abacı gibi dev isimlerle çalıştı. Tam 16 yıl boyunca ülkenin en prestijli gazinolarında sahne alan Arsoy, dönemin modasına uyarak plak dünyasına da adım attı. Gazinolar her gece tıklım tıklım doluyordu. Sanatçı, 1967'de Bir Masal Gibi / Tatlı Hayat, 1971'de ise Titrek Bir Damladır / Dudaklarında Arzu adlı 45'lik plakları doldurarak ses sanatçılığında da başarısını kanıtladı.
Özel hayatında da son derece istikrarlı bir çizgi çizen sanatçı, 1957'de havalimanında çalışırken tanıştığı Soley Hanım ile 12 Nisan 1961'de evlendi. Bu evlilikten 1963 yılında kızı Aşkım, 1965 yılında ise oğlu Remzi Gökhan Arsoy dünyaya geldi. Ailesi onun her zaman en büyük destekçisiydi. Sinemaya verdiği uzun yılların emeği olarak, 1999 yılında düzenlenen 36. Antalya Film Festivali'nde Yaşam Boyu Onur Ödülü'ne layık görüldü. Sanat kariyerinin yanı sıra spora da büyük destek veren Arsoy, 12 yıl boyunca İstanbul Tenis Kulübü Başkanlığı yaptı. Ardından 2002 yılında Herkes İçin Spor Federasyonu Başkanlığına getirilen efsane isim, bu önemli görevi 2011 yılına kadar büyük bir başarıyla sürdürdü.
Öne Çıkan Başarıları ve Eserleri
- Samanyolu (1959): Ününü perçinleyen ve Türk sinema tarihine geçen dev yapım.
- Altın Çocuk (1966): James Bond tarzı yerli aksiyon filmlerinin öncüsü olan meşhur çalışma.
- Yaşam Boyu Onur Ödülü (1999): 36. Antalya Film Festivali kapsamında layık görüldüğü prestijli onur ödülü.
- Federasyon Başkanlığı (2002-2011): Herkes İçin Spor Federasyonu bünyesinde yürüttüğü başarılı spor yöneticiliği.
