Ergun Köknar, 23 Nisan 1934'te İstanbul'da dünyaya geldi. Galatasaray Lisesi'nden mezun olan Köknar, ardından İTÜ Mimarlık Fakültesi'ni bitirdi; ancak yaşamını yönlendiren gerçek tutku mimarlık değil, sahne sanatları oldu. Gençlik yıllarında amatör tiyatroyla başladığı bu serüven, onu Türk tiyatro ve sinemasının köklü isimlerinden biri hâline getirdi. 11 Eylül 2000'de İstanbul'da karaciğer kanserinden, 66 yaşında hayatını kaybetti.
Tiyatro Yılları ve Kurucusu Olduğu Sahneler
Köknar'ın sahneyle ilişkisi, gençlik döneminde katıldığı Genç Oyuncular topluluğuyla başladı. 1962'de Asaf Çiyiltepe ile birlikte Arena Tiyatrosu'nun kuruluşuna öncülük etti; bu girişim, dönemin bağımsız tiyatro hareketleri içinde önemli bir yer tuttu. Bir süre İstanbul Şehir Tiyatroları'nda çalışan Köknar, usta yönetmen Muhsin Ertuğrul'un yönlendirmesiyle 1964'te Uğur Gürsoy ve Ali Dilber'le birlikte Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosu'nu kurdu ve genel sanat yönetmenliğini üstlendi. Sahnenin ilk oyunu Reşat Nuri Güntekin'in Hülleci'siydi; eşi Suna Pekuysal da bu oyunda yer aldı. Köknar, 1964'te Pekuysal ile evlendi ve 1973'te oğulları Sait Ali Köknar dünyaya geldi.
Sinema ve Senaryo Kariyeri
Köknar'ın film listesi, 1965'ten 1999'a uzanan geniş bir dönemi kapsıyor. Onlarca yapımda oyuncu olarak yer aldı; altı filmin senaryosunu kaleme aldı, bir filmde yapım koordinatörü olarak görev yaptı. Seyircinin belleğine en derinden kazınan rol, Şener Şen'in başrolde parladığı 1986 yapımı Milyarder'deki Dombili karakteridir. Senaryosunu yazdığı filmler arasında Afacan (1989), Afacan Ateş Parçası (1990) ve Afacan Tatlı Bela (1994) öne çıkar. Oyunculuk filmografisi ise 1960'ların sonundan 1990'ların sonuna kadar kesintisiz sürdü; Çalıkuşu (1966), Ortadirek Şaban (1984) ve Şen Dullar (1991) bu uzun yolculuğun kimi durakları arasında sayılabilir.
Gazetecilik
1973'te sahne ve ekranın dışında farklı bir alana adım atan Köknar, Hürriyet gazetesinin magazin servisinde yönetici olarak göreve başladı. Gazetecilik kariyeri burada durmadı; sırasıyla Günaydın, Yeni Günaydın, Bizim Gazete ve Dünya gibi yayın organlarında çalıştı. Tiyatro, sinema ve gazetecilik arasında sürdürdüğü bu çok yönlü çizgi, onu Türk kültür hayatının alışılmadık isimlerinden biri olarak konumlandırdı.
