Türk resim sanatının özgün figürlerinden biri olan Rumen asıllı ressam Eren Eyüboğlu, bilinen doğum adıyla Ernestine Leibovici, 5 Şubat 1907 tarihinde Romanya'nın Yaş kentinde hayata gözlerini açtı. İlk sanat çalışmalarına henüz ortaöğrenim yıllarındayken aldığı özel resim dersleriyle başlayan sanatçı, yükseköğrenimini de doğduğu şehirdeki Yaş Güzel Sanatlar Akademisi bünyesinde tamamladı. Akademideki resim eğitimi süresince temel kompozisyon tekniklerini kavradı. 1929 yılında akademiyi bitirmesinin hemen ardından Paris'e gitti. Fransa yılları sanatçı için dönüm noktasıydı. Burada dört yıl boyunca Julian Akademisi'nde eğitmen André Lhote'un öğrencisi oldu. Lhote atölyesindeki dersler onun sanat ufkunu genişletti. Paris'teki bu sürede Monet ve Cézanne gibi usta ressamların eserlerini yakından inceleme fırsatı buldu. Onların eserlerinden röprodüksiyonlar çalıştı. Bu çalışmalar tarzını derinden şekillendirdi.
Paris'ten İstanbul'a Uzanan Aşk ve Sanat Köprüsü
1930 yılında Paris'te tanıştığı kendisi gibi resim sanatıyla uğraşan Bedri Rahmi Eyüboğlu ile 1936 yılında evlenerek İstanbul'a döndü. İki resim sanatçısı eş olarak yaşamlarını sürdürecekleri Türkiye'nin dört bir yanını dolaştı. Anadolu coğrafyası ona ilham verdi. Gittiği her köyde, her kasabada karşılaştığı yerel sahneleri büyük bir özenle inceledi. Bu seyahatler esnasında gözlemlediği Anadolu insanının yaşam biçimini tuvallerine aktardı. Gezdiği yerlerdeki folklorik özellikleri plastik ögelerle birleştirerek yansıttı. Bedri Rahmi Eyüboğlu ile birlikte D Grubu'na katıldı. Topluluğun etkinliklerinde oldukça önemli ve aktif roller üstlendi.
Sanatsal Dönüşüm, Mitoloji ve Mozaik Panolar
Sanatçı resimlerinde soyutlamacı ve ekspresyonist (dşavurumcu) görüşü ile Anadolu insanına ve doğal yaşama yönelik konuları başarıyla işledi. 1950'li yıllara gelindiğinde sanatsal ifadesinde yeni bir dönem başlayan sanatçı, Picasso ve Braque gibi usta ressamların eserleri üzerine yaptığı kopya çalışmaları sayesinde ayrıntılardan yavaş yavaş uzaklaşmaya başladı. Kopya çalışmaları onun üslubunu sadeleştirdi. Yapıtlarında sadeliğe, ritmik çizgiye ve heyecan verici, coşkulu renk uyumlarına yöneldi. Eşi Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun nakışçı stiline karşın, yöresel anlatımlara ulaşmada plastik ögelere olan eğilimi her zaman ağır bastı. Plastik ögeler sanatının en güçlü dayanağı oldu. Sanatındaki sadelik bu şekilde olgunlaştı. Temalarına çağdaş bir yorum kazandıran Eyüboğlu, mitolojik temalara da ilgi duydu. Üç Güzeller ve Dört Güzeller gibi mitolojik konulu resimler yaptı.
Resmin yanında mozaik alanında da son derece başarılı çalışmalar gerçekleştirdi. Tuvallerinin dışına taşarak kamusal alanları da renklendirmek isteyen sanatçı, mimari yapılarla bütünleşen duvar çalışmaları tasarladı. Sanatçının geride bıraktığı mozaik panolar, farklı yıllarda ve farklı önemli kurumlarda vücut buldu. Eşsiz mozaik panolar üretmek için büyük bir hassasiyetle çalıştı. Sanatçının farklı dönemlerde hayata geçirdiği mozaik panoların yer aldığı merkezler şu şekildedir:
- 1956 yılında hazırlanan Ankara Etibank binası mozaik panosu
- 1957 yılında şekillendirilen 4. Levent Konut Duvarları panosu
- 1978 yılında tamamlanan Ankara Çocuk Hastanesi çalışması
- Aynı dönemde gerçekleştirilen Cerrahpaşa Hastanesi mozaik panosu
- 1979 yılında bitirilen Haydarpaşa Göğüs Hastalıkları Hastanesi mozaik çalışması
Geride çok sayıda sanat eseri bırakan Eren Eyüboğlu, 30 Ağustos 1988 tarihinde İstanbul'un Kalamış semtinde vefat etti. Geride devasa bir miras bıraktı. Anadolu'nun ruhunu plastik ögelerle harmanlayan sanatçının yapıtları, günümüzde de en kıymetli sanatsal değerler arasında yer almaktadır. Sanatçının geride bıraktığı tüm yapıtlar Türk kültürünün zenginliğini yansıtmaya devam etmektedir.