Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının bağımsız ve özgün seslerinden biri olan Ceyhun Atuf Kansu, 7 Aralık 1919'da İstanbul'da doğdu. Şair, yazar ve çocuk hekimi olan Kansu, 17 Mart 1978 tarihinde Ankara'da yaşamını yitirdi. Cumhuriyet'in ilk yıllarında filizlenen memleket edebiyatı geleneğini kendine has bir üslupla, bağımsız olarak devam ettirdi. Çalışmalarında ve şiirlerinde Anadolu'nun yurt edinilmesini, Türk tarihini, çocukların sorunlarını, köy yaşamını ve eğitim meselelerini derinlemesine işledi. Bostancı semtinde dünyaya gelen yazar, o dönem Ortaköy'deki bir yetimhanede yöneticilik yapan Nafi Atuf Bey ile eğitimci Müfdale Hanım'ın ikinci evladıydı. Annesini henüz bir buçuk yaşındayken ani bir rahatsızlık sonucu kaybedince, ağabeyi Tuğrul Atuf ile birlikte Ankara'da babasının yanında büyüdü. Milli Mücadele yıllarına Ankara'da bizzat tanıklık eden şair, yaşamı boyunca bu kutsal mücadelenin ruhunu eserlerinde yaşattı.
Milli Mücadele Yılları ve Zorlu Çocukluk Dönemi
Babasının ve dayısı Mehmet Vehbi Bey'in 1921 kışında Milli Mücadele'ye katılmak üzere Ankara'ya gitmesiyle başlayan bu süreç, Kansu'nun çocukluğuna yön verdi. Sakarya Meydan Muharebesi sebebiyle Ankara'nın boşaltıldığı o zor günlerde, Nafi Atuf Bey Ankara Lisesi müdürü olarak görev yapıyordu. Öğrencilerinin başında okulu güvenli bir liman olan Kayseri'ye taşıyan babasıyla birlikte küçük Ceyhun da Kayseri yollarına düştü. Savaşın sona ermesiyle birlikte, 1922 yılında ailece yeniden Ankara'ya döndüler. Kansu, 1926 senesinde Ankara Samanpazarı İlkokulu'nda eğitim hayatına ilk adımını attı. İlköğrenimini ise 1932 yılında Necatibey İlkokulu'nda başarıyla nihayete erdirdi. İlkokul beşinci sınıfta okuduğu dönemde ciddi bir kemik veremi rahatsızlığı geçirdi. Bu hastalık sebebiyle altı ay boyunca, tüm vücudu alçılar içinde olacak şekilde hiç kıpırdamadan yatakta yatmak zorunda kaldı. Bu zorlu dönemin ardından ortaöğrenimi için İstanbul'a giderek İstiklal Lisesi'ne yatılı öğrenci olarak kaydoldu. Edebiyata olan tutkusu bu yatılı okul yıllarında başladı and ilk öyküsü lisenin hazırladığı yıllıkta yayımlandı. Lise eğitimine 1935 yılından itibaren Ankara Gazi Lisesi'nde yatılı olarak devam etti. Okulda arkadaşlarıyla bir araya gelerek Filiz adında küçük bir edebiyat dergisi çıkardılar. Genç şairin kaleminden çıkan ilk şiirler önce bu dergide, sonrasındaysa çeşitli yayın organlarında yayımlandı:
- Filiz dergisi
- İnkılapçı Gençlik
- Ülkü
- Yücel
- Millet
- İstanbul dergileri
Tıp Eğitimi ve Edebi Uyanış
Gazi Lisesi'nden 1938 yılında başarıyla mezun olan Kansu, yükseköğreniminde aslında siyasal bilgiler okumayı hedefliyordu. Fakat babasının bu konudaki yoğun arzusu ve yönlendirmesi üzerine tıp öğrenimi görmeye karar verdi. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ndeki tıp eğitimini 1938-1944 yılları arasında tamamladı. Yoğun ve yorucu tıp eğitimi döneminde dahi şiirden, sanattan ve edebiyattan asla bağını koparmadı. Doğa sevgisini, yurt özlemini ve çocuk hassasiyetini dile getirdiği ilk iki şiir kitabını bu öğrencilik yıllarında bastırdı. Bir Çocuk Bahçesi'nde ve Bağbozumu Sofrası adlı bu değerli eserlerinde vatan sevgisi, çocuk ve tabiat temalarını samimi bir dille işledi. Üniversite eğitimi sırasında Eminönü Halkevi bünyesinde bulunan Dil-Tarih-Edebiyat koluna üye olarak edebi faaliyetlerini sürdürdü.
Halk Hekimliği ve Toplumcu şiir Felsefesi
Tıp fakültesini bitirdikten sonra çocuk sağlığı ve hastalıkları alanında uzmanlık eğitimini tamamladı. Ankara Numune Hastanesi'nde çocuk hastalıkları uzmanı olarak çalışmaya başladı. Resmi görevinin yanı sıra toplumsal bir duyarlılıkla, yoksul mahallelerdeki çocuklara sağlık hizmeti götürmek amacıyla Altındağ'da bir poliklinik kurdu. Gecekondu mahallelerinde yaşayan çocuklara şifa dağıtırken edindiği izlenimler, onun hekimlik ve şairlik kimliğini derinden şekillendirdi. Bu yıllarda kaleme aldığı çocuk odaklı şiirlerini 1946 yılında Çocuklar Gemisi isimli ünlü kitabında bir araya getirdi. Kansu, sanat anlayışında kendisini daima halkın ve toplumun ozanı olarak konumlandırdığını net bir şekilde ifade etmiştir. İlk şiirlerinden itibaren yapay söyleyişlerden kaçınarak halk dilinin duruluğuna ve sıcaklığına yaslanmayı temel düstur edindi. Süslü ve karmaşık anlatımlardan uzak durarak mısralarının güneş vuran berrak dereler gibi ışıl ışıl akmasını istedi. Bulanık sulardan asla hoşlanmadığını vurgulayan yazarın gönül bağının en güçlü olduğu halk ozanları şunlardır:
- Yunus Emre
- Pir Sultan Abdal
- Karacaoğlan
Bu sade ve anlaşılır söyleyiş tercihi yüzünden edebi çevreler tarafından şair sayılmamayı dahi göze alan hekim-yazar, kendisini daima halkın ozanı olarak hissetmiş ve bu yoldan asla dönmemiştir.
