Buster Keaton, 4 Ekim 1895 tarihinde Piqua, Kansas bölgesinde varyete sanatçısı bir çiftin çocuğu olarak dünyaya gözlerini açtı.
Asıl adı Joseph Francis Keaton olan bu deha, sinema tarihinin en büyük sessiz komedyenlerinden biri kabul edilmektedir.
Çocukluğundan itibaren sahnelerde yoğrulan sanatçı, filmlerinde sergilediği tehlikeli akrobasi hareketleri ve hiçbir zaman değişmeyen ifadesiz yüz hatlarıyla tanınmıştır.
Hiç gülmeyen adam olarak bilinen sanatçı, izleyicinin karşısına duygulardan arınmış bir maskeyle çıkarak benzersiz bir güldürü ekolü inşa etmeyi başarmıştır.
Varyete Sahnelerinden Sinema Dünyasına
Henüz altı aylıkken merdivenlerden düşüşüne tanık olan vaftiz babası ünlü illüzyonist Harry Houdini, yaşadığı sarsıntıyı tanımlamak adına ona "Buster" lakabını taktı.
Üç yaşında kafasına tuğla düşen, çamaşır makinesinin merdanesine parmağını kaptıran talihsiz çocuk, kasabayı harabeye çeviren bir hortumla yatağından iki yüz elli metre uzağa fırlatılmasına karşın bu felaketten burnu bile kanamadan kurtulmayı başarmıştı.
Ailesiyle "Üç Keaton" adıyla sahneye çıktığında henüz üç yaşındaydı.
Yirmi bir yaşına kadar babasının ağır baskısı altında adeta bir köle gibi çalıştı.
Acılarını ve yaşadığı sıkıntıları dışarıya yansıtmamayı daha çocukken bir yaşam felsefesi haline getirdi.
Sahneye taşıdığı bu hissiz duruş, onun en büyük alametifarikasıydı.
Zira kendisi gülmediğinde seyircinin daha fazla güldüğüne erkenden keşfetmişti.
Bağımsızlık Dönemi ve Altın Yıllar
Tarihler 1917 yılını gösterdiğinde akrobasi sahnelerinden sinemaya geçiş yapan sanatçı, iki bobinlik kısa komedi filmlerinde oynamaya başladı.
Dönemin meşhur komedi yıldızı Roscoe Arbuckle, namıdiğer "Fatty", onun yeteneğini keşfederek sinema dünyasının kapılarını ardına kadar araladı.
Keaton, aynı sene çekilen "The Butcher Boy" isimli kısa metrajlı yapımla profesyonel oyunculuk dünyasına ilk adımını attı.
Sanatçı, aynı zamanda Birinci Dünya Savaşı'nın son senesinde Fransa'daki Amerikan birliklerini eğlendirmek amacıyla düzenlenen moral turnesine katıldı.
Savaştan sonra stüdyolara dönen aktör, her fırsatta kendi tarzının oluşmasında Arbuckle'ın katkılarını minnetle andı.
Takvimler 1920'yi gösterdiğinde ise kendi yazdığı senaryolarla yönetmenlik koltuğuna oturarak bağımsız üretimlerine başladı.
Oluşturduğu kahramanlar en korkunç olaylarda dahi soğukkanlılığını yitirmeyen ve temiz yürekleri sayesinde eninde sonunda zafere ulaşan karakterlerdi.
Bu eşsiz tarzını "Neighbours", "The Playhouse" ve "Day Dreams" gibi toplam on dokuz kısa filmle olgunlaştırdı.
Arbuckle'ın talihsiz bir cinayet davasına karışmasının ardından 1921 yılında onun stüdyosunun kontrolünü eline aldı.
Böylece tamamen özgür çalışabileceği altın dönem başladı.
Yalnızca on sekiz ayda, aralarında "The Paleface" eserinin de bulunduğu dört uzun metrajlı sessiz sinema klasiğine imza attı.
Sanatçı, kendisini öldürmek isteyen Kızılderililerin haklarını petrol şirketine karşı savunup kabile reisinin kızıyla evlendiği "The Paleface" filminin ardından, rüyasında oynatılan filmin içine giren bir makinisti canlandırdığı "Sherlock Junior"da üstün trük tekniklerini kanıtladı.
Büyük beğeni toplayan "The Navigator"da denizde tek başına kalan beceriksiz bir milyoner çocuğunu canlandırırken, sinema tarihinin doruk noktalarından biri sayılan "The General" filminde ise çalınan lokomotifini ve sevgilisini kurtarmaya çalışırken savaş kahramanına dönüşen makinisti oynadı.
Realizm arayışı ve ustaca kurgulanmış esprileriyle öne çıkan bu son film, ne yazık ki ilk gösteriminde beklenen ilgiyi göremedi.
Sistem İçinde Kaybolan Özgürlük
MGM stüdyolarının yöneticisi Joseph P. Schenck, 1928 yılında Keaton'ı kendi stüdyosunu kapatarak starlarından biri olmaya ikna etti.
Bu karar, onun sanatsal özgürlüğünü kısıtlayan büyük kırılma noktasıydı.
Doğaçlama yeteneği stüdyonun katı kuralları altında ezildi.
Bu dönemde ayrıca yalnızca "The Cameraman" filmi eski kalitesine yaklaşabilen tek yapım olarak öne çıktı.
Sanatsal engellere eşinin açtığı boşanma davası da eklenince kendini tamamen alkole veren sanatçı, 1933 yılında MGM stüdyosu tarafından işten çıkarılarak büyük bir yıkım yaşadı.
Çeşitli ülkelerde şansını denese de alkolden kurtulamadı.
Dahu sonra MGM'e dönüp komediler için komik fikirler yazsa da adı jeneriklerde hiç yer almadı.
Gecikmiş İadeiitibar ve Son Yıllar
Billy Wilder'ın "Sunset Boulevard" ve Charlie Chaplin'in "Limelight" filmlerindeki ufak rolleri, onun dramatik çöküşünü adeta gözler önüne seriyordu.
Hollywood, 1950'lerin sonunda bu büyük dehanın önemini nihayet hatırladı.
Sidney Sheldon'ın 1957 yapımı biyografik filmi "The Buster Keaton Story" onu tam anlamıyla onurlandıramasa da maddi olarak rahatlattı.
Beckett'ın kaleme aldığı "Film" dışındaki son dönem rolleri önemsiz kalsa da ömrünün son demlerinde küçük bir dönüşü kutlamış oldu.
Bob Talmadge ve Buster Keaton Jr. adında iki evladı olan usta aktör, 1 Şubat 1966'da akciğer kanserinden öldü.
Woodland Hills, Los Angeles'ta yetmiş bir yaşında gözlerini yuman Keaton, sinema dünyasında derin izler bıraktı.
Buster Keaton'ın Unutulmaz Eserleri
Sanatçının kariyeri boyunca hem yönettiği hem de rol aldığı en önemli sessiz sinema yapıtlarından bazıları şunlardır:
- The General (1926)
- Sherlock Junior (1924)
- The Navigator (1924)
- The Paleface (1921)
- The Cameraman (1928)
