Türk sahne sanatlarının ve sinemasının temellerini atan en önemli aktörlerden biri olan Behzat Butak, 16 Ekim 1891 tarihinde Bursa'da dünyaya geldi. Tiyatro camiasında edindiği saygın yer sebebiyle "Büyük Behzad" veya "Baba Behzad" lakaplarıyla anılan sanatçı, yarım asrı aşan kariyeri boyunca oyunculuğuyla geniş kitleleri etkilemeyi başardı. Sahne tozunu yutarak oyunculuğu meslek edinen Butak, hem Osmanlı'nın son döneminde hem de Cumhuriyet Türkiyesi'nde sergilediği performanslarla tiyatronun kurumsallaşmasına öncülük etti. Bursa'da izlediği bir çadır tiyatrosuyla başlayan bu serüven, arkasında unutulmaz karakterler ve Türk kültür tarihine dair değerli çalışmalar bırakarak 26 Ekim 1963'te İstanbul'da 72 yaşında noktalandı.
Sanatla Tanışma ve Gençlik Yılları
Gazeteci Halil Haki Bey'in oğlu olan Behzat Hâki Butak, babasının II. Abdülhamid tarafından Bursa'ya sürülmesi nedeniyle bu kentte büyüdü. Çocukluk yıllarında Mihaliç'e gelen "Gavril Tiyatro ve Cambaz Kumpanyası"nı seyretmesi, onun içindeki sahne aşkını ateşleyen ilk kıvılcım oldu. Babasının 1906'daki vefatı üzerine ailece İstanbul'a taşındılar ve Behzat, eğitimine Mercan İdadisinde başladı. Ancak burada Namık Kemal'in yasaklı eseri "Zavallñ Çocuk" oyununu okurken müdüre yakalanınca okuldan atıldı. Ardından girdiği Ticaret Mektebinde Ressam Muazzez Bey'in atölyesine katılması, onun sanat dünyasıyla bağını koparmadı. II. Meşrutiyet ilanından bir gün önce, bir sünnet düğününde sergilenen ortaoyununda "Kavuklu arkası" rolüyle ilk kez seyirci karşısına çıktı.
Sahnelerden Cephelere Uzanan Bir Ömür
Aynı yıl Sanayi-i Nefise Mektebine kaydolan sanatçı, okul bünyesindeki toplulukla kalmayıp dönemin pek çok ekibinde yer aldı. Sahneye profesyonel olarak ilk adımını, Sahne-i Heves grubunun "Beyimin Tiyatro Merakı" adlı komedisiyle attı. Grubun kısa sürede dağılmasıyla arkadaşlarıyla Sanayi-i Nefise Tiyatro Heyetini kurup Victor Hugo'dan uyarlanan "Ancelo Mari Piyer"i sahnelediler. 1909'da elektrik mühendisliği okumak üzere İtalya'ya gönderilen Butak, buradaki fabrikanın grevde olması nedeniyle eğitim alamadı. Bu süreyi Roma ve Napoli'deki tiyatroları gezerek değerlendirdi. Yurda döndüğünde Mürebbii Hissiyat ve Darüttemsili Osmani topluluklarında sahne aldı. Balkan Savaşları patlak verdiğinde askere giden Butak, izinli geldiği günlerden birinde Sadrazam Mahmud Şevket Paşa'nın suikastına bizzat tanıklık etti. 1914 yılında ise Dârülbedayi sınavını kazanarak kuruma girdi. I. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla tekrar cepheye çağrılan sanatçı, Çanakkale'de kolundan yaralanmasına rağmen görevine ova devam etti ve daha sonra Bitlis'e sevk edildi.
Zirve Yılları, Beyaz Perde ve Nümismatik Tutkusu
Savaşın ardından 1918'de İstanbul'a dönen Butak, Yeni Sahne grubuna geçti. Burada sahnelenen "Kayseri Gülleri" oyunundaki Boğos Ağa performansı, ona asıl büyük şöhretini getirdi. 1923'te yeniden döndüğü Dârülbedayi bünyesinde Anadolu turnelerine katıldı ve 1928 yılından itibaren bu çatı altından bir daha ayrılmadı. 1933 yılında meslekteki 25. yılını kutlamak amacıyla düzenlediği jübile, Türkiye'de sahne sanatlarında jübile geleneğinin öncüsü oldu. 1949 yılında ise sanat yönetmeni (intendant) olarak görevlendirildi.
Butak'ın sanat hayatı tiyatroyla sınırlı kalmadı; 1918'de "Himmet Ağa'nın İzdivacı" filmiyle başladığı sinema yolculuğunda 40'a yakın filmde oynadı ve bu serüvenini 1963'teki "Bahçevan" filmiyle sonlandırdı. Usta aktörün rol aldığı bazı önemli yapımlar şunlardır:
- Mürebbiye
- Aysel Bataklı Damın Kızı
- Boğaziçi Esrarı
- Yavuz Sultan Selim Ağlıyor
Oyunculuğunun yanı sıra geleneksel el sanatlarında üstün bir yeteneğe sahip olan sanatçı, aynı zamanda Türkiye'nin en seçkin para ve pul koleksiyoncuları arasında yer aldı. Bu alandaki birikimini kitaplaştıran Butak, nümismatik alanında şu çalışmaları yayımladı:
- Resimli Türk Paraları (1947)
- XI., XII. ve XIII. Yüzyıllarda Resimli Türk Paraları (1948)
- Cumhuriyet Devrinde Madeni Paralar (1955)
Karagöz suretleri yapma ve biriktirme tutkusuyla da bilinen Butak, bu özel tasarımlarını 1957'de Tepebaşı Tiyatrosu'nda sergiledi. Bir dönem Beyoğlu'nda Butak Pastanesi'ni işleten usta sanatçı, 1962 yılında konuk oyuncu olarak yer aldığı "Göç" piyesiyle İlhan İskender Armağanı'na layık görüldü.
