Cumhuriyet döneminin tiyatro ve sinema alanında öncü rol üstlenen ve ilk kadın oyuncu olarak tanınan Emine Bedia Muvahhit, sanat dünyasında iz bırakmıştır. Farklı tarihi kaynaklara göre 1896 ya da 1897 senesinde İstanbul'un Büyükada semtinde dünyaya gözlerini açan öncü sanatçı, uzun ve üretken bir ömrün ardından 20 Ocak 1994 tarihinde yine doğduğu şehirde hayata veda etmiştir. Genç yaşlarında adım attığı sahne hayatını Darülbedayi bünyesinde profesyonelleştirerek ömrü boyunca sürdürmüştür. Atatürk'ün teşvikiyle başlayan bu serüven, Türk kadınını sahneyle tanıştırmıştır.
Büyükada'dan Notre Dame de Sion'a: İlk Yıllar ve Eğitim
Babası savcı Ahmet Şekip Bey, annesi Emine Hanım'dır. Çocukluk yıllarını Büyükada'nın seçkin atmosferinde geçiren küçük Bedia, erken yaşlarda Fransızca ve Rumca lisanlarını konuşmayı öğrendi. Büyükada'da ailesinin çevresinde yer alan ve genç Bedia'nın Türkçe gelişimine katkıda bulunan önemli komşular şunlardır:
- Edebiyatçı Yahya Kemal
- Yazar Yakup Kadri
- Şair Tahsin Nahit
İlköğrenimine adadaki St. Antoine Okulu'nda adım atsa da babasının kaybı ailenin düzenini değiştirdi. Moda'ya taşınmalarının ardından eğitimine Kadıköy Terakki Mektebi'nde devam etti. Ortaöğrenimini ise Notre Dame de Sion Lisesi'nde dokuz yıl okuyarak başarıyla tamamladı. Bedia Hanım, henüz on dört yaşında bir öğrenciyken iş hayatına atılarak önemli bir ilke imza attı. İngiliz-Fransız ortaklığındaki Dersaadet Telefon Anonim Şirket-i Osmaniyesi'nde çalışan memurelerin sadece yabancı veya azınlık kadınlardan seçilmesine tepki gösteren Kadınlar Dünyası dergisinin ısrarlı yayınları, şirketin Müslüman Türk çalışanları da istihdam etmesini sağladı. Çok sayıda aday arasından zorlu sınavları geçen Bedia Şekip, işe başlayan yedi Müslüman kadından biri oldu. Bu geçici görev bir yılı doldurmadan sona erse de hemcinslerinin iş yaşamına girmesine öncülük etti. Eğitimini tamamladıktan sonra Erenköy Kız Lisesi bünyesinde iki yıl boyunca Fransızca öğretmenliği yaptı. 1921 senesinde Darülbedayi oyuncularından Ahmet Muvahhit ile hayatını birleştirerek onun soyadını aldı. Evliliklerinden bir yıl sonra oğlu Şuayip Sina dünyaya geldi.
Türk Sinemasında Devrim: Ateşten Gömlek
O güne dek Türk sinemasındaki tüm kadın rollerinde Ermeni ve Rus oyuncular görev almaktaydı. Kurtuluş Savaşı'nı konu edinen Ateşten Gömlek romanının sinema uyarlamasında bu durum kökten değiştirildi. Muhsin Ertuğrul'un getirdiği teklifi kabul eden Bedia Hanım, Ayşe karakteriyle kamera karşısına geçti. Milli Mücadele'yi konu alan bu önemli yapımda Ayşe rolü Bedia Hanım'a verilirken, gazete ilanıyla aranan Kezban karakterini canlandırmak üzere başvuran tek kişi olan Neyyire Neyir kadroya katıldı. Böylece iki sanatçı, sinema tarihimizde rol alan ilk Müslüman Türk kadın oyuncular olarak kayıtlara geçtiler. Filmin ilk özel gösterimi, meclisin açılışının üçüncü yıldönümünde, yani 23 Nisan 1923'te gerçekleştirildi. Sanatçı, bu çekimlerin ardından kariyerine devam etmeyip evinde oğluyla ilgilenmeyi tercih etti.
Atatürk'ün Çağrısıyla Başlayan Tiyatro Serüveni ve Mirası
Ancak eşinin İzmir turnesine eşlik ettiği sırada hayatının gidişatı tamamen yön değiştirdi. İzmir'i ziyaret eden Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, sahne heyetinde Türk kadınlarının da bulunmasını arzu ettiğini belirtti. Bu arzu doğrultusunda Bedia Muvahhit, 31 Temmuz 1923 akşamı ilk defa tiyatro sahnesine adım attı. Ceza Kanunu isimli piyeste Sacide karakterini canlandıran oyuncu, izleyicilerden büyük beğeni topladı. Kordon Palas Sineması'nda sergilenen bu tarihi temsili hayranlıkla izleyen Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, oyun bittikten sonra Bedia Hanım'ı özel olarak tebrik ederek sahne hayatını kararlılıkla sürdürmesi yönünde teşvik etti. Turnenin devamında da başrollerde yer aldı. Atatürk'ün yönlendirmesiyle profesyonel tiyatroculuğa başlayan sanatçı, Darülbedayi kadrosuna katılarak sahne yaşamını sürdürdü. 1975 yılında sahneye veda etti. O zamana kadar iki yüzden fazla oyunda rol almıştı. Sanat hayatı boyunca sadece oyunculuk yapmadı, aynı zamanda Fransızcadan çok sayıda piyesi dilimize çevirip adapte etti. Bedia Muvahhit, cesareti ve sanatsal katkılarıyla Türk kadınına sahnelerin kapısını açan efsanevi bir isim olarak tarihe geçti. Yetmiş yılı aşan ömrünü sanata adamış bu cesur öncü, ardında çok zengin bir miras bırakarak aramızdan ayrılmıştır.
