Cumhuriyet döneminin en kıymetli klasik müzik sanatçıları arasında yer alan piyanist Ayşegül Sarıca, 1935 yılında İstanbul'da dünyaya gelmiştir. Kendine has zarif tekniği ve derin müzikal yorumuyla tanınan efsanevi sanatçı, henüz beş yaşındayken başladığı piyano yolculuğunu İstanbul Belediye Konservatuvarı ve Paris Ulusal Konservatuvarı gibi son derece seçkin kurumlarda aldığı üstün eğitimlerle taçlandırmıştır. Ülkemizi yurt dışında başarıyla temsil eden Sarıca, kazandığı uluslararası ödüller ve yetiştirdiği öğrencilerle Türk müzik tarihine adını altın harflerle yazdırmıştır. Devlet Sanatçısı unvanına sahip olan değerli piyanist, gerek solistlik kariyeri gerekse akademisyenliğiyle sanat dünyamıza yön vermiştir.
Moda'da Filizlenen Yetenek
Ayşegül Sarıca, köklü geçmişiyle bilinen asker kökenli Sarıcazadeler ailesinin bir ferdi olarak İstanbul'da hayata gözlerini açtı. Eğriboz Adası'ndan göç ederek İstanbul'un tarihi semtlerinden Moda'ya yerleşen ve asker kökenli olmalarıyla bilinen bu prestijli aile, Türk tıp ve idari yönetim tarihine yön veren çok önemli şahsiyetleri bünyesinde barındırmaktaydı. Sarıca, anne tarafından Osmanlı'nın son dönem sadrazamlarından Ahmet İzzet Paşa'nın torunudur. Baba tarafından ise Yıldız Sarayı'nın hekimi olarak görev yapan Arif Paşa'nın torunu olan sanatçının annesi Bedriye Sarıca'dır. Böylesine entelektüel ve seçkin bir aile ortamında büyümek, onun sanatsal gelişimine erken dönemde büyük katkı sağladı.
Piyano ile ilk buluşması, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Almanya'dan göç edip İstanbul'a yerleşen Gertrud Isaac sayesinde gerçekleşti. Henüz beş yaşındayken bu Alman eğitimden ders almaya başlayan küçük Ayşegül, kısa sürede olağanüstü bir ilerleme kaydetti. Çevresindekiler onun müzik dehasını fark etmekte gecikmedi. Yeteneğinin keşedilmesi üzerine İstanbul Belediye Konservatuvarı Piyano Bölümü'ne kabul edildi. Henüz dokuz yaşındayken Kadıköy Halkevi'nde verdiği ilk solo konseri, gelecekteki büyük başarılarının ilk habercisiydi. Konservatuvarda Avusturya kökenli piyanist Ferdi Ştatzer'in öğrencisi oldu. Buradaki eğitimini tamamladıktan sonra, daha ileri düzeyde çalışmalar yapmak amacıyla rotasını Avrupa'nın sanat başkentine çevirdi.
Paris'ten Dünyaya Uzanan Müzikal Yolculuk
Genç yetenek, 1951 yılında Fransa'ya giderek Paris Ulusal Konservatuvarı'nda yüksek öğrenimine başladı. Burada dönemin saygın müzisyenlerinden Lucette Descaves ile piyano, Pierre Pasquier ile de oda müziği üzerine yoğun çalışmalar gerçekleştirdi. Disiplinli çalışmasının meyvelerini kısa sürede toplayan Sarıca, 1953 yılında konservatuvarın piyano bölümünü birincilik derecesiyle mezun olmayı başarıdı. Başarısı bununla da sınırlı kalmadı. Ertesi yıl, yani 1954 senesinde aynı okulun oda müziği bölümünü yine birincilikle tamamlayarak mezuniyetini taçlandırdı. Paris'teki bu parlak dönemin hemen ardından ünlü Marguerite Long Müzik Akademisi bünyesinde çalışmalarına devam etti.
Uluslararası arenada kendini kanıtlaması uzun sürmedi. 1955 yılında prestijli Uluslararası Münih Piyano Yarışması'nda Jüri Özel Ödülü'ne layık görülerek dünya sahnesine adım attı. Birkaç yıl sonra, 1959'da düzenlenen M. Long-Jacques Thibaud Uluslararası Yarışması'nda "Paris Kenti Ödülü"nü kazandı. Bu zaferler, onun dünya çapındaki konser kariyerinin kapılarını sonuna kadar araladı. Dünya sahnelerinde fırtınalar estiren Sarıca; İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya, Avusturya ve Belçika gibi Batı Avrupa ülkelerinin yanı sıra Sovyetler Birliği, Macaristan, Çekoslovakya, İsveç, Norveç, Finlandiya ve hatta Avustralya gibi çok uzak coğrafyalarda da çok sayıda resital vererek dinleyicileri büyüledi. 1968 yılından itibaren ise Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nın solist sanatçısı olarak müzikseverlerin karşısına çıktı.
Müzikal Üslup, Ödüller ve Eğitmenlik
Ayşegül Sarıca, icrasındaki üstün teknik ve şiirsel hassasiyetle klasik müzik dünyasında kendine has bir yer edindi. Schubert ve Rahmaninof'un "Müzikli Dakikalar" adlı eserlerini adeta bir kuyumcu titizliğiyle yorumlaması, onun müzikal derinliğinin en büyük kanıtıdır. Cemal Reşit Rey'in "Kâtibim Çeşitlemeleri" eserindeki performansı ile Schumann, Beethoven ve Mozart'ın piyano konçertolarındaki yorumları hafızalara kazındı. Keman sanatçısı Ayla Erduran ile kurduğu dostluk sahnelere taşındı. İkili, yurt içinde ve yurt dışındaki ortak konserlerinde Grieg, Debussy ve Franck'ın keman-piyano sonatlarını büyüleyici renklerle çaldı. İdil Biret ile birlikte mavi turlara katıldı. Zengin kariyeri boyunca pek çok ödül ve unvan kazandı.
Kazanılan bu önemli başarılar ve ödüller kronolojik olarak şöyle sıralanabilir:
- Uluslararası Münih Piyano Yarışması Jüri Özel Ödülü (1955)
- M. Long-Jacques Thibaud Yarışması "Paris Kenti Ödülü" (1959)
- Türkiye Cumhuriyeti Devlet Sanatçısı Unvanı (1971)
- Fransa Kültür Bakanlığı Chevalier de l'Ordre des Arts et des Lettres Nişanı (1974)
- İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) Müzik Onur Ödülü (2006)
Fransız hükümeti de onun sanata katkılarını karşılıksız bırakmadı. Piyanist, sahne kariyerinin yanı sıra bilgi birikimini genç nesillere aktarmayı da kendine görev edindi. 1991 ile 2000 yılları arasında Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi bünyesinde yüksek lisans ve sanatta yeterlilik sınıflarında dersler verdi. 1999 yılından itibaren ise İstanbul Teknik Üniversitesi Dr. Erol Üçer Müzik İleri Araştırmalar Merkezi'nde (MİAM) yüksek lisans ve doktora düzeyinde piyano dersleri vererek akademik katkılarını sürdürdü. Sanatçı, 1955 yılında henüz yirmi yaşındayken evlendi. Sanat tarihçisi Nejat Diyarbekirli ile hayatını birleştiren değerli piyanistin bu evlilikten Osman ve Zeynep adında iki evladı dünyaya geldi.
