1881 yılında Beyrut'ta dünyaya gözlerini açan Ali Cemal Ben'im, tuvaline yansıttığı savaş sahneleri ve deniz manzaralarıyla Türk resim sanatının en özgün isimlerinden biri olmayı başarmıştır. Hem asker hem de sanatçı kimliğiyle tanınan Ben'im, 9 Kasım 1939'da Mersin'de hayatını kaybetmiştir. Mekteb-i Bahriye mezunu bir subayken fırçasının gücüyle öne çıkan Ben'im, Sanâyi-i Nefîse Mektebi'nde aldığı eğitimin ardından Osmanlı'nın son dönemindeki fırtınalı yılları izlenimci bir duyarlılıkla belgelemiştir. Ayrıca Türk basınının ilk illüstratörlerindendir.
Bahriyeden Sanayi-i Nefiseye Uzanan Sanat Yolculuğu
Tüccar Emin Bey'in oğlu olan sanatçı, ilköğrenimine Lübnan'ın başkentinde adım atsa da ailesinin İstanbul'a taşınmasıyla eğitim hayatını bu kadim şehirde sürdürdü. Rüşdiyeyi bitirdikten sonra Mekteb-i Bahriyeye girdi. Genç teğmen, 1901 yılında deniz okulundan mezun olduğunda, resim konusundaki üstün kabiliyetiyle zaten tüm dikkatleri üzerine çekmiş durumdaydı. Sanata olan tutkusu onu Osman Hamdi Bey'in yöneticilik yaptığı Sanâyi-i Nefîse Mektebi'ne yönlendirdi. Buradaki eğitimi başarıyla tamamlayan genç subay, okulun ilk dönemdeki en parlak mezunları arasında yer almayı başardı. Mezuniyetinin ardından ilk görev yeri, resim öğretmeni olarak kendi mezun olduğu Mekteb-i Bahriye oldu. Askeri ve sivil okullarda öğrencilerine resim dersleri veren ve 1904 yılında yüzbaşı rütbesine terfi eden sanatçı, akademiden sonra ürettiği eserlerde tarihi gerçeklikleri belgesel nitelikteki detaylarla işledi. Balkan Savaşları'nda aktif görev alan sanatçı, 1913 senesinde yüzbaşılık rütbesindeyken ordudan emekliye ayrıldı.
Şişli Resim Atölyesi'nin Parlayan Yıldızı
Birinci Dünya Savaşı yılları, Türk resim tarihi açısından son derece önemli bir gelişmeye sahne oldu. Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın talimatıyla kurulan Şişli Resim Atölyesi, cephedeki kahramanlıkları tuvale yansıtacak sanatçıları bir araya getirdi. Ali Cemal Bey de bu özel atölyede görevlendirilen isimlerden biriydi. Burada kendisi gibi Mekteb-i Bahriye kökenli olan Hikmet Onat, Mehmet Ruhi Arel ve Ali Sami Boyar gibi dostlarıyla omuz omuza çalıştı. Deniz konulu tablolarındaki olağanüstü başarısı, ona kısa sürede deniz ressamı unvanını kazandırdı. Sanatçı yalnızca denizleri değil; peyzaj, natürmort ve portre türünde de seçkin eserler üretti. Sulu boya ve yağlı boya tekniklerini ustaca kullanarak adeta bir üretim patlaması yaşadı. Şişli Atölyesi bünyesinde en fazla eser üreten ressam olarak buranın adeta yıldızı haline geldi. Onun en çok ses getiren çalışmalarından biri, "Biraz Su" ya da bilinen diğer adıyla "Yaralı Düşman Askerine Yardım Eden Türk Askeri" isimli tablosudur. İzlenimcilik akımının izlerini barındıran bu yapıt, savaşın yıkıcılığı yerine insan sevgisini ve şefkati ön plana çıkarmaktaydı. Ressamın 1918 yılında Viyana ve Berlin'de sergilenen bu ve diğer eserleri uluslararası alanda büyük övgüler aldı. Viyana'da sanatseverlerle buluşan tablolardan bazıları şunlardır:
- Dobruca'da/Kurtuluş Savaşı'ndan
- Yaralı Asker
- Türk Süvarisi
- Yasak
- Maydos'tan
- Yalak Yanında Atlı
- Siperde Mektup Okuyan Asker
Tıpkı başyapıtı gibi izlenimci tarzda üretilen bu eserler, Türk sanatının dünyadaki yeniliklere açık yönünü başarıyla ortaya koydu.
Gazetelerin Vazgeçilmez Fırçası ve Mersin Yılları
Askerlik sonrasında geçimini sağlamak amacıyla bir süre duvar resimleri ve reklam afişleri tasarlayan Ali Cemal Bey, ardından basın dünyasına adım attı. Gazetecilik kariyerine 'Akşam' ve 'Tercüman-i Hakikat' gibi gazetelerden önce, 'Âlem' mecmuasının kapak resimlerini ve eğlenceli karikatürlerini çizerek başladı. Ardından 'Tasvir-i Efkâr', 'Harp Mecmuası' ve 'İleri' gibi dönemin etkili yayınlarında fırçasıyla boy gösterdi. Ayrıca 'Tercüman-i Hakikat' ve 'Akşam' gazeteleri için de çizimler gerçekleştirdi. Basın tarihimizdeki izleri bunlarla da sınırlı kalmadı. Sanatçı; 'Resimli Gazete', 'Resimli Ay' dergisi ile 'Nasrettin Hoca' ve 'Karagöz' gibi sevilen mizah mecmualarında da çalıştı. 1923 yılında 'Yenigün' gazetesinden ayrılıp yeni kurulan Cumhuriyet gazetesine geçti ve 1923-1932 yılları arasında burada ressamlık yaptı. Türk basınında temsilî resimler ile hamasî krokiler çizen ilk gazete ressamı olarak tarihe geçti. Bu öncü çalışmaları sebebiyle 15 Temmuz 1933 tarihinde İstanbul Matbuat Cemiyeti tarafından takdirname ile ödüllendirilen usta isim, Ankara'da düzenlenen 'Ressam Subaylar' sergilerine katılarak sanat dünyasındaki yerini sağlamlaştırmıştır. Soyadı Kanunu'nun çıkmasıyla birlikte 'Ben'im' soyadını alan usta ressam, ömrünün son yıllarını geçirdiği Mersin'de liman idaresinde çalışırken aynı zamanda genç yeteneklere resim dersleri vermeyi de ihmal etmedi. Vefatının ardından geride bıraktığı paha biçilmez eserler günümüzde pek çok önemli müzede ve özel koleksiyonda sergilenmektedir. Sanatçının ölümsüz eserlerinin sergilendiği başlıca yerler şunlardır:
- İstanbul Resim Heykel Müzesi
- Askerî Müze
- İstanbul Deniz Müzesi
- Ankara'daki Cumhuriyet Müzesi
- Cumhuriyet Gazetesi Arşivi