Türk resim sanatının ve perspektif biliminin öncülerinden kabul edilen asker kökenli ressam ve hattat Ahmet Ziya Akbulut, 1869 yılında İstanbul'da dünyaya gelmiş ve ömrünü bu şehirde tamamlamıştır. Derinlik algısıyla tanınan usta, Harbiye mezuniyetinin ardından üstlendiği rollerle dönemin estetik anlayışını etkilemeyi başardı. Osmanlı Ressamlar Cemiyeti başkanlığı da yapan Akbulut, fırçasını matematiksel bir hassasiyetle buluşturarak Türk sanat tarihinde silinmez bir iz bıraktı.
Askerlikten Sanata Uzanan Bir Kariyer
Genç yaşta adım attığı askeri eğitim sürecinde sanatla tanışan Ahmet Ziya Akbulut, 1887'de Harbiye'den mezun oldu. İlk sanat eğitimini Kuleli Askeri Lisesi'nde Osman Nuri Paşa'dan alan ressam, Harbiye yıllarında ise ünlü manzara ressamı Hoca Ali Rıza Bey'in öğrencisi oldu. Aldığı bu sağlam temel, onun gelecekteki sanat çizgisini belirledi. Mezuniyetin ardından Erkan-ı Harbiye bünyesindeki resimhaneye atanarak burada yedi yıl boyunca titizlikle çalıştı. 1894 yılında yüzbaşı rütbesine yükselmesiyle birlikte, eski hocası Osman Nuri Paşa'nın yardımcısı olarak Kuleli Askeri Lisesi'ne tayin edildi.
Askeri görevlerinin yanında bilimsel çalışmalara da yöneldi. Sanatçı, özellikle matematik ve gökbilim alanında derin araştırmalar yaptı. Hazırlayıp yayınladığı Takvimi Ziya, onun bu yönünü gösteren önemli bir çalışmadır. Perspektif alanındaki benzersiz uzmanlığı, ona dönemin sanat çevrelerinde haklı bir ün kazandırdı. Bu alanda yazdığı Ameli Menazır (1894) ve Usulu Ameliye-i Fenni Menazır (1896) kitapları, uzun yıllar başvuru kaynağı oldu. 1898 yılında Mekatibi Askeriye matbaasının müdürlüğüne getirildi. 1905'te binbaşılığa terfi eden Akbulut, 1913 yılında kurulan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'nin başkanlığını üstlendi.
Sanayi-i Nefise Yılları ve Efsanevi Sultanahmet Tablosu
Sanatçı, cemiyetin yayın organında perspektif dersleri vererek bilgi birikimini paylaştı. Ordudan 1914 yılında emekli olmasının ardından, Sanayi-i Nefise Mektebi'nde matematik ve perspektif dersleri vermeye başladı. Vefat ettiği 1938 yılına kadar bu okulda eğitmenlik yaptı. Ömrünün son yılında okulun müdür yardımcılığı görevini de üstlendi. Uzun yıllar boyunca kamuoyunda bir ressamdan ziyade teknik bir perspektif hocası olarak görüldü. Oysa onun fırçasından çıkan eserler, üstün sanatçı dehasını açıkça ortaya koyuyordu. Bunlar arasında en bilineni, öğretmeni Osman Hamdi Bey'in mezuniyet tezi olarak verdiği Sultanahmet Camii tablosudur.
Bu meşhur eseri yaparken haftalarca Atmeydanı'na giderek açık havada çalışan Akbulut, Dikilitaş yönünden camiyi resmetti. Çalışması sırasında kapı üzerindeki boşluğu fazla yalın bularak buraya şık bir şehnişin ekledi. Fakat bu estetik dokunuş, hocası Osman Hamdi Bey tarafından pek hoş karşılanmadı. Doğadaki gerçeğe doğrudan müdahale edilemeyeceğini savunan Osman Hamdi Bey, öğrencisinin bu davranışı nedeniyle notunu kırdı. Sanatçının bu tavrı, onun kurallara bağlı kalmakla birlikte kendi estetik yorumunu katmaktan çekinmeyen özgür ruhunu yansıtır.
Gecikmiş Bir Keşif ve Ebedi Mirası
Uzun yıllar adeta gizli bir hazine gibi kalan usta ressamın değeri, hayatının son döneminde nihayet anlaşıldı. İstanbul Resim ve Heykel Müzesi'nin 1937'deki açılışı, onun sanatı için de bir dönüm noktası oldu. Mustafa Kemal Atatürk'ün özel talimatıyla tüm ressamların müzeye eser bağışlaması süreci başladı. Bu sayede sanatçının eğsiz eserleri ilk kez geniş kitlelerin beğenisine sunulmuş oldu. Sanat dünyası, yıllardır sadece bir perspektif hocası olarak gördüğü bu ismin aslında ne denli büyük bir ressam olduğunu o zaman idrak etti. 1938 yılında Sanayi-i Nefise'deki görevi başındayken hayata gözlerini yuman usta, geride eğsiz mimari manzaralar bıraktı.
Sanatçının perspektif dehasını ve detaycı fırçasını en iyi yansıtan, günümüzde de büyük ilgi gören başlıca eserleri şunlardır:
- Sultanahmet Camii
- Mihrimah Sultan Camii
- Eski Beyazıt İmareti
