Türk edebiyatının ve diplomasisinin saygın şahsiyetlerinden biri olan Müftüoğlu Ahmed Hikmet, 3 Haziran 1870 tarihinde İstanbul'da dünyaya geldi. Gençlik yıllarından itibaren yazarlık tutkusuyla hareket eden sanatçı, devletin çeşitli kademelerinde diplomatlık yaparken eserleriyle Türk kültür hayatına yön verdi. Başlangıçta Servet-i Fünûn topluluğunun estetik anlayışına katılan yazar, daha sonraları bu yapıdan koparak arı bir dille Türkçülük düşüncesinin edebiyattaki en önemli temsilcilerinden biri haline geldi. Milli uyanış devrinde kaleme aldığı ve milliyetçi hisleri coşturan "Çağlayanlar" adlı öykü kitabı, millî edebiyat akımının en seçkin yapıtları arasında kabul edilir. Yazar, diplomatik görevleri ve edebiyat müderrisliği vasıtasıyla Osmanlı'dan Cumhuriyet'e uzanan süreçte Türk diline ve diplomasisine değerli hizmetler sunmuştur.
Aile Kökenleri ve Eğitim Yılları
Ahmed Hikmet Bey, köklü bir aile geleneğine mensuptu. Şair Yahya Sezai Efendi'nin ailesi, ulema sınıfına mensuptu. Dedesi Mora Müftüsü Abdülhalim Efendi olan sanatçı, babasını henüz yedi yaşında yitirdi. Ağabeyinin himayesinde büyüyen Ahmed Hikmet Bey, rüşdiye eğitimine Soğukçeşme Askerî Rüşdiyesi'nde başladı. Ardından eğitimine dönemin seçkin okullarından Galatasaray Sultanisi'nde devam etti. Bu tarihi lise sıralarında, ileride yakın dostu olacak ünlü şair Tevfik Fikret ile tanıştı. Edebiyat dünyasına duyduğu ilgi de bu lise yıllarında filizlenmeye başladı. Nitekim yazarın genç yaştaki kalem tecrübesi niteliğindeki “Leyla Yahut Bir Mecnun’un İntikamı” adlı çalışması henüz lise sıralarındayken basılarak okuyucuyla buluştu. Ortaöğrenimini 1888 senesinde tamamladıktan sonra, hayatının önemli bir parçasını teşkil edecek olan devlet hizmetine adım attı.
Diplomasiden Edebiyata Uzanan Çift Yönlü Kariyer
Mezuniyetinin hemen ardından Hariciye Nezareti bünyesinde çalışmaya başlayan Ahmed Hikmet Bey, memuriyetinin yanı sıra mezun olduğu okul olan Galatasaray Sultanisi'nde öğretmenlik vazifesini de beraberinde yürüttü. Diplomatik görevleri kapsamında bir dönem İstanbul'dan uzaklaşmak durumunda kaldı. Bu süreçte Yunanistan'ın Pire ve Kafkasya'nın Poti şehirlerinde şehbender vekili sıfatıyla görev yaptı. Takvimler 1896'yı gösterdiğinde İstanbul'a geri dönen diplomat, Hariciye Nezareti'ndeki eski görevine kaldığı yerden devam etti. Bu dönemde edebi faaliyetlerini Fransızcadan yaptığı iki adet çeviri eserle zenginleştirmeyi seçti. Tarımsal nitelik taşıyan "Patates" çevirisinin ardından, kadın güzelliği üzerine olan "Tuvalet yahut Letâfet-i Aza" (1892) isimli kitabı yayımladı. İstanbul'a dönüşüyle edebiyat ortamına daha aktif giren yazar, 1896 yılından itibaren Servet-i Fünûn topluluğunun saflarına katıldı. Dönemin popüler yayın organları olan İkdam ve Servet-i Fünûn'da yazılar neşretti. Sanatçı, bu dönemde kaleme aldığı yazılarını daha sonra "Haristan" ve "Gülistan" adlı iki ayrı kitapta bir araya getirerek genellikle gerçeklikten uzak, tamamen hayal ürünü konulara yer verdi. Bununla birlikte, Servet-i Fünûn estetiğine uygun olarak ağır ve süslü bir üslup kullandı.
Diplomatik kariyeri ile hocalığı sürdüren yazar, 1898-1908 yılları arasında Galatasaray Sultanisi'nde ders vermeye devam etti. Bu verimli ders yılları esnasında, ileride Türk şiirinin dev isimlerinden olacak Ahmet Haşim'in öğretmenliğini üstlendi. Ülkede II. Meşrutiyet'in ilan edilmesinin ardından Ticaret ve Ziraat Nezareti bünyesinde yeni bir idari göreve atandıysa da kısa süre sonra çok sevdiği yuvası olan Hariciye Nezareti'ne dönüş yaptı. Galatasaray Sultanisi'ndeki edebiyat hocalığı görevini, okul müdürlüğüne yakın dostu Tevfik Fikret'in getirilmesiye kendi isteğiyle sonlandırdı. Buradaki görevinden ayrıldıktan sonra Darülfünun Edebiyat Fakültesi bünyesinde Fransız ve Alman edebiyatları dersleri vermeye başladı.
Ülkenin siyasi ve sosyal dönüşümler, Ahmed Hikmet Bey'in sanat anlayışında da köklü değişimi beraberinde getirdi. Ağır ve hayalci çizgisinden tamamen uzaklaşan yazar, dil ve konu bakımından bambaşka bir üsluba yöneldi. Yazar, bu dönemde Türkçülük fikrini samimiyetle benimsedi.
Türkçülük İdeali ve Öz Türkçe Arayışları
Fikirlerin yayılması ve kurumsallaşması amacıyla etkin roller üstlenen yazar, kültür cemiyetlerinin teşekkülüne doğrudan öncülük etti. Bu doğrultuda şu derneklerin kuruluşunda yer aldı:
- 1908'de kurulan Türk Derneği'nin kurucu üyelerinden biriydi.
- 1911'de kurulan Türk Yurdu Derneği'nde başrol üstlendi.
- Servet-i Fünûn dönemindeki ağır dilin aksine, halkın anlayacağı arı bir Türkçe ile hikayeler yazdı.
Yazar, Türkçülük akımına bağlı olarak kaleme aldığı bu yeni tarz öykülerini 1922'de yayımlanan "Çağlayanlar" adlı başyapıtında topladı. Kitap, sade dili ve vatanseverlik hisleriyle milli edebiyatın adeta manifestosu haline geldi. Sanatçının kaleme aldığı tek roman "Gönül Hanım" ise Tasvir-i Efkar Gazetesi sütunlarında tefrika edilerek okuyucuyla buluştu. Ahmed Hikmet Bey bu meşhur romanında, aydınlar arasında rağbet gören Turancılık ülküsünü edebi kurgu çerçevesinde hararetle savundu.
Son Dönem Görevleri ve Vefatı
Yazarın diplomatik hizmetleri yaşamının son yıllarında da artarak devam etti. 1913-1918 yılları arasında Peşte Başşehbenderi olan Ahmed Hikmet Bey, mütareke döneminde ülkesine döndü. Savaş sonrasında sorumluluk üstlenerek harp malzemeleriyle ilgilenen özel bir komisyonun başkanlığına getirildi. Bu resmi görevi dolayısıyla Peşte, Viyana ve Berlin gibi önemli Avrupa merkezlerinde diplomatik temaslarda bulundu. Cumhuriyet'in ilanından sonra saygınlığını koruyan diplomat, 1924'te Halife Abdülmecid Efendi'nin baş mabeyinciliği görevine getirildi.
Ankara'nın başkent olmasıyla bürokraside aktif rol oynayan tecrübeli diplomat, 1926'da Ankara'da Hariciye Müsteşar vekaleti üstlendi. Aynı yıl içerisinde gösterdiği üstün başarıların neticesinde bakanlığın asil müsteşarı makamına getirildi. Hem edebiyat hem de dış politika alanında ülkesine kıymetli katkılar sunan bu değerli devlet adamı, 1927 yılında İstanbul'da yakalandığı karaciğer kanseri nedeniyle hayata gözlerini yumdu. Ahmed Hikmet Bey'in naaşı, ebedi istirahatgahı olan Maçka Mezarlığı'na defnedildi.
