Türkiye'nin yakın tarihine damga vuran en gizemli isimlerin başında gelen Abdullah Çatlı, 1 Haziran 1956 tarihinde Nevşehir'de dünyaya gözlerini açtı. İkizler burcu olan ve genç yaşlarından itibaren kendisini hareketli bir siyasi iklimin içinde bulan Çatlı, 1970'li yıllardan 1996 yılındaki ölümüne kadar derin devlet ilişkileri, silahlı eylemler ve çeşitli sahte kimliklerle sürdürdüğü kaçak yaşamıyla hep gündemde kalmayı başardı. Gerek yurt içindeki milliyetçi yapılanmalardaki liderlik rolleri gerekse yurt dışındaki sansasyonel faaliyetleri sebebiyle güvenlik bürokrasisi ile yeraltı dünyasının kesişim noktasında konumlanan bu figürün hayat hikayesi, Susurluk'taki o karanık kazayla noktalandı.
Siyasi Arenaya Giriş ve Ankara Yılları
Nevşehirli Ahmet ve Remziye çiftinin oğlu olan Abdullah Çatlı, kardeşi Zeki ile birlikte Anadolu'da büyüdü. Henüz gençlik yıllarında, 1974 senesinde Meral Aydoğan ile hayatını birleştiren Çatlı'nın bu evlilikten Gökçen ve Selcen adlarında iki kız çocuğu dünyaya geldi. Aktif siyasete adım atması çok sürmedi; 1977 yılında Ülkü Ocakları Ankara İl Başkanlığı görevine getirilerek milliyetçi camiada adından söz ettirmeye başladı. Bir sonraki yılın baharında, Muhsin Yazıcıoğlu'nun genel başkanlık koltuğunda oturduğu Ülkücü Gençlik Derneği'nde Genel Başkan Yardımcısı olarak görev aldı.
Bu dönem, Türkiye'nin en çalkantılı ve şiddet sarmalına gömüldüğü yıllardı. Çatlı, akademisyen Doç. Dr. Bedrettin Cömert'in 11 Temmuz 1978'de Ankara'da uğradığı suikastın şüphelisi olarak Ağustos ayında Sakarya'da kolluk kuvvetlerince yakalandı. Ancak kısa süre sonra adli makamlarca salıverildi. Ankara polisinin kendisini yeniden gözaltına alması da sonucu değiştirmedi; yine serbest kaldı. Aynı yılın sonbaharında, Ankara'nın Bahçelievler semtinde yedi TİP üyesi gencin katledilmesi olayının arkasındaki beyin ve ana sorumlusu olmakla suçlandı. Bu vahim hadiseye dair hakkında tutuklama kararının çıkması ise ancak dört yılı aşın bir süre sonra, 1982'de gerçekleşebilecekti.
Firar Yılları ve Sınır Ötesindeki Gizli Operasyonlar
Yurt içindeki baskı çemberi daralınca Çatlı, çareyi sahte kimliklerle gizlenmekte buldu. İstanbul'a geçerek Hasan Kurtoğlu ismiyle yaşamaya başladı. Bu süreçte, Gazeteci Abdi İpekçi'nin katili Mehmet Ali Ağca'nın askeri cezaevinden kaçırılması planını organize ettiği ve onu meskeninde sakladığı iddiaları ortaya atıldı. 1980 askeri darbesinin ardından Nevşehir Emniyeti'nden temin ettiği sahte bir pasaport vasıtasıyla sınır dışına kaçtı. Avrupa'da Bulgaristan, Avusturya ve İsviçre arasında mekik dokudu. İsviçre'de Mehmet Saral kimliğiyle yakalansa da bir kez daha özgürlüğüne kavuştu.
Uluslararası alanda adı birçok gizemli olayla anılmaya devam etti. Papa II. Jean Paul'e yönelik 1981 yılındaki suikast girişiminin planlayıcıları arasında yer aldığı öne sürüldü. Bir yıl sonra, İtalyan antikomünist figür Stefane Deele Chiaie ile beraber Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Dünya Anti Komünistler Birliği toplantısında boy gösterdiği iddia edildi. Resmi MİT belgelerine göre, devletin istihbarat teşkilatı Çatlı'yı 1983 yılından itibaren terör örgütü ASALA'ya karşı yürütülen beş farklı gizli eylemde kullandı. Paris'te kurulan bu temaslar, Çatlı'nın 1984'te Fransa'da uyuşturucuyla yakalanmasının ardından son buldu.
Fransız polisinin gerçekleştirdiği operasyonda üzerinde Hasan Kurtoğlu pasaportu ve 450 gram eroinle yakalanan Çatlı, Fransa'da yargılanarak 4,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Türkiye'nin suçlu iadesi talebi, o dönem ülkede idam cezasının bulunması gerekçesiyle reddedildi. Cezaevindeyken Papa suikastı davasına tanık olarak katılan Çatlı, suçlamaların yönünü değiştirecek ifadeler verdi. Fransız makamlarınca daha sonra İsviçre'ye teslim edilen firari isim, buradaki cezaevinden 1990 yılında kaçmayı başararak izini kaybettirdi.
Türkiye'ye Dönüş ve Susurluk Kazası
1993 yılında sahte Şahin Ekli pasaportuyla Yeşilköy Havaalanı'ndan Türkiye'ye giriş yapan Çatlı, gözaltına alınsa da yine serbest bırakıldı. Ancak o gün alınan parmak izleri, yıllar sonra kumarhane işletmecisi Ömer Lütfü Topal cinayetinde kullanılan bir silahın üzerinde tespit edilecekti. Türkiye'de kaldığı yıllarda Mehmet Özbay sahte kimliğiyle iş dünyasına atıldı. İnşaat, gıda ve tekstil sektörlerinde faaliyet gösteren şu altı şirkete ortak oldu:
- Baysa İnşaat
- GSC Tekstil Ürünleri
- Limon Lokantacılık
- Japet Et Mamülleri
- Sultan Tekstil
- Gülden Tekstil
Çatlı'nın kullandığı sahte isimlerin ve takma adların çeşitliliği onun çok yönlü kaçış stratejisini gözler önüne seriyordu:
- Mehmet Özbay
- Mehmet Özbey
- Abdullah Çatalı
- Abdullah Çaltı
- Mehmet Saral
- Hasan Dağarslan
- Hasan Kurtoğlu
- Şahin Ekli
3 Kasım 1996 günü Balıkesir'in Susurluk ilçesi yakınlarında meydana gelen o meşhur trafik kazası, Çatlı'nın gizemli serüveninin sonu oldu. DYP Milletvekili Sedat Bucak, eski polis müdürü Hüseyin Kocadağ ve Gonca Us ile aynı araçta bulunan Abdullah Çatlı, 40 yaşında yaşamını yitirdi. Kazadan yalnızca Sedat Bucak sağ kurtulabildi. Çatlı'nın üzerinden dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ağar'ın imzasını taşıyan bir silah ruhsatı ve özel yeşil pasaport çıkması, ülkede derin devlet tartışmalarını alevlendirdi. Otopsisinde kanında kokain bulunan Çatlı'nın cenazesi, memleketi Nevşehir'deki Necdet Ersan Mezarlığı'nda toprağa verildi.
Tansu Çiller'in başbakanlığı döneminde PKK'nın finansörlerine yönelik tasfiye operasyonlarında görev aldığı, Azerbaycan'daki darbe girişiminde rol oynadığı ve Tarık Ümit ile Ömer Lütfü Topal cinayetlerine karşıtığı yönündeki iddialar, ölümünden sonra da Türkiye gündemini uzun süre meşgul etti. Hayatı, popüler kültürde ve çok sayıda araştırmacı gazetecilik kitabında derinlemesine analiz edildi.
Bu kitaplardan bazıları şunlardır:
- Babam Çatlı - Gökçen Çatlı
- Reis Gladio'nun Türk Tetikçisi - Doğan Yurdakul, Soner Yalçın
- Derin Abiler - Necdet Pekmezci
- Bir Vatan İki Reis - Çınar Özkan
- Abdullah Çatlı Kimdir? - Hakan Türk
