Zile'nin Tarihsel Önemi ve Coğrafi Konumu
Tokat il merkezinin 66 kilometre batısında yer alan Zile, Anadolu'nun en eski yerleşim merkezlerinden biridir. Kuzeyinde Amasya ili, doğusunda Turhal, güneyinde Artova ve Yozgat'ın Kadışehri ilçesi, batısında ise Yozgat'ın Çekerek ile Amasya'nın Göynücek ilçeleriyle çevrilidir. Kentsel dokusu eski ve yeni yapıların uyumlu birlikteliğinden oluşan ilçenin kuzeybatısında ise Zile Ovası uzanmaktadır. Tarih boyunca tarım ve ticaret yolları üzerinde bulunması, bölgenin jeopolitik ve sosyo-kültürel açıdan gelişmesinde büyük rol oynamıştır.
Geç Kalkolitik Çağ'dan Günümüze Köklü Bir Geçmiş
Zile'de yerleşimin kökenleri Geç Kalkolitik Çağ'a (M.Ö. 5000-4000) kadar uzanmaktadır. Hititler zamanında Anzilia ismiyle anılan yerleşim, tarih boyunca sırasıyla Hitit, Kaşka, Frig, Kimmer, İskit, Asur, Med, Pers, Büyük İskender, Pontus, Roma, Bizans ve Türk egemenliği altına girmiştir. Antik çağlarda Zela adıyla da bilinen bu yerleşim hakkında coğrafyacı Strabon, Asur kraliçesi Semiramis tarafından kurulduğunu belirtmiş ve yerleşimin ortasındaki tepelik alanı Semiramis Tepesi olarak adlandırmıştır. 1071 yılındaki Malazgirt Meydan Muharebesi'nin ardından Dânişmendliler Beyliği'nin kurulmasıyla Türk hâkimiyetine giren bölge, sırasıyla Anadolu Selçuklu Devleti, Moğollar, İlhanlılar, Eretna Beyliği, Kadı Burhâneddin Devleti ve nihayet 1399 yılında Yıldırım Bayezid tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır.
Sezar'ın Tarihi Sözü ve Kültürel Miras
Zile, dünya tarihi açısından son derece önemli bir iddiaya ev sahipliği yapmaktadır. Roma İmparatorluğu döneminin ünlü generali Jül Sezar'ın meşhur "Veni, vidi, vici" (Geldim, gördüm, yendim) sözünü bu bölgede söylediği iddia edilmektedir. Pontus Krallığı ve Roma İmparatorluğu dönemlerinde tanrıların kutsal alanı ve tapınak merkezi olarak varlığını sürdüren Zile, Pers Bereket Tanrıçası Anaitis (Anahita) kültüne ait önemli bir tapınağa ev sahipliği yapmıştır. Yılın belirli dönemlerinde tapınak çevresinde düzenlenen törenler, ticari hayatın canlanmasına ve köklü Zile Panayırı kültürünün doğmasına vesile olmuştur. Ünlü arkeolog Charles Texier de bu panayırın kökenini antik dönemdeki Anaitis kültü etrafında yapılan şenliklerle özdeşleştirmiştir.
Seyyahların Gözünden Zile ve Osmanlı Dönemi Yaşamı
Osmanlı idaresi altında 1520 yılından itibaren kaza statüsü kazanan Zile, canlı ticari hayatını korumuştur. 1650 yılında şehri ziyaret eden ünlü seyyah Evliya Çelebi, Türkçede halı ve kilime "Zili" dendiğini, yerleşimde halı ve kilimin çokça dokunmasından dolayı buraya Zile adının verildiğini aktarmıştır. Evliya Çelebi seyahatnamesinde, Zile Kalesi'nin eteklerinde bağ ve bahçeli 3.000 adet toprak örtülü evin bulunduğunu, bölgenin armudunun ve sergi üzümünün son derece meşhur olduğunu dile getirmiştir. 15. ve 16. yüzyıllardan itibaren pazar günleri kurulan pazar ve panayırlar sayesinde çevre il ve ilçelerle güçlü bir etkileşim kuran Zile, Anadolu'nun köklü kültür mirasını günümüze kadar taşımıştır.